Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2017/14011 E. 2020/1471 K.
Yargıtay 9. HD | 2017/14011 E. | 2020/1471 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/14011 |
| Karar No | 2020/1471 |
| Karar Tarihi | 05.02.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tanık beyanıyla ispatlanan çalışmadan indirim yapılır.
- Karineye dayalı makul indirim yapılması zorunludur.
- Yazılı belgeyle ispatta makul indirim yapılmaz.
- İndirim sebebiyle reddedilen kısma vekalet ücreti çıkmaz.
Bu karar, iş hukuku pratiğinde en sık karşılaşılan fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının ispat yöntemine ve hesaplanmasına ilişkin çok önemli bir kuralı bir kez daha teyit etmektedir. İş davalarında işçinin normal mesaisinin üzerinde sürekli olarak aynı tempoda ve hiçbir kesinti olmaksızın çalışması hayatın olağan akışına aykırı kabul edildiğinden, şayet fazla çalışma iddiası yalnızca tanık beyanlarına dayanıyorsa, hesaplanan tutar üzerinden karineye dayalı makul bir indirim yapılması hukuki bir zorunluluktur. Karar, bu indirimin yapılmamasını ve göz ardı edilmesini doğrudan bir bozma sebebi olarak nitelendirmektedir.
Bunun yanı sıra kararın uygulamadaki en kritik etkilerinden biri de vekalet ücreti boyutudur. Makul indirim veya diğer adıyla hakkaniyet indirimi yapılması sebebiyle reddedilen alacak miktarı üzerinden davalı işveren lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kuralı, işçinin hak arama hürriyetini koruyan ve hukuki öngörülebilirliği sağlayan temel bir prensiptir. Emsal nitelikteki bu karar, hem yerel mahkemelerin hesaplama metodolojisine kesin bir sınır çizmekte hem de tanık beyanları ile ispatlanan alacak kalemlerinde karineye dayalı makul indirimin standart bir uygulama olduğunu göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Eski bir çalışan, vardiya mühendisi olarak görev yaptığı şirkete karşı işçi alacaklarının tahsili amacıyla dava açmıştır. İşçi, çalışması boyunca işyerinde kendisine sistemli bir şekilde psikolojik baskı ve mobbing uygulandığını, üst kademelerden yeniden vardiya mühendisliğine düşürüldüğünü ve yetersiz dinlenme süreleriyle haftanın altı günü uzun saatler boyunca çalışmaya zorlandığını iddia etmiştir. Ayrıca, sigorta primlerinin gerçek maaşı üzerinden yatırılmadığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmasına rağmen ücretlerinin ödenmediğini belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini öne sürmüş; kıdem tazminatı, genel tatil ücreti ve fazla çalışma ücretlerinin tahsilini talep etmiştir.
Buna karşılık işveren tarafı, davacının kendi isteğiyle istifa ettiğini, işyerinde kesinlikle mobbing veya baskı uygulanmadığını ve vardiya mühendisi konumundaki bir çalışanın fazla mesai iddiasını ancak ve ancak yazılı belge ile ispatlayabileceğini savunarak davanın tümden reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davacının iddialarını kısmen kabul etmiş, bunun üzerine işveren vekili kararı temyiz etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş Hukuku uygulamasında fazla mesai ve ulusal bayram ile genel tatil çalışmalarının ispatı ile bu alacakların hesaplanma usulleri belirli kurallara bağlanmıştır. Bu kapsamda Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2017 tarihli kararı büyük önem taşımaktadır. İşçinin fazla çalışma yaptığını ve genel tatillerde çalıştığını ispat yükü kural olarak işçinin üzerindedir. İspat aracı olarak işyeri giriş çıkış kayıtları, puantaj kayıtları, imzalı ücret bordroları gibi yazılı belgeler kesin delil niteliği taşır.
Ancak yazılı belgelerin bulunmadığı veya yeterli olmadığı durumlarda, işçinin bu iddiasını tanık beyanları ile ispatlaması mümkündür. Tanık beyanlarına dayanılarak hesaplanan fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil alacaklarında dikkate alınması gereken en temel hukuk kuralı "karineye dayalı makul indirim" prensibidir. Bir işçinin yılın her günü, hastalık, mazeret veya izin gibi hiçbir kesinti olmaksızın sürekli olarak aynı yoğunlukta fazla mesai yapması hayatın olağan akışına ve insan doğasına aykırı kabul edilir. Bu nedenle, salt tanık anlatımlarıyla belirlenen çalışma süreleri üzerinden hesaplanan alacaklardan hakkaniyete uygun oranda, genellikle yüzde otuz oranında bir indirim yapılması zorunludur.
Eğer fazla çalışma doğrudan yazılı belgelere veya işveren kayıtlarına dayanarak ispat ediliyorsa, bu durumda herhangi bir makul indirim veya hakkaniyet indirimi yoluna gidilemez. Bir diğer önemli usul kuralı ise, mahkemece yapılan karineye dayalı makul indirim sebebiyle reddine karar verilen alacak miktarı üzerinden, kendisini vekille temsil ettiren davalı taraf lehine avukatlık ücretine hükmedilemeyeceğidir. Bu kural, işçinin hukuki arayışında salt yasal takdir yetkisi kullanımı nedeniyle mali külfet altına girmesini engellemeyi amaçlar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, ilk derece mahkemesinin kararında yer alan hukuki değerlendirmeler ve delillerin takdiri mercek altına alınmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve tanık ifadeleri incelendiğinde, yerel mahkemece davacı işçinin fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne karar verildiği görülmektedir. Mahkemenin bu alacak kalemlerinin varlığını ve miktarını belirlerken yazılı bir belge veya puantaj kaydı yerine tamamen davacı tarafça dinletilen tanık beyanlarını esas aldığı sabittir.
Somut olayda, davacının talep ettiği fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil çalışmalarının yalnızca tanık beyanları ile ispatlandığı durumlarda Yargıtay'ın yerleşik uygulaması gereği, hesaplanan toplam tutar üzerinden karineye dayalı makul bir indirim yapılması gerekmektedir. Çünkü işçinin tüm çalışma dönemi boyunca hiç aksatmadan, hasta olmadan veya herhangi bir mazeret izni kullanmadan sürekli fazla mesai yapması fiziksel olarak mümkün görülmemektedir. Yerel mahkeme kararında hesaplanan bu tutarlardan yüzde otuz oranında karineye dayalı makul indirim yapılması gerektiği kararın gerekçe bölümünde teorik olarak ifade edilmesine rağmen, hüküm fıkrasında bu indirimin uygulanmadığı ve alacak kalemlerinin hiçbir indirim yapılmaksızın tam tutarlarıyla hüküm altına alındığı tespit edilmiştir.
Gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki bu açık çelişki ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına aykırı biçimde tanık beyanına dayalı alacaklardan zorunlu takdiri indirimin yapılmaması, ciddi bir hukuka aykırılık oluşturmaktadır. İşveren vekilinin temyiz itirazları tam da bu noktada haklı bulunmuş ve mahkemenin hesaplama yöntemindeki bu hatası kesin bir bozma nedeni yapılmıştır. İndirim yapılması kuralı gözetilmeden oluşturulan karar, hukuki belirlilik ve iş hukuku ilkelerine aykırı düşmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, karineye dayalı makul indirim yapılmaması gerekçesiyle kararı bozmuştur.