Karar Bülteni
AYM Kadri Güler ve Diğerleri BN. 2022/37088
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/37088 |
| Karar Tarihi | 23.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal (Kısmen) / Kabul Edilemez (Kısmen) |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zararın somut tarihi belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihte başlar.
- Zarar tespitinde aşırı şekilcilik hak ihlalidir.
- Etkili başvuru hakkı mülkiyet hakkıyla doğrudan bağlantılıdır.
Bu karar, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle mülklerine ulaşamayan vatandaşların, uğradıkları zararların tazmini amacıyla idareye yaptıkları başvuruların süre yönünden reddedilmesinin hukuki sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik süregelen ve kesintisiz devam eden müdahalelerde zarar doğuran olay için kesin bir başlangıç tarihi belirlenemeyeceğini, bu nedenle ilgili kanunda öngörülen başvuru sürelerinin ancak müdahalenin tamamen sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağını hüküm altına almıştır. İdarenin başvuru sürelerini katı ve şekilci bir yaklaşımla yorumlayarak tazminat taleplerini reddetmesi, anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Kararın benzer davalar üzerindeki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle terör eylemleri veya güvenlik operasyonları sebebiyle mülklerinden uzak kalan vatandaşların, zararlarının tazmini için kurulan komisyonlara yapacakları başvurularda idarenin daraltıcı ve hak arama hürriyetini zorlaştırıcı yorumlardan kaçınması gerektiği anayasal bir zorunluluk olarak pekiştirilmiştir. Mahkeme, idarenin "olayın her gün tekrarlandığı" yönündeki suni kabulünün vatandaşa orantısız bir külfet yüklediğine ve tazminat imkânını işlevsiz kıldığına vurgu yapmıştır. Bununla birlikte, yargılamaların uzun sürmesine ilişkin iddialarda, yeni kurulan Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesi zorunluluğunun aranması, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesinin makul sürede yargılanma şikayetleri yönünden titizlikle uygulandığını bir kez daha göstermiştir. Bu içtihat, idari kurulların süre tutumlarını esnetmesini sağlayarak hak arama yollarını genişletecek güçlü bir yasal dayanak sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, bulundukları bölgedeki terör olayları ve güvenlik operasyonları nedeniyle mülklerine uzun süre ulaşamamış ve bu durumdan kaynaklanan maddi zararlarının karşılanması talebiyle idari makamlara başvurmuştur. Uyuşmazlık, başvurucuların Zarar Tespit Komisyonuna yaptıkları idari başvuruların, idare tarafından yasal başvuru sürelerinin geçtiği gerekçesiyle dikkate alınmaması ve reddedilmesi üzerine başlamıştır. Başvurucular, söz konusu olayların ve mülke erişim engelinin kesintisiz olarak devam ettiğini belirterek sürenin katı yorumlanmasına itiraz etmişlerdir. İdarenin haksız ret kararları üzerine açılan davaların da aleyhlerine sonuçlanması ve ayrıca yargılama süreçlerinin olağandan çok daha uzun sürmesi sebebiyle uyuşmazlık Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır. Başvurucular, hak arama yollarının aşırı şekilci yorumlarla tıkanması ve davaların uzaması nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru haklarının ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerini, hak arama hürriyetini ve mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin temel anayasal prensipleri dikkate almıştır. Özellikle 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun m. 6 uyarınca, zararın gerçekleştiği veya öğrenildiği tarihten itibaren öngörülen idari başvuru sürelerinin nasıl yorumlanması gerektiği uyuşmazlığın asli hukuki temelini oluşturmaktadır.
Mahkeme, yerleşik içtihatları ve bilhassa konuyla ilgili daha önce verilmiş olan Genel Kurul kararı prensipleri ışığında, mülke erişimin engellenmesi gibi süregelen (mütemadi) müdahalelerde zararı doğuran olay için tek ve kesin bir tarih belirlenmesinin hukuken ve fiilen mümkün olmadığını vurgulamıştır. Bu tür devam eden durumlarda, kanundaki başvuru sürelerinin müdahalenin tamamen kesildiği tarihten itibaren başlatılması gerektiği kuralı benimsenmiştir. Aksi yönde bir yorumun, mağdurun müdahale devam ettiği müddetçe her gün idareye başvurmak zorunda kalması gibi hayatın olağan akışına aykırı bir sonuca yol açacağı ve bunun etkili başvuru hakkıyla bağdaşmayacağı belirtilmiştir.
Ayrıca, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarında, 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri İle Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun ile bu Kanun'a 7499 sayılı Kanun ile eklenen maddeler hukuki zemin olarak değerlendirilmiştir. Yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde, Anayasa Mahkemesinde derdest olan makul sürede yargılanma şikayetlerinde, ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunan ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olan Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun olağan ve tüketilmesi gereken öncelikli bir hukuk yolu olduğu kuralı uygulanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarını incelerken öncelikle idarenin başvuru sürelerine ilişkin yorum tarzını ele almıştır. Dosyadaki tespitlere göre, idari makamlar ve derece mahkemeleri, mülke ulaşılamaması durumunun kesintisiz devam eden bir müdahale olduğunu göz ardı ederek, kanuni başvuru sürelerini son derece katı ve daraltıcı bir yaklaşımla değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyete yönelik bu tür süregelen müdahalelerde, başvuru süresinin olayın gerçekleştiği ilk günden değil, müdahalenin tümüyle sona erdiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Aksi hâlde, başvurucuların müdahalenin başladığı ilk altmış günden sonra her gün idareye başvurmak zorunda bırakılacağı, bu durumun ise makul olmayan, aşırı şekilci ve kanunla getirilen tazminat hakkını imkânsız kılan bir yorum olacağı somut bir şekilde tespit edilmiştir. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin ve idarenin şekilci yaklaşımının, başvurucuların hak arama yollarını işlevsiz hâle getirdiği ve devlete düşen anayasal yükümlülüklerin ihlal edildiği belirlenmiştir.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar bakımından Mahkeme, yakın zamanda mevzuatta yapılan değişiklikleri somut olaya derhâl uygulamıştır. İlgili yasal düzenlemelerle kurulan ve makul sürede yargılanma şikâyetlerine karşı etkili bir idari çözüm yolu sunan Tazminat Komisyonunun ulaşılabilir ve elverişli bir başvuru yolu olduğu saptanmıştır. Başvurucular yönünden ileri sürülen bu iddialar hakkında, söz konusu yeni hukuki başvuru yolu tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılmasının bireysel başvurunun ikincilliği ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idari başvurunun süresinde görülmeyip reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.