Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2018/15262 E. 2018/27075 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/15262 |
| Karar No | 2018/27075 |
| Karar Tarihi | 13.12.2018 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Süresinde yapılmayan ıslah işlemi hukuken tamamen geçersizdir.
- Kanuni süresi kaçırıldığında ıslah hiç yapılmamış sayılır.
- Mahkeme dava dilekçesindeki ilk taleplerle bağlı kalmalıdır.
- Usul kuralları tarafların hukuki güvenliğini sağlamaya yöneliktir.
Bu karar, medeni usul hukukumuzda yargılamanın hızlı, şeffaf ve düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlayan kesin sürelerin önemini ve özellikle kısmi ıslah kurumunun işleyişini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Davacının dava dilekçesinde belirttiği taleplerini artırmak veya değiştirmek amacıyla başvurduğu ıslah müessesesi, kanunda açıkça öngörülen katı sürelere tabidir. Karardan anlaşılacağı üzere, tarafın ıslah işlemini gerçekleştirmesi için verilen bir haftalık yasal sürenin kaçırılması, telafisi imkânsız olan ağır usuli sonuçlar doğurmaktadır. Mahkemelerin usul kurallarına ve bu sürelere resen dikkat etmesi, süresi geçirildikten sonra yapılan işlemleri hiçbir surette dikkate almaması, hem usul ekonomisi hem de adil yargılanma hakkının temel bir gereğidir.
Benzer iş davaları açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir ve uygulamaya yön verici niteliktedir. İşçilik alacakları davalarında genellikle belirsiz alacak davası veya kısmi dava açılarak daha sonradan ıslah yoluna başvurulduğu göz önüne alındığında, avukatların ve vatandaşların ıslah süresini bir gün bile geciktirmelerinin geri dönülemez bir hak kaybına neden olacağı açıkça vurgulanmaktadır. Uygulamada yerel mahkemelerin, süresinde yapılmayan ıslah talebini kesinlikle reddederek dava dilekçesindeki ilk talep miktarlarıyla bağlı kalarak hüküm kurması gerektiği, aksi durumun Yargıtay denetiminde mutlak bir bozma sebebi sayılacağı bu içtihatla tam anlamıyla güvence altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, mahkemelerin süreler konusundaki takdir yetkisinin sınırlarını da çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir restoranda mutfak şefi olarak görev yapan davacı işçi ile işveren arasındaki işçilik alacakları ve manevi tazminat taleplerinden kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, ilk iş gününden itibaren çok ağır çalışma şartları altında ve haftalık izinlerini dahi kullanamadan çalıştırıldığını, işverenin her an aynı verimle sürekli çalışma beklemesinin yanı sıra kendisine mobbing uyguladığını ileri sürmüştür. Yaşadığı bu baskılar nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirten işçi, ödenmeyen işçilik alacaklarının ve manevi tazminatın işverenden tahsil edilmesi için dava açmıştır. Davalı işveren ise işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve herhangi bir baskı uygulanmadığını savunarak davanın reddedilmesini talep etmiştir. Mahkemenin işçi lehine verdiği kısmen kabul kararı üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay'a taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay incelemesine konu olan uyuşmazlığın temel hukuki dayanağını, medeni usul hukukumuzun en önemli kurumlarından biri olan "ıslah" müessesesi ve buna ilişkin öngörülen kanuni süreler oluşturmaktadır. Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı ana kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.181 hükmünde hiçbir yoruma mahal bırakmayacak kadar açıkça düzenlenmiştir.
İlgili kanun maddesinin birinci fıkrasına göre; "Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir." Bu hüküm, yargılamanın makul sürede sonuçlanması, sürecin sürüncemede bırakılmaması ve karşı tarafın hukuki güvenliğinin sağlanması amacıyla getirilmiş kesin ve emredici bir kuraldır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kanunlarda öngörülen kesin süreler hak düşürücü niteliktedir ve hâkim tarafından davanın her aşamasında resen dikkate alınmak zorundadır. Bir davanın tarafları, iddia ve savunmalarını genişletme veya değiştirme yasağının en önemli istisnalarından biri olan ıslah hakkını kullanırken, kendilerine mahkemece tanınan bir haftalık yasal süreyi son derece titizlikle gözetmelidir. Belirlenen bu sürenin kaçırılması halinde, ıslah iradesi geçersiz sayılır ve mahkeme, davacının dava dilekçesindeki ilk talepleri ve beyanlarıyla bağlı kalarak karar vermek durumunda kalır. Doktrinde de genel kabul gördüğü üzere, yasal süresinden sonra yapılan bir ıslah işleminin geçerli hukuki bir sonuç doğurması kesinlikle mümkün değildir. Bu kural, davanın tarafları arasında silahların eşitliği ilkesini ve usuli kazanılmış hak kavramını etkin bir şekilde korumaya hizmet etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından dosya üzerinden yapılan incelemede, öncelikle yerel mahkemenin karar başlığında davalı şirketin unvanının hatalı yazılmasının mahallinde her zaman düzeltilebilir basit bir maddi hata olduğu belirtilerek bu hususa kısaca değinilmiştir. Ancak karardaki asıl ve en temel bozma nedeni, davacı vekilinin ıslah işlemini kanuni süresi içerisinde usulüne uygun olarak yapmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Dosya kapsamındaki duruşma tutanakları incelendiğinde, yerel mahkemenin 02.06.2015 tarihli celsesinde davacı vekiline talep miktarını ıslah yolu ile artırması ve gerekli ıslah harcını yatırması için yasaya uygun olarak bir haftalık kesin süre verildiği tereddütsüz bir şekilde tespit edilmiştir. Verilen bu bir haftalık kesin sürenin son günü 09.06.2015 Salı tarihine denk gelmektedir. Buna karşın davacı vekilinin, ıslah dilekçesini yasal süre geçtikten iki gün sonra, yani 11.06.2015 tarihinde mahkemeye sunduğu ve gerekli harcı da yine aynı gün yatırdığı görülmüştür.
Yüksek Mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.181 hükmünün son derece açık olduğunu ısrarla vurgulamıştır. Yasa koyucunun açık iradesi gereği süresinde yapılmayan ıslah işlemi hukuken geçersizdir ve ıslah hiç yapılmamış sayılarak yargılamaya kaldığı yerden devam edilmelidir. Yerel mahkemenin, süresi kesin olarak kaçırılmış olan bu ıslah dilekçesini dikkate alarak işçilik alacaklarını ve talep miktarlarını artırılmış haliyle hüküm altına alması çok büyük bir usul hatası olarak değerlendirilmiştir. Yerel mahkemenin, geçersiz olan ıslah işlemini tamamen yok sayarak, davacının sadece ilk dava dilekçesinde talep ettiği miktarlarla bağlı kalarak bir karar vermesi gerekmekteydi.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, süresi geçtikten sonra yapılan ıslaha dayanılarak karar verilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğuna hükmederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.