Anasayfa Karar Bülteni AYM | Süleyman Üner | BN. 2020/29376

Karar Bülteni

AYM Süleyman Üner BN. 2020/29376

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/29376
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Cezaevlerindeki arama işlemleri makul gerekçelere dayanmalıdır.
  • Sürekli ve nedensiz aramalar hak ihlali oluşturur.
  • İnfaz hâkimlikleri kararlarını somutlaştırarak gerekçelendirmelidir.
  • Kişinin maddi ve manevi varlığı korunmalıdır.
  • İdarenin takdir yetkisi ölçülülük ilkesiyle sınırlıdır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlülere yönelik uygulanan üst ve eşya arama tedbirlerinin sınırlarını ve hukuki çerçevesini net bir şekilde çizmesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, devletin cezaevlerinde asayişi ve güvenliği sağlama yönündeki pozitif yükümlülüğünü peşinen kabul etmektedir.

Ancak, bu haklı güvenlik amacının gerçekleştirilmesi için başvurulan yöntemlerin keyfî, ölçüsüz veya bireyin insan onurunu zedeleyici nitelikte olmaması gerektiği bu kararla bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Aramaların yasal dayanağı bulunsa dahi, idarenin ve yargı mercilerinin her somut olayda uygulamanın neden bu denli sık veya yoğun yapıldığını ikna edici hukuki gerekçelerle açıklama zorunluluğu bulunduğu net bir şekilde hüküm altına alınmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, infaz hâkimlikleri ve cezaevi idareleri için son derece kritik bir temel rehber niteliğindedir. Mahpuslara yönelik rutin dışı veya olağanüstü sıklıkta gerçekleştirilen arama ve kontrollerin, mahkemelerce sadece matbu kanun maddelerine ve genel idari yetkilere atıf yapılarak geçiştirilemeyeceği yargı pratiğine yerleştirilmiştir.

Bundan sonraki süreçte, idarelerin mahpuslara uyguladıkları olağan dışı güvenlik tedbirlerinde şahsa özgü "somut gerekçelendirme" yükümlülüğü çok daha katı bir biçimde aranacaktır. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemelerin, idarenin takdir yetkisini daha sıkı bir ölçülülük denetimine tabi tutmasına yol açacak olan bu taze içtihat, cezaevlerindeki orantısız ve bezdirici uygulamaların önüne geçilmesinde avukatlar ve mahpuslar için çok güçlü bir hukuki dayanak oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Süleyman Üner, Marmara 5 Numaralı L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tek kişilik bir odada tutuklu olarak bulunduğu dönemde idarenin arama uygulamalarına karşı hukuk mücadelesi başlatmıştır. Başvurucu, günde iki kez çıktığı havalandırma saatlerinde odadan çıkarken ve dönerken düzenli olarak üst ve eşya aramasına tabi tutulmuştur. Revir veya kapalı görüş gibi olağan etkinliklerle birlikte bir günde sekiz defayı bulan bu aramaların bıktırıcı ve bezdirici bir hâl aldığını belirten başvurucu, uygulamanın sonlandırılması talebiyle Silivri İnfaz Hâkimliğine başvurmuştur.

Başvurucu, infaz koruma memurlarının fiziki davranışlarından ziyade, arama işleminin hiçbir somut şüphe veya gerekçe gösterilmeden olağanüstü bir sıklıkta tekrarlanmasından şikâyetçi olmuştur. İnfaz Hâkimliği, ilgili kanun ve tüzük maddelerini genel bir şekilde gerekçe göstererek uygulamanın yasal olduğunu belirtmiş ve talebi esasa girmeden reddetmiştir. İtiraz merci olan Ağır Ceza Mahkemesinden de sonuç alamayan başvurucu, maruz kaldığı bu yoğun ve sürekli uygulamanın anayasal haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın temelini değerlendirirken her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 hükmünü merkeze almıştır. Bu temel kural uyarınca; herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı ve hiç kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamayacağı en üst norm olarak güvence altına alınmıştır.

Ceza infaz kurumlarındaki mahpusların üst ve eşyalarının aranmasına ilişkin yasal dayanak ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 36 hükmüdür. İlgili kanun maddesi, cezaevlerinde asayişin sağlanması maksadıyla kurumlarda, odalarda ve eklentilerde hükümlülerin üst ve eşyasında habersiz olarak her zaman arama yapılabileceğini amirdir. İdarenin kuruma delici, kesici alet veya uyuşturucu madde sokulmasını engellemek gibi meşru güvenlik amaçlarıyla bu aramaları yapması geniş bir idari takdir yetkisine dayanmaktadır.

Ne var ki Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kamu makamlarının mahpuslara yönelik güvenlik tedbirlerindeki bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Alınan önlemin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması, amaca ulaşmaya elverişli olması ve ölçülülük ilkesi gereğince başvurulabilecek en hafif önlem olması şarttır. Hukuk devletinde, özgürlüğü kısıtlanmış kişilere yönelik rutin dışı sıklıkta gerçekleştirilen uygulamalarda, yargı mercilerinin sadece ilgili yasa maddesini kopyalayarak karar vermesi hukuka aykırıdır; işlemin neden somut olayda zorunlu olduğunun "ilgili ve yeterli gerekçelerle" ortaya konulması anayasal bir emirdir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun dosyasını detaylı bir şekilde incelediğinde somut olayın merkezinde arama esnasında fiziksel bir şiddet veya onur kırıcı bir tutumdan ziyade, arama işleminin makul olmayan bir sıklıkta tekrarlanmasının yattığını tespit etmiştir. Mahkeme, ceza infaz kurumu yönetiminin genel güvenliği sağlama yükümlülüğü gereğince arama yapmasının hukuka uygun olduğunu ve bunun 5275 sayılı Kanun m. 36 kapsamında kanuni bir temele dayandığını vurgulamıştır. Ancak salt kanuni bir genel yetkinin varlığının, idareye bu yetkiyi keyfî veya aşırı orantısız bir biçimde kullanma hakkı vermediğinin altı kalın çizgilerle çizilmiştir.

Dosya kapsamındaki incelemede, başvurucunun günde sekiz kez üst ve eşya aramasına tabi tutulmasının hangi somut güvenlik zafiyetinden veya bireysel şüpheden kaynaklandığına dair ceza infaz kurumu tarafından hiçbir açıklama sunulmadığı görülmüştür. Başvurucunun hukuki itirazlarını değerlendiren İnfaz Hâkimliği de kararında yalnızca mevzuatta yer alan genel arama yetkisini tekrar etmiş; idarenin böylesine yoğun bir uygulamasının başvurucu özelinde neden gerekli, kaçınılmaz ve orantılı olduğuna dair tatmin edici ve somut hiçbir gerekçe ortaya koyamamıştır.

Yüksek Mahkeme, devletin gözetimi ve kontrolü altındaki kişilere uygulanan tedbirlerde, makul, ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünün kamu makamlarında olduğunu belirterek, bu kadar sık ve düzenli bir aramanın meşru amacının inandırıcı bir şekilde kanıtlanamaması karşısında, uygulamanın ölçüsüz olduğunu karara bağlamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: