Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/571 E. | 2025/2877 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/571 E. 2025/2877 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/571
Karar No 2025/2877
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Tanıkların kısıtlanması adil yargılanmayı ihlal eder.
  • Davalıyla davası olan işçi tanık olarak dinlenebilir.
  • Usul hükmü uyarınca tanık reddi gerekçelendirilmelidir.
  • Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlenmesinden vazgeçilemez.

Bu karar, iş hukuku yargılamalarında hukuki dinlenilme hakkının ve ispat hakkının sınırlarını çizen son derece kritik bir emsal niteliğindedir. Özellikle çok sayıda işçiyi ilgilendiren seri davalarda, mahkemelerin yargılamayı hızlandırmak amacıyla tanıkların bir kısmını dinlemekten vazgeçmesinin hangi şartlarda hukuka uygun kabul edileceği netleştirilmiştir. Kararda, tarafın duruşmada hazır ettiği tanıkların sırf işverenle kendi husumetleri olduğu veya seri davaları bulunduğu gerekçesiyle dinlenmemesi, adil yargılanma hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Uygulamada sıkça rastlanan, ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının iptali talepli davalarda ve psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispatında tanık beyanlarının belirleyici gücü bir kez daha vurgulanmıştır. Yargıtay, kanunun hakime tanıdığı yetkinin, ancak mahkemenin maddi vakıa hakkında tam ve yeterli bir kanaate ulaştığı durumlarda uygulanabileceğini; aksi takdirde işçinin ispat hakkının elinden alınmış olacağını güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. İş uyuşmazlıklarında ispat yükü ve delil serbestisi prensipleri çerçevesinde, tanık delilinin mahkemece keyfi olarak sınırlandırılamayacağı tescillenmiştir. Bu yönüyle karar, hem ilk derece mahkemelerinin usul kurallarını tatbikine yön vermekte hem de arabuluculuk süreçlerindeki irade fesadı iddialarının daha şeffaf, etkili ve adil bir biçimde yargılamaya konu edilmesini güvence altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı işverene ait işyerinde çalışırken kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanmıştır. Davacının iddiasına göre, işveren emekliliğe hak kazanan işçilerle çalışmak istemediğini belirterek baskı kurmuş ve işçileri emeklilik sebebiyle işten ayrılma dilekçesi imzalamaya zorlamıştır. Ardından bir ihtiyari arabuluculuk süreci işletilmiş, ancak bu süreçte işçinin iradesi fesada uğratılarak eksik ödemeler yapılmıştır. Ayrıca bazı işçilere sağlanan ek menfaatler davacıya verilmemiş ve işverenin eşit davranma borcuna aykırı hareket edilmiştir. Davacı, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile eksik ödenen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı farkları ve ek menfaat alacaklarının tahsilini talep ederek dava açmıştır. Davalı işveren ise sürecin hukuka uygun olduğunu, ödemelerin yapıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi uyuşmazlığı çözerken anayasal güvence altındaki adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkı prensiplerine dayanmıştır.

Adil yargılanma hakkının temel unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile usul hukukumuzda teminat altına alınmıştır. Bu hak, davanın taraflarına iddia, savunma ve ispat imkânını eşit olarak sunar. Taraflar arasındaki mücadelenin "silahların eşitliği ilkesi" çerçevesinde yürütülmesi, adaletin tecellisi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için mutlak zorunludur.

Yargılamayı gereksiz yere uzatma çabalarını önlemek amacıyla düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü, mahkemeye gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinme imkânı tanır. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için, mahkemenin ispat edilmek istenen hususta "yeter derecede bilgi edindiği" durumların varlığı şarttır. Dinlenen az sayıdaki tanığın beyanlarına rağmen iddiaların tam olarak ispatlanamadığı sonucuna varılıyorsa, mahkemenin yeterli bilgi edinmediği çok açıktır ve kalan diğer tanıkların dinlenmesinden kesinlikle vazgeçilemez.

Ayrıca, usul hukukumuzda davalı işveren ile husumeti bulunan veya işverene karşı kendi işçilik alacağı davası olan bir kişinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair hiçbir emredici kanuni engel bulunmamaktadır. Hâkim, tanık beyanlarını serbestçe takdir eder ve diğer delillerle birlikte değerlendirerek vicdani kanaatine göre sonuca ulaşır. Bu kuralların yargılama esnasında dar yorumlanması, doğrudan adil yargılanma ve ispat hakkının hukuka aykırı biçimde kısıtlanması anlamına gelir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada, davacı vekili tarafından sunulan on kişilik tanık listesinden yalnızca iki tanık dinlenerek hüküm kurulmuştur. Mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların davalı işveren ile aralarında seri mahiyette davalar bulunduğu, bir kısmının EYT kapsamında işten ayrıldığı ve dinlenmelerinin dosyanın esasına ayrıca bir katkı sağlamayacağı gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun m.241 uyarınca dinlenmelerini reddetmiştir. Ancak Yargıtay incelemesinde mahkemenin bu usuli tutumu açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Somut olayda davacı taraf, dinlenmeyen tanıklardan bazılarını duruşma salonu dışında hazır etmiştir. Mahkemece bizzat duruşmada hazır edilen bu tanıkların dinlenmemesi, davayı uzatma amacı taşımadığı açık olan bir durumda hukuki dinlenilme hakkının doğrudan ihlalidir. İlk Derece Mahkemesinin, dinlenen az sayıdaki iki tanığın beyanlarına dayanarak "davacının iddialarını ispatlayamadığı" gerekçesiyle davayı reddetmesi, aslında mahkemenin ispat konusunda yeterli kanaate ulaşmadığını bizzat göstermektedir. Yeterli bilgi edinilmeden diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi kanuna aykırıdır. Ayrıca, bir işçinin işverenle kendi davası bulunması, onun tanık olarak dinlenmesine hukuki bir engel teşkil etmemektedir; zira hâkim bu beyanları zaten serbestçe takdir edecek konumdadır.

Bunun yanı sıra, Mahkemece fark kıdem tazminatı talebi hakkında "üzerinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı" kuralı gerekçe gösterilerek dava şartı yokluğundan usulden ret kararı verilmesi de hatalı bulunmuştur. Zira arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli sayılması hâlinde davanın dava şartı yokluğundan değil, doğrudan esastan reddine karar verilmesi usul hukukunun bir gereğidir. Ancak temyiz edenin sıfatı dikkate alındığında bu husus ayrıca bozma sebebi yapılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması ve eksik inceleme yapılması sebepleriyle İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: