Karar Bülteni
AYM Ümmehan Güzel ve Yekhevin Güzel BN. 2020/25277
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/25277 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Özel vekil bulunması adli yardıma engel değildir.
- Mali durumun somut olarak değerlendirilmesi zorunludur.
- Kategorik ret kararları mahkemeye erişimi engeller.
- Yargılama giderleri dava açmayı imkânsız kılmamalıdır.
Bu karar, adli yardım taleplerinin değerlendirilmesinde mahkemelerin salt şeklî kriterlere dayanarak ret kararı vermesinin, anayasal bir güvence olan mahkemeye erişim hakkını ne ölçüde sınırlandırdığını hukuken somutlaştırmaktadır. Kişilerin hak arama hürriyetini kullanırken mahkeme harç ve masraflarını ödeyemeyecek durumda olmaları hâlinde adli yardım kurumundan faydalanmaları adalete erişimin temel bir şartıdır. İlk derece mahkemesinin, başvurucuların davasını özel bir avukatla takip etmesini doğrudan ödeme gücünün varlığına karine olarak kabul etmesi ve gerçek mali durumu araştırmaktan imtina etmesi, adil yargılanma hakkının özüne yönelik ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi göz önüne alındığında, bu karar mahkemelerin adli yardım taleplerini incelerken kalıplaşmış ve kategorik gerekçeler yerine bireylerin somut mali durumlarını merkeze almaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Vatandaşların avukatlarıyla yaptıkları başarıya dayalı veya peşin ödemesiz ücret sözleşmelerinin, onların yargılama giderlerini ödeyebilecekleri anlamına gelmeyeceği kesin bir dille ifade edilmiştir. Uygulamada, sırf özel vekaletname sunulduğu için adli yardım taleplerinin reddedilmesi gibi hatalı alışkanlıkların önüne geçilmesi açısından bu yaklaşım büyük bir öneme sahiptir. Yargı makamları, adalete erişim yolunu açık tutmak ve mali imkânsızlıkların hak aramaya engel olmasını önlemek adına artık daha titiz ve gerçekçi bir inceleme yapmakla yükümlüdür.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen bir ceza yargılaması sırasında açık kimlik bilgilerinin bir haber sitesinde yayımlanması üzerine, kişilik haklarına saldırı yapıldığı gerekçesiyle ilgili haber sitesine karşı manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucular, dava açarken mahkeme harç ve masraflarını ödeyecek maddi güçleri bulunmadığını belirterek mahkemeden adli yardım talebinde bulunmuştur.
Ancak davaya bakan Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucuların davayı özel bir avukat aracılığıyla takip etmelerini gerekçe göstererek adli yardım talebini reddetmiştir. Başvurucular, avukatlarına peşin ücret ödemediklerini ve fakirlik belgelerini sunduklarını belirterek karara itiraz etmiş, fakat itirazları da reddedilmiştir. Yargılama masrafları yatırılamadığı için dava usulden reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, adli yardım taleplerinin haksız yere reddedilmesi sebebiyle mahkemeye erişim haklarının ellerinden alındığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır. Mahkemeye erişim hakkı, bu anayasal kuralın en önemli unsurlarından biri olup, bireylerin uyuşmazlıklarını bir mahkeme önüne taşıyabilmelerini güvence altına alır.
Medeni usul hukukunda yargılama masraflarını karşılama gücü olmayanlar için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.334 vd. maddelerinde "adli yardım" kurumu düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. Ancak kanunun 6100 sayılı Kanun m.336 hükmüne göre adli yardım talebinde bulunan kişinin mali durumunu gösteren belgeleri mahkemeye sunması gerekmektedir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması söz konusu olduğunda ise Anayasa m.13 uyarınca ölçülülük ilkesi devreye girer. Yargı harçları alınması meşru bir amaca sahip olsa da, bu masrafların kişilerin mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirecek veya aşırı derecede zorlaştıracak boyutta olmaması zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların mali durumlarının yetersiz olduğunu ileri sürerek fakirlik belgelerini dosyaya sunmalarına rağmen, ilk derece mahkemesinin adli yardım talebini yalnızca davanın "özel vekil" ile takip edildiği gerekçesine dayandırarak reddettiğini tespit etmiştir. Mahkeme, başvurucuların davasını avukatla takip etmesini doğrudan doğruya maddi güçlerinin varlığına bir karine olarak kabul etmiş, başvurucuların gerçek mali durumunu araştırmaktan ve incelemekten kaçınmıştır.
Oysa başvurucular, avukatlarına peşin bir ücret ödemediklerini, davanın kazanılması durumunda avukatlık ücretinin ödeneceği yönünde başarıya dayalı bir anlaşma yaptıklarını açıkça beyan etmişlerdir. İlk derece mahkemesi, başvurucuların bu yöndeki beyanlarının aksini ispatlayacak herhangi bir tespitte de bulunmamıştır. Anayasa Mahkemesi, bir kişinin davasını avukat aracılığıyla takip etmesinin, o kişinin yargılama masraflarını karşılayabilecek maddi güce sahip olduğu sonucunu tek başına doğurmayacağını vurgulamıştır. Bu tür kategorik bir yaklaşım, kanunla tanınan adli yardım imkânının özünü zedeleyerek bireylerin mahkemeye erişimini ölçüsüz biçimde sınırlandırmaktadır.
Ayrıca, itiraz merciinin manevi tazminat davalarında harç oranının düşük olduğu ve sigortalı çalışma gibi gerekçeleri de ölçülülük bakımından yeterli görülmemiştir. Hiçbir birikimi veya yeterli geliri bulunmayan kişiler açısından dava açılırken talep edilen harç ve gider avansının, kişinin geçimini zorlaştırmayacağı varsayımına dayanarak reddedilmesi, adalete erişim imkânını pratik olarak ortadan kaldırmıştır. Başvurucuların mali güçlerini belgelemeye yönelik çabalarının göz ardı edilmesi ve dava şartı olan harçların yatırılmaması sebebiyle davanın usulden reddedilmesi, müdahalenin orantısız olduğunu kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.