Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/570 E. 2025/2876 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/570 |
| Karar No | 2025/2876 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak ve Arabuluculuk Tutanağının İptali |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tanıkların kısıtlanması hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.
- İşverenle davası olan işçi tanık dinlenebilir.
- Tanık beyanları hâkim tarafından serbestçe takdir edilir.
- Duruşmada hazır edilen tanık mutlaka dinlenmelidir.
Bu karar, iş uyuşmazlıkları yargılamasında tarafların ispat hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde tanıkların dinlenilmesi hususunda çok önemli ve aydınlatıcı bir sınır çizmektedir. Mahkemelerin, işçinin gösterdiği tanıkları sırf işverenle kendi aralarında husumet veya derdest bir dava bulunduğu ya da işyerinden farklı tarihlerde ayrıldıkları gerekçesiyle peşinen dinlemekten imtina etmesi, Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının son derece açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, tarafın duruşma kapısında dahi hazır ettiği tanıkların dinlenmemesini, davacı işçinin davayı uzatma gibi kötüniyetli bir amacı taşımadığı sürece kanuna ve usul kurallarına kesinlikle aykırı bulmuştur.
Benzer işçilik alacağı ve arabuluculuk tutanaklarının iptali davalarında bu kararın emsal etkisi, yerel mahkemelerin ve bölge adliye mahkemelerinin usul hükümlerini uygularken ne kadar titiz ve hukuka uygun davranmaları gerektiğini açıkça göstermesidir. Yargıtay, işverene karşı davası olan bir kişinin tanık olamayacağına dair usul hukukumuzda hiçbir engel bulunmadığını kesin ve net bir biçimde ortaya koymuştur. İş uyuşmazlıklarında ispat külfeti ve delillerin toplanması aşamasında, tanıkların beyanlarının doğruluğunu ve tarafsızlığını takdir yetkisi yargılamayı yapan hâkime ait olmakla birlikte, bu hukuki takdir yetkisinin, tanığı hiç dinlemeden peşinen reddetme şeklinde kullanılamayacağı uygulamadaki tüm mahkemeler ve meslektaşlar için son derece kritik bir yol haritası niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanan bir işçinin, işverenin baskısı, psikolojik tacizi ve tek taraflı yönlendirmesiyle işten ayrılmak zorunda bırakıldığını iddia ederek eski işverenine karşı açtığı davadan kaynaklanmaktadır. İşçi, davalı işverenin tüm çalışanlara mesaj gönderdiğini, EYT kapsamında emekliliğe hak kazananlarla artık çalışmak istemediğini açıkça beyan ettiğini ve kendisini insan kaynakları birimine yönlendirerek matbu bir istifa dilekçesini imzalamaya zorladığını ileri sürmüştür. Sürecin devamında taraflar arasında bir ihtiyari arabuluculuk süreci yürütülmüş, ancak işçi bu sürecin de göstermelik olduğunu ve iradesinin fesada uğratıldığını savunmuştur.
Davanın bir diğer önemli boyutu ise eşit davranma borcuna aykırılık iddiasıdır. Davacı işçi, işten çıkarılan bazı işçilere beş, yedi veya dokuz aylık ücret tutarlarında ek menfaatler sağlandığını, ancak kendisinin de dâhil olduğu belirli bir işçi grubuna bu ek menfaatlerin kasten ödenmediğini, bu durumun işyeri uygulamalarına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Davacı, iradesinin sakatlandığını belirterek imzalanan ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini, eksik ödenen kıdem ve ihbar tazminatı farkları ile ayrımcılık yapılarak ödenmeyen ek menfaat alacaklarının davalı şirketten tahsil edilmesini talep etmiştir. İşveren ise sürecin tamamen yasal olduğunu ve davanın reddini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken anayasal bir güvence altında olan hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve bu hakların ayrılmaz bir parçası olan usul hukuku kurallarını temel almıştır.
Öncelikle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en mühim ve vazgeçilmez unsuru hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu anayasal prensip kapsamında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 uyarınca davanın taraflarının iddia, savunma ve en önemlisi ispat hakları koruma altına alınmıştır. Bu durum, modern usul hukukunda silahların eşitliği ilkesinin zorunlu bir sonucudur ve mahkemelerin bu eşitliği sağlaması gerekmektedir.
Uyuşmazlığın usul hukuku boyutunu ilgilendiren ve karara temel teşkil eden en önemli kural ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmüdür. Bu kanun maddesine göre mahkeme, dinlenen tanıkların beyanlarıyla ispat edilmek istenen maddi vakıalar hakkında yeterli bilgi edindiği takdirde, gösterilen diğer tanıkların dinlenilmesinden vazgeçilmesine karar verebilir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyi, davayı uzatma niyetiyle hareket eden tarafın kötüniyetli çabalarını önlemek gibi spesifik bir amaca bağlamıştır. Haklı işçilik alacaklarına bir an evvel kavuşmak isteyen bir işçinin, davayı gereksiz yere uzatma amacı taşıyamayacağı genel kabul görmektedir. Ayrıca usul hukukumuzda işverenle arasında dava bulunan bir işçinin başka bir işçinin davasında tanıklık yapamayacağına dair hiçbir kısıtlayıcı kural bulunmamakta olup, hâkim tanığın beyanını serbestçe takdir etmekle yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk Derece Mahkemesi, yargılama aşamasında davacı işçi tarafından mahkemeye sunulan tanık listesinde isimleri bildirilen on tanıktan sadece ikisini dinlemiş ve kalan tanıkları dinlemekten imtina etmiştir. Mahkeme bu kararını; diğer tanıkların davalı işverenle aralarında seri mahiyette süren davaları bulunduğu, bazılarının işyerinden davacıdan farklı tarihlerde ayrıldıkları ve dinlenmelerinin esasa hiçbir katkı sağlamayacağı gerekçelerine dayandırmıştır. Ancak Yargıtay incelemesinde, bizzat duruşma salonu kapısında hazır edilen ve dinlenilmesi davacı vekili tarafından açıkça talep edilen tanıkların reddedilmesinin, davayı uzatma amacı taşımayan böylesi bir durumda hukuki dinlenilme hakkının son derece ağır bir ihlali olduğu net bir biçimde tespit edilmiştir.
Yargıtay, işverene karşı kendi kişisel davası olan bir işçinin, başka bir işçinin davasında emsal işçi veya tanık olarak dinlenmesine engel hiçbir kanuni kural bulunmadığını belirtmiştir. Tanık beyanlarının inandırıcılığının ve objektifliğinin baştan varsayımlarla reddedilerek değil, tanık bizzat dinlendikten sonra yargılamayı yürüten hâkim tarafından serbestçe takdir edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Üstelik dinlenen iki tanığın beyanları ile mahkemenin yeterli kanaate ulaşamadığı ve davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedildiği göz önüne alındığında, maddi gerçeğin ortaya çıkması için gösterilen diğer tanıkların da mutlaka dinlenmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Ayrıca Yargıtay, İlk Derece Mahkemesinin arabuluculuk tutanağında uyuşmazlık konusu olarak yer almayan ihbar tazminatı farkı talebini dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddetmesini doğru bulmuş; ancak kıdem tazminatı farkı talebinin tutanak kapsamında yer almasına rağmen, anlaşma belgesinin geçerli sayıldığı durumlarda esastan reddedilmesi gerekirken hatalı bir gerekçeyle usulden reddedilmesini de hukuka aykırı bulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının açıkça ihlal edilmesi ile usul kurallarının yanlış uygulanması nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin eksik inceleme ile verdiği kararı hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.