Karar Bülteni
AYM Cemal Korkmaz vd. BN. 2020/23918
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/23918 |
| Karar Tarihi | 01.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hukuka aykırı yıkımda tam tazminat ödenmelidir.
- Mülkiyet hakkına müdahale kanuna dayanmalıdır.
- İdarenin hatalı işlemi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Enkaz bedeli ödenmesi zararı tam karşılamaz.
- Ruhsatsız yapının da ekonomik menfaati korunur.
Bu karar, idarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği yıkım işlemleri neticesinde vatandaşların uğradığı maddi zararların eksiksiz bir biçimde karşılanması gerektiği yönünde çok net bir mesaj vermektedir. Anayasa Mahkemesi, idari yargı kararıyla hukuka aykırılığı kesin olarak saptanmış olan bir yıkım işleminde, idarenin vatandaşa yapının gerçek bedeli yerine yalnızca cüzi bir enkaz bedeli ödemesini mülkiyet hakkına açık bir müdahale olarak nitelendirmiştir. İdarenin eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğince, hukuka aykırı işlem hiç tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa onu o konuma getirmekle yükümlü olduğu son derece belirgin bir şekilde vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Özellikle imar affı başvurusu sonuçlandırılmadan veya hukuka aykırı olarak idarece yıkılan kaçak ve ruhsatsız yapıların tazminat davalarında idare mahkemelerinin sadece enkaz bedeline hükmetme pratiğinin önüne geçecek güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yapı ruhsatsız bile olsa kişilerin yıkılan yapıların kullanımı yönünden Anayasa kapsamında korunması gereken meşru bir ekonomik menfaatleri olduğunu kesin olarak teyit etmiştir. İdarenin haksız eylemleri sonucu doğan mali kayıpları tam olarak telafi etme yükümlülüğünün, idari işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlama noktasında caydırıcı bir etki yaratması ve uygulamanın seyrini değiştirmesi beklenmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların murisi, 1975 yılında satın aldığı hisseli taşınmaz üzerine bir ev inşa etmiş ve 1983 ile 1987 yıllarında imar affından yararlanmak için belediyeye başvurmuştur. Ancak belediye yönetimi bu imar affı başvurularını yıllarca sonuçlandırmamıştır. İlerleyen yıllarda bölgede yapılan imar uygulaması ile bu ev park ve yol alanında kalmış, başvuruculara ise başka bir parselden hisse verilmiştir.
Belediye, 2014 yılında söz konusu evin kaçak olduğu gerekçesiyle yıkım kararı almış ve akabinde evi yıkmıştır. Başvurucular, bu yıkım kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası açarak kazanmış ve yıkım işleminin hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tescillenmiştir. Bunun üzerine başvurucular, haksız yıkım nedeniyle evlerinin gerçek bedelinin ödenmesi için belediyeye karşı tazminat davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi, evin kaçak olması sebebiyle zararın tamamının değil, sadece enkaz bedelinin ödenmesine karar vermiştir. Başvurucular, idarenin hukuka aykırı eylemi nedeniyle oluşan zararın tümüyle karşılanmaması üzerine mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılacak incelemelerde öncelikle müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığını sıkı bir denetime tabi tutmaktadır. Anayasa'nın 35. maddesi mülkiyet hakkını koruma altına alırken, 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlandırılabileceğini emretmektedir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kesin bir kanuni dayanağa sahip olmasıdır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ruhsatsız yapıların yıkılması durumunda dahi kişilerin bu yapıların kullanımı yönünden korunması gereken ekonomik bir menfaatleri ve mülkiyet hakları bulunmaktadır. İdarenin tesis ettiği bir işlemin hukuka aykırı olduğunun idare mahkemelerince iptal kararıyla saptanması durumunda, bu işleme dayalı olarak gerçekleştirilen fiili eylemlerin (somut olayda yıkım eyleminin) kanuni dayanaktan tamamen yoksun olduğu kabul edilmektedir.
Hukuk devleti ilkesinin temel bir gereği olarak idare, hukuka aykırı şekilde tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri bütünüyle gidermek ve doğan zararları tam olarak tazmin etmekle yükümlüdür. Bu noktada evrensel bir hukuk kuralı olan "eski hâle getirme (restitutio in integrum)" ilkesi devreye girmektedir. Bu ilke, kişiyi hukuka aykırı idari işlem hiç tesis edilmemiş olsaydı hangi konumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmeyi zorunlu kılmaktadır.
Uyuşmazlığın temelinde yatan 3194 sayılı İmar Kanunu m.32 uyarınca tesis edilen yıkım işleminin bizzat idare mahkemesince hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiş olması karşısında, zararın hesaplanmasında yapının yasal durumunun aleyhe yorumlanması mümkün değildir. İdarenin haksız eylemiyle oluşan tüm mali kayıpların telafi edilmesi, Anayasa'nın 5. maddesi bağlamında devlete yüklenen hak ihlallerinin önlenmesi ve caydırıcı tedbirler alınması ödevinin de ayrılmaz bir parçasıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle idarenin yıkım kararının hukuki niteliğini ele almıştır. Başvurucuların murisi tarafından inşa edilen yapıya ilişkin imar affı başvurusunun idare tarafından yıllarca sonuçlandırılmadığı ve sonrasında 3194 sayılı İmar Kanunu m.32 uyarınca tesis edilen yıkım işleminin idari yargı yerlerince hukuka aykırı bulunarak net bir şekilde iptal edildiği tespit edilmiştir. Mahkemenin iptal kararıyla birlikte, belediyenin gerçekleştirdiği yıkım eyleminin kanuni dayanaktan tamamen yoksun olduğu kesinleşmiştir. Müdahalenin en temel şart olan kanunilik şartını taşımadığı anlaşıldıktan sonra, Anayasa Mahkemesi tarafından bu ağır ihlalin idarece ödenen tazminatla giderilip giderilmediği hususu derinlemesine irdelenmiştir.
Dosyaya sunulan sulh hukuk mahkemesi delil tespiti bilirkişi raporuyla, söz konusu yapının gerçek bedelinin 71.100 TL, enkaz bedelinin ise bunun yalnızca yüzde onuna denk gelen 7.113 TL olduğu teknik olarak belirlenmiştir. Derece mahkemeleri, hukuka aykırılığı kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit olan yıkım eylemine rağmen idareyi sadece cüzi miktardaki enkaz bedelini ödemekle sorumlu tutmuş ve tazminat davasının geri kalan önemli kısmını reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi ise yargı mercilerinin bu yaklaşımının, hukuka aykırı idari işlem nedeniyle doğan zararın tam olarak karşılanması ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını vurgulamıştır.
Mahkemenin tespitine göre idarenin, hukuka aykırı şekilde yıktığı yapı sebebiyle meydana gelen gerçek zararın tamamını tazmin ederek hukuka aykırılığı bütünüyle ortadan kaldırması gerekmektedir. Yalnızca yapının gerçek bedelinin yaklaşık yüzde onluk bir kısmının ödenmesi, idarenin haksız yıkım eylemiyle mülkiyet hakkına yaptığı ağır müdahalenin ve buna bağlı hak ihlalinin aynen devam etmesine yol açmıştır. Ortaya çıkan zarar tam olarak giderilmediğinden, eski hâle getirme ilkesi derinden zedelenmiş ve bireylere tanınan anayasal mülkiyet hakkı güvenceleri tamamen etkisiz bırakılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.