Anasayfa Karar Bülteni AYM | Şirvan Sala ve Diğerleri | BN. 2022/79846

Karar Bülteni

AYM Şirvan Sala ve Diğerleri BN. 2022/79846

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/79846
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal ve Kabul Edilemezlik
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süregelen müdahalelerde olay için somut tarih belirlenemez.
  • Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlar.
  • Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını ihlal eder.
  • Katı yorumlar tazminat imkânından yararlanmayı zorlaştırır.

Bu karar, terör olayları veya güvenlik gerekçesiyle uygulanan tedbirler sonucunda mülküne ulaşamayan vatandaşların tazminat taleplerinde başvuru sürelerinin nasıl hesaplanması gerektiği konusunda son derece kritik ve yol gösterici bir hukuki çerçeve çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülke erişememe gibi kesintisiz olarak devam eden ve süregelen ihlallerde, kanunda öngörülen başvuru süresinin olayın ilk başladığı tarihten değil, müdahalenin tamamen sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağını oldukça net bir şekilde ortaya koymuştur.

Derece mahkemelerinin ve idari komisyonların, başvuru süresini fiili gerçeklikten uzak, katı ve şekilci bir biçimde yorumlaması, vatandaşların yasal hak arama yollarını fiilen işlevsiz hale getirmektedir. Mahkeme, yasaları uygularken yapılan bu tür aşırı daraltıcı yorumların Anayasa ile açıkça güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve bu hakla ayrılmaz şekilde bağlantılı olan etkili başvuru hakkının özüne dokunduğunu önemle vurgulamaktadır.

Önümüzdeki dönemde, benzer mahiyetteki uyuşmazlıklarda bu kararın emsal etkisi oldukça güçlü olacaktır. İdare mahkemeleri ve zarar tespit komisyonları, ilgili kanun kapsamındaki başvuruları değerlendirirken, ihlalin kesintisiz devam edip etmediğine ve fiili erişim engelinin sürüp sürmediğine odaklanmak zorundadır. Zarar doğuran eylem devam ettiği sürece başvuru süresinin dolduğundan söz edilemeyeceği ilkesi, yargısal korumanın sınırlarını vatandaş lehine genişleterek telafisi imkansız hak kayıplarının önüne geçecek temel bir içtihat niteliğini taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, terör olayları ve güvenlik tedbirleri nedeniyle bulundukları bölgelerdeki arazilerine veya mülklerine ulaşamayan vatandaşların, bu süre zarfında uğradıkları maddi zararların karşılanması amacıyla idareye yaptıkları tazminat başvurularının süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinden kaynaklanmaktadır.

Başvurucular, mülklerine erişememelerinden kaynaklanan zararların devlet tarafından giderilmesi için zarar tespit komisyonuna başvurmuştur. Ancak ilgili idari komisyon ve sonrasında konuyu inceleyen idare mahkemeleri, kanunda öngörülen başvuru süresinin geçtiğini belirterek talepleri esastan incelemeden usul yönünden reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, mülklerine erişim engelinin ve dolayısıyla uğradıkları zararların hala devam ettiğini, bu nedenle olayın bitmiş bir fiil olarak değerlendirilip başvuru süresinin kaçırıldığının söylenemeyeceğini belirtmişlerdir. Etkili başvuru ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine taşınan bu uyuşmazlıkta, ayrıca yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiği iddia edilmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 hükmünde düzenlenen mülkiyet hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 hükmünde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı çerçevesinde kapsamlı bir hukuki değerlendirme yapmıştır. Bilindiği üzere mülkiyet hakkı, bireylerin mal varlığı değerleri üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma ve bunlardan yararlanma yetkisini güvence altına almaktadır. Etkili başvuru hakkı ise kişilerin temel haklarına yönelik hukuka aykırı müdahalelerin sonlandırılması veya doğan zararlarının giderilmesi için idari ve yargısal yollara erişimini temin eden en temel anayasal araçtır.

Somut uyuşmazlığın temel kanuni dayanağını oluşturan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin bu maddi zararlarının devlet tarafından karşılanmasına yönelik usul ve esasları düzenlemektedir. Bu kanunun uygulanmasında kritik bir öneme sahip olan başvuru süreleri, zararın gerçekleştiği veya öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanmaktadır.

Ancak Anayasa Mahkemesi'nin bu kararda da atıf yaptığı yerleşik Osman Kızılcan içtihadına göre, bir eylemin veya müdahalenin kesintisiz olarak sürdüğü süregelen müdahaleler söz konusu olduğunda, zarar konusu olay için somut ve tek bir başlangıç tarihi belirlenmesi hukuken ve fiilen hatalıdır. 5233 sayılı Kanun uyarınca öngörülen başvuru sürelerinin, müdahalenin kesintisiz olarak devam ettiği süreçte değil, ancak müdahalenin tamamen sona erdiği, yani ihlalin kesildiği tarihten itibaren başlatılması gerekmektedir. Mahkemeye göre aksine bir yorum, müdahalenin başladığı andan itibaren her gün zarar gören vatandaşın komisyona defalarca başvurması gerektiği sonucunu doğurur. Yargı makamlarınca benimsenen bu tür aşırı şekilci yorumlar, kanunun koruma amacına açıkça aykırı düşerek kişilerin yasal hak arama yollarını fiilen etkisiz hale getirmekte ve anayasal hakları zedelemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülke ulaşamamalarından kaynaklanan zararların giderilmesi taleplerine ilişkin idari ve yargısal süreci, mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı etkili başvuru hakkı ekseninde oldukça detaylı bir biçimde incelemiştir. Yüksek Mahkeme, öncelikle somut olaydaki mülkiyete yönelik müdahalenin bir anda olup biten anlık bir fiil olmadığını tespit etmiştir. Aksine, güvenlik sebepleriyle mülke erişimin engellenmesi durumunun yıllara sâri, kesintisiz devam eden ve süregelen bir hak ihlali niteliği taşıdığı vurgulanmıştır.

İdare mahkemelerinin ve idari zarar tespit komisyonlarının, süregelen bu tür müdahalelerde başvuru süresini olayın ilk başladığı belirli bir geçmiş tarihten başlatması ve davanın süresinde açılmadığı sonucuna varması, Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça anayasaya aykırı bulunmuştur. Mahkeme, olayda uygulanması gereken kanuni başvuru sürelerinin, mülke erişim engelinin tamamen ortadan kalktığı ve mülkiyet hakkına yönelik ihlalin sona erdiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiğinin altını çizmiştir. İdare mahkemelerinin başvuru süresine ilişkin bu katı tutumunun, zarar görenin hak kaybına uğramamak adına her an yeniden komisyona başvurmasını gerektirecek derecede makul olmayan ve aşırı şekilci bir yorum olduğu kararda açıkça ifade edilmiştir. Mahkemelerin benimsediği bu katı usul kuralları, başvurucuların kanunla getirilen tazminat imkânından yararlanmasını aşırı derecede zorlaştırmış ve devletin mağdurlar için öngördüğü yasal telafi mekanizmasını pratikte tamamen etkisiz kılmıştır.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, başvurucuların yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerini de ayrıca usulden değerlendirmiştir. Bu iddiaların doğrudan Yüksek Mahkemeye getirilmeden önce yakın zamanda kurulan Tazminat Komisyonuna götürülmesi gerektiği, zira bu komisyonun tüketilmesi zorunlu olan etkili bir başvuru yolu olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucuların makul süre şikâyetleri başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle usulden reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: