Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2017/13852 E. | 2020/1995 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2017/13852 E. 2020/1995 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/13852
Karar No 2020/1995
Karar Tarihi 12.02.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mazeret bildiren vekilin durumu karara bağlanmalıdır.
  • Hukuki dinlenilme hakkı yargılamanın temel unsurudur.
  • Taraf yokluğunda karar verilmesi bozma nedenidir.
  • Adil yargılanma hakkı usuli güvenceleri zorunlu kılar.

Bu karar, medeni usul hukukunun en temel ve vazgeçilmez prensiplerinden biri olan hukuki dinlenilme hakkının yargılama aşamasındaki mutlak önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, taraf vekillerinin yasal haklarını kullanarak sundukları mazeret dilekçelerini işleme alması, bu talepler hakkında olumlu veya olumsuz net bir ara karar oluşturması yasal bir zorunluluktur. Mazeret dilekçesinin görmezden gelinerek yargılamaya devam edilmesi ve tarafa yeni duruşma gününün bildirilmeden davanın esastan karara bağlanması, adil yargılanma hakkının çok açık bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Usuli güvencelerin bu denli göz ardı edilmesi, esasa yönelik incelemenin sıhhatini ve mahkeme kararlarının meşruiyetini doğrudan ortadan kaldırmaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, mahkemelerin usul kurallarını işletirken tarafların savunma haklarına azami saygıyı ve özeni göstermesi gerektiği yönündedir. İş hukuku yargılamalarında genellikle işçi ve işveren arasındaki esasa ilişkin uyuşmazlıklara odaklanılsa da, usul hukukunun katı kurallarına uygun hareket edilmemesi tüm yargılama sürecini temelinden sakatlamaktadır. Yargıtay bu kararıyla, mazeret dilekçesinin değerlendirilmemesi ve yeni duruşma gününün tebliğ edilmemesi gibi temel usuli eksikliklerin, davanın esasına girilmeden dahi tek başına mutlak bir bozma sebebi oluşturduğunu içtihat ederek, yerel mahkemelerin uygulamadaki usul hatalarının kesin bir dille önüne geçmeyi hedeflemiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde çay servis elemanı olarak çalıştığı dönemde kendisine fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ücretlerinin tam ve zamlı olarak ödenmediğini iddia ederek dava açmıştır. Ayrıca davacı, çalışmasının son aylarında yöneticilerin psikolojik tacizine (mobbing) maruz kaldığını, rızası dışında görev yerinin defalarca değiştirildiğini ve ehliyet gerektiren tıbbi atık toplama işine verilmekle tehdit edildiğini belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüştür.

Davalı işveren ise davacının temizlik personeli olarak çalıştığını, fazla mesai alacağının bulunmadığını, görev yerinin değil sadece sorumlu olduğu alanların değiştirildiğini, mobbing iddialarının asılsız olduğunu ve hak edilen tüm alacakların düzenli olarak ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde maddi hukukun yanı sıra medeni usul hukuku kurallarının da eksiksiz ve titizlikle uygulanması yasal bir zorunluluktur. Bu kapsamda, adil yargılanma hakkının en önemli uzantısı olan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 düzenlemesi ile güvence altına alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı" ön plana çıkmaktadır. İlgili kanun maddesine göre davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına mutlak surette sahiptir. Bu hak; yargılamayla ilgili olarak tam anlamıyla bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkını kullanabilme ve mahkemenin tarafların açıklamalarını dikkate alarak usulüne uygun şekilde değerlendirme yapması unsurlarını barındırır.

Yargılama pratiğinde tarafların veya vekillerinin geçerli bir mazeret sunarak duruşmaya katılamamaları yasal mevzuat sınırları içinde olağan bir durumdur. Mahkemenin kendisine usulüne uygun olarak sunulan, özellikle bilişim sistemleri üzerinden elektronik imza ile dosyaya dâhil edilen mazeret dilekçelerini ciddiyetle incelemesi, bu hususta kabul veya ret yönünde açık ve gerekçeli bir ara karar tesis etmesi gerekmektedir. Şayet mahkemece mazeret makul görülüp kabul edilecekse, tayin edilen yeni duruşma gününün mazeret bildiren tarafa usulüne uygun olarak derhal tebliğ edilmesi hukuki bir mecburiyettir.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti, tarafların iddia ve savunmalarını mahkeme huzurunda eşit silahlar ilkesi çerçevesinde sunabilmesini emreder. Savunma hakkının kısıtlanması niteliğini taşıyan her türlü usuli ihlal, mahkemenin esasa ilişkin sağlıklı bir inceleme yapabilmesinin önünde en büyük engeldir. Yargıtay'ın yerleşik ve tavizsiz içtihatlarına göre, hukuki dinlenilme hakkının doğrudan ihlali ağır bir usul hatası olup tek başına mutlak bir bozma sebebidir. Böyle bir usuli sakatlık tespit edildiğinde, davanın esasına yönelik uyuşmazlıkların incelenmesine geçilmesi hukuken mümkün değildir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki bilgi, belge ve yerel mahkemenin yargılama süreci Yargıtay tarafından detaylı bir şekilde incelendiğinde, karara etki eden çok ağır bir usul hatası yapıldığı kesin olarak tespit edilmiştir. Davalı vekilinin, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elektronik imzalı ve usulüne tamamen uygun bir mazeret dilekçesini 26.01.2016 tarihinde mahkemeye sunduğu açıkça anlaşılmaktadır. Vekil, söz konusu dilekçe ile 16.02.2016 tarihinde yapılacak olan tahkikat duruşmasına hukuken geçerli bir sebeple katılamayacağını önceden dosyaya bildirmiştir.

Buna rağmen, yerel mahkemenin 16.02.2016 tarihli celsesinde davalı tarafça gönderilen bu e-imzalı mazeret dilekçesi duruşma tutanağına hiçbir surette geçirilmemiştir. Daha da vahim olanı, usul hukukunun emredici kuralları gereği mahkemenin sunulan bu mazeret talebi hakkında olumlu veya olumsuz hukuki bir değerlendirme yapması ve bu durumu bir ara karara bağlaması gerekirken, dilekçe tamamen yok sayılmıştır. Akabinde yerel mahkeme yargılamayı kesintiye uğratmadan sadece bir gün sonrasına, 17.02.2016 tarihine bırakmış; ancak tayin edilen bu yeni duruşma günü mazeret bildiren davalı vekiline tebliğ edilmeden ve hukuken haberdar olması sağlanmadan yargılamaya devam edilmiştir. Sonuç itibarıyla mahkeme, davalı vekilinin yokluğunda yargılamaya son vererek esasa ilişkin nihaî kararını açıklamıştır.

Yerel mahkemenin, usulüne uygun olarak mazeret bildiren vekilin talebini karara bağlamaksızın yargılamayı alelacele sürdürmesi ve yeni duruşma gününü bildirmeden tarafın yokluğunda davayı bitirmesi, davalı tarafın savunma hakkının telafisi imkânsız şekilde ihlalidir. Yaşanan bu süreç, hukuk sistemimizin temel taşlarından olan hukuki dinlenilme hakkının açıkça kısıtlanmasıdır. Böylesine asli bir usul kuralının ihlal edilmesi, taraflar arasındaki mobbing iddialarının, kıdem tazminatının veya diğer işçilik alacaklarının esastan incelenmesine dahi geçilmeden kararın ortadan kaldırılmasını mecburi kılmaktadır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması nedeniyle kararı diğer temyiz itirazlarını bu aşamada incelemeksizin usulden bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: