Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sultan Yalçin ve Diğerleri | BN. 2021/13745

Karar Bülteni

AYM Sultan Yalçin ve Diğerleri BN. 2021/13745

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/13745
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süregelen müdahalelerde somut tarih belirlenemez.
  • Başvuru süresi müdahale kesildiğinde başlar.
  • Aşırı şekilci yorum etkili başvuruyu zedeler.

Bu karar, terör ve terörle mücadele faaliyetleri kapsamında mülklerine ulaşamayan ve zarar gören vatandaşların zararlarının tazmini için yaptıkları idari başvuruların, süre yönünden usulden reddedilmesinin hukuki sonuçlarını tüm şeffaflığıyla ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülke ulaşılamaması gibi süregelen ve devamlılık arz eden müdahalelerde zararın başlangıç tarihi olarak belirli ve tek bir günün esas alınmasının, vatandaşların hak arama hürriyetini katı bir şekilde kısıtladığına hükmetmiştir. Kanunda öngörülen başvuru sürelerinin, söz konusu müdahalenin fiilen ve tamamen ortadan kalktığı veya kesildiği tarihten itibaren başlatılması gerektiği vurgulanarak, aksi yöndeki idari ve yargısal yorumların anayasal hakları ihlal ettiği açıkça tescillenmiştir.

Benzer davalarda yaratacağı emsal etkisi açısından bu karar, idare mahkemelerinin ve zararı tespit etmekle görevli komisyonların süre hesaplamalarında esnek, hakkaniyetli ve insan hakları eksenli bir yaklaşım benimsemelerini zorunlu kılmaktadır. Özellikle maddi zararların karşılanmasını düzenleyen kanun kapsamında yapılan tazminat başvurularında, vatandaşın süreyi kaçırmamak adına her gün yeniden idareye başvurmak zorunda bırakılamayacağı, bunun hayatın olağan akışına ve hukukun mantığına tamamen aykırı olduğu net bir biçimde ifade edilmiştir. Kararın hukuk uygulamasındaki temel önemi, hak sahiplerinin kanuni tazminat imkânından yararlanmasını zorlaştıran aşırı şekilci usul kurallarının esnetilmesini ve mülkiyet hakkı ile doğrudan bağlantılı olan etkili başvuru hakkının gerçek manada korunmasını sağlamasıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular Sultan Yalçin ve diğer hak sahipleri, sahip oldukları mülklerine bölgede yaşanan terör olayları veya uygulanan güvenlik tedbirleri nedeniyle çok uzun bir süre boyunca ulaşamamışlardır. Bu erişim engeli sebebiyle yaşadıkları mağduriyetin ve mülklerinden mahrum kalmaktan kaynaklanan maddi zararlarının karşılanması amacıyla yasal haklarını kullanarak ilgili idareye başvurmuşlardır. İlgili idari makamlar ve sonrasında başvurulan yerel mahkemeler, zararın doğduğu iddia edilen olayın üzerinden kanunda öngörülen sürenin geçtiğini ileri sürerek söz konusu tazminat taleplerini süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Başvurucular ise mülke ulaşamama durumunun geçmişte yaşanıp biten bir eylem olmadığını, aksine kesintisiz bir şekilde devam eden süregelen bir süreç olduğunu ve bu nedenle dava açma süresinin geçmiş sayılamayacağını iddia etmiştir. İdarenin ve yargı mercilerinin bu katı, dar yorumu nedeniyle haklarını arayamadıklarını ve zararlarının karşılanmadığını savunan başvurucular, adaletin tecelli etmesi için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının temel prensiplerini dikkate almıştır. Uyuşmazlığın idari aşamadaki kanuni dayanağını ise 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun oluşturmaktadır. Söz konusu kanunun ilgili maddeleri, zararın öğrenilmesinden veya her hâlükârda olayın meydana gelmesinden itibaren belirli yasal süreler içinde doğrudan Zarar Tespit Komisyonuna başvurulmasını emretmektedir.

Yerleşik anayasa yargısı içtihatları prensipleri gereğince, bireylerin mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler eğer anlık, tek seferlik bir hukuki işlem veya eylemden ziyade kesintisiz, devam eden ve süregelen bir fiili durumdan kaynaklanıyorsa, başvuru sürelerinin hesaplanmasının farklı ve hakkaniyete uygun yapılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin daha önce aynı hukuki sorunu tartışarak verdiği emsal niteliğindeki Osman Kızılcan Genel Kurul kararına göre, süregelen müdahalelerde zarar konusu olay için somut, kesin ve tek bir tarih belirlenmesi hukuken mümkün değildir. Bu tür özellik arz eden durumlarda kanunda belirtilen başvuru sürelerinin, mülkiyete yönelik müdahalenin tamamen ortadan kalktığı, kesin olarak kesildiği veya sona erdiği tarihten itibaren başlatılması hukuki bir zorunluluktur.

Bunun yanı sıra doktrinde ve evrensel hukuk kurallarında genel kabul gördüğü üzere, kanun yollarının uygulanmasında aşırı şekilci ve katı yorumlardan kesinlikle kaçınılmalıdır. İlgili kanun maddesinin, kişinin sırf süreyi kaçırmamak adına zarar devam ettiği sürece her gün komisyona tekrar tekrar başvurmasını gerektirecek şekilde dar yorumlanması, bireylerin hak arama özgürlüğünü fiilen ve şeklen ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, idari mercilerce kanuni sürelerin vatandaşın aleyhine ve hakkın özünü zedeleyecek biçimde orantısız yorumlanması, etkili başvuru hakkının temel sağladığı güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayda başvurucuların mülklerine ulaşamamaları nedeniyle uzun süredir uğradıkları zararın tazmini için idareye yaptıkları başvurunun sadece süre yönünden reddedilmesini detaylı bir şekilde hukuki denetime tabi tutmuştur. Yüksek Mahkeme, eldeki dosyanın daha önceden verilmiş olan ve anayasal ilkeleri belirleyen Osman Kızılcan kararında çizilen çerçeveye birebir uyduğunu ve söz konusu emsal karardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir farklı olgusal durumun veya hukuki istisnanın bulunmadığını açıkça tespit etmiştir.

Somut olayda, hak sahiplerinin mülke erişiminin engellenmesi bir anlık eylem neticesinde oluşup biten bir zarar doğurmamış, tam aksine zamana yayılan ve ekonomik etkisini sürekli olarak gösteren bir mağduriyet yaratmıştır. İdari makamların ve derece mahkemelerinin, 5233 sayılı Kanun uyarınca yapılması gereken tazminat başvuruları için dava açma süresini olayın başladığı ilk günden itibaren işletmesi, süregelen müdahalenin kendine has niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, böyle bir usul yorumunun başvurucuları müdahalenin başlangıcından altmış gün geçtikten sonra hak kaybına uğramamak için her gün Zarar Tespit Komisyonuna ardı ardına başvurmak zorunda bırakacağına ve bunun da rasyonel bir hukuk sisteminde kabul edilemez olduğuna dikkat çekmiştir.

Yapılan bu katı usul yorumunun, makul olmayan ve zarar konusu olayın âdeta her yıl kesintiye uğrayarak yeniden tekrarlandığı gibi gerçek dışı bir varsayıma dayandığı kararda kuvvetle vurgulanmıştır. Bu derece aşırı şekilci yaklaşım, devletin terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması amacıyla iyi niyetle getirdiği tazminat imkânından vatandaşların adil bir şekilde yararlanmasını aşırı derecede zorlaştırmaktadır. Başvurucuların mağduriyetlerini gidermek için yürüttükleri idari ve yargısal süreçler, usul kurallarının dar ve vatandaşı korumaktan uzak bir biçimde yorumlanması yüzünden sonuçsuz kalmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: