Karar Bülteni
AYM Hamdi Karadeniz ve Diğerleri BN. 2021/8434
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/8434 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zarar için somut tarih belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten başlatılmalıdır.
- Aşırı şekilci süre yorumu hak arama hürriyetini engeller.
- Makul sürede yargılanma şikayetlerinde komisyona başvurulmalıdır.
Bu karar, terör olayları veya güvenlik gerekçesiyle mülküne ulaşamayan vatandaşların zararlarının tazmini sürecinde idare ve derece mahkemeleri tarafından uygulanan katı usul kurallarının anayasal hakları nasıl zedelediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülke erişimin engellenmesi gibi devam eden (süregelen) ihlallerde, zararın başlangıcı için kesin bir tarih belirlenemeyeceğine ve hak arama sürelerinin ancak ihlalin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiğine hükmetmiştir. Aksi bir yorumun, mağdurlardan her gün yeni bir başvuru yapmalarını beklemek gibi makul olmayan ve hakkın özünü zedeleyen bir sonuç doğuracağı vurgulanmıştır.
İdare mahkemelerinin daraltıcı ve aşırı şekilci kanun yorumlarının, anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkını ne denli işlevsiz kıldığını gösteren bu karar, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında yargının rolüne dair güçlü bir mesaj içermektedir. Süregelen müdahaleler karşısında bireylerin devletten tazminat talep etme hakkının, usul kurallarıyla fiilen ortadan kaldırılamayacağı açıkça ortaya konulmuştur. Bu emsal niteliğindeki içtihat, olaylar nedeniyle mülklerine, evlerine veya arazilerine uzun süre ulaşamayan vatandaşların idari yollara başvuru süreçlerinde süre aşımı gerekçesiyle haksız yere reddedilmelerinin önüne geçmekte, devam eden hukuki mücadeleler için hakkaniyetli bir standart getirmektedir. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, son yasal değişikliklerle kurulan Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesinin zorunlu olduğunu bir kez daha hatırlatarak rehber işlevi görmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, güvenlik olayları ve terör eylemleri nedeniyle kendilerine ait olan mülklerine, arazilerine ve evlerine uzun süre boyunca ulaşamamış, bu kesintisiz erişim engeli sebebiyle tarımsal ve ekonomik faaliyetlerini yürütemeyerek ciddi maddi zarara uğramışlardır. Uğradıkları bu mülkiyet zararlarının devlet tarafından karşılanması amacıyla Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idare, mülke erişim engelinin ilk başladığı tarihi baz alarak yasal başvuru süresinin çoktan kaçırıldığı gerekçesiyle talepleri reddetmiştir. Bu işlemlere karşı açılan idari davalarda da mahkemeler, idarenin süre aşımı tespitini yerinde bularak davaları usulden reddetmiştir. Başvurucular, mülke ulaşılamaması durumunun kesintisiz olarak devam eden bir eylem olduğunu, dolayısıyla klasik anlamda bir süre aşımından söz edilemeyeceğini ve mahkemelerin bu aşırı şekilci yorumu nedeniyle hak arama imkânlarının ellerinden alındığını ileri sürerek mülkiyet haklarıyla bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Aynı zamanda, yargılama sürecinin makul süreyi aştığından şikayetçi olmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının birbiriyle doğrudan bağlantılı olarak nasıl yorumlanması gerektiğine odaklanmıştır. Mevzuatımızda, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin maddi zararlarının sulh yoluyla karşılanması 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.
5233 sayılı Kanun m. 6 hükmüne göre, zararın öğrenilmesinden itibaren altmış gün ve her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde ilgili valiliğe veya komisyona başvuru yapılması zorunludur. Ancak anayasal içtihatlar, "süregelen (devam eden) müdahalelerde" zarar doğuran eylemin tek bir anda gerçekleşip biten ani bir olay olmadığını kabul etmektedir. Mülke ulaşılamaması gibi etkisi kesintisiz şekilde devam eden eylemlerde, olayın meydana geldiği sabit bir tarih belirlemek hukuken ve fiilen mümkün değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları, bir hakkın sadece kağıt üzerinde var olmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda pratikte de etkili, ulaşılabilir ve sonuç doğurucu bir mekanizmayla desteklenmesi gerektiğini vurgular. Süregelen bir ihlalde sürenin en baştan başlatılması, kişiyi henüz ihlal devam ederken sürekli olarak dava açmaya zorlamak anlamına gelir. Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetler bakımından, 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a 7499 sayılı Kanun ile eklenen 5/A maddesi uyarınca, bu tür taleplerin artık öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna yöneltilmesi zorunlu hâle getirilmiştir. Bu idari yol tüketilmeden yapılan başvurular, ikincillik ilkesi gereği Anayasa Mahkemesince incelenmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarını incelerken öncelikle müdahalenin niteliğine odaklanmıştır. Başvurucuların mülklerine ulaşamaması, geçmişte yaşanıp bitmiş tek seferlik anlık bir olay değil, zaman içine yayılan ve mağduriyet etkisi kesintisiz olarak süregelen bir müdahale niteliğindedir. Mahkeme, böylesi devamlılık arz eden bir ihlal durumunda zarar konusu olay için somut, tek ve kesin bir tarih belirlenemeyeceğini içtihatlarıyla açıkça tespit etmiştir.
İdare ve idari yargı makamları, kanunda yer alan başvuru süresini, mülke erişimin engellendiği ilk andan itibaren başlatmış ve başvuruları süre aşımı nedeniyle reddetme yoluna gitmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu yorumun hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını, aksine hakkın özünü zedeleyen aşırı şekilci bir yaklaşım olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre, eğer süre müdahalenin en başından itibaren işletilirse, başvurucunun altmışıncı günden sonra zararın devam ettiği her yeni gün için Zarar Tespit Komisyonuna tekrar tekrar başvurması gerekecektir. Bu beklenti hukuken anlamsız, fiilen ise yerine getirilmesi imkansız bir külfettir. Dolayısıyla kanunda belirtilen başvuru süresinin ancak müdahalenin kesildiği, yani mülke erişimin fiilen yeniden sağlandığı tarihten itibaren başlatılması zorunludur. Yargı makamlarının benimsediği bu katı yorum, başvurucuların yasal tazminat imkânından yararlanmalarını neredeyse imkansızlaştırmış ve etkili başvuru hakkını ihlal etmiştir.
Ayrıca, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları yönünden de usuli bir değerlendirme yapılmıştır. Mahkeme, son yasal düzenlemeler neticesinde makul sürede yargılanma şikayetleri için ulaşılabilir ve başarı şansı sunan yeni bir idari başvuru yolunun ihdas edildiğini belirtmiştir. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince, yasal olarak kurulan Tazminat Komisyonu yolu tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların incelenmesi hukuken mümkün bulunmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, makul sürede yargılanma şikayetlerinin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.