Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hanzat Koç ve Diğerleri | BN. 2022/83531

Karar Bülteni

AYM Hanzat Koç ve Diğerleri BN. 2022/83531

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/83531
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu Kısmen İhlal / Kısmen Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Süregelen müdahalelerde kesin bir zarar tarihi belirlenemez.
  • Komisyon başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten başlar.
  • Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
  • Makul süre şikayetlerinde önce Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.

Bu karar, terör olayları veya güvenlik gerekçesiyle uygulanan idari tedbirler neticesinde mülklerine ulaşamayan vatandaşların zararlarının tazmini amacıyla İdareye yaptıkları başvurularda süre şartının nasıl hesaplanması gerektiği konusunda önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Anayasa Mahkemesi, süregelen mülkiyet hakkı müdahalelerinde zararın doğduğu tek bir tarihin tespit edilemeyeceğini, bu nedenle başvuru süresinin derece mahkemeleri tarafından katı bir şekilde yorumlanmasının hukuka aykırı olduğunu netleştirmiştir. Başvuru süresinin ancak mülkiyet hakkına yapılan fiili müdahalenin tamamen sona erdiği tarihten itibaren başlatılabileceği anayasal bir güvence olarak kabul edilmiştir.

Kararın emsal etkisi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geçmişte yaşanan terör olayları ve güvenlik operasyonları sebebiyle arazilerine giremeyen vatandaşları yakından ilgilendirmektedir. İdarelerin ve yerel mahkemelerin, Zarar Tespit Komisyonlarına yapılan başvurularda süreyi, zararın ilk doğduğu tarihten başlatarak aşırı şekilci bir yaklaşımla ret kararı vermeleri, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının açık bir ihlali olarak görülmüştür. Bu yaklaşım, hak arama yollarının teoride var olup pratikte işlememesi sorununa verilmiş güçlü bir yargısal cevaptır. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, yeni yasal düzenlemeler uyarınca öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvurulması gerektiği yönündeki güncel içtihadı da pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucuların mülklerine uzun süre ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları iddia edilen maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle İdareye karşı açtıkları davalara dayanmaktadır. Başvurucular, terör olayları ve kamu makamlarınca alınan güvenlik tedbirleri sonucunda uzunca bir süre mülklerinden faydalanamadıklarını, arazilerini ve evlerini kullanamadıklarını belirterek oluşan mağduriyetlerinin giderilmesi maksadıyla ilgili Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idari makamlar ve akabinde uyuşmazlığı inceleyen idari yargı mercileri, bu tazminat başvurularının kanunda öngörülen yasal süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımından reddine hükmetmiştir.

Başvurucular ise, somut olayda süregelen ve devam eden bir fiili engel bulunduğunu, bu nedenle zararın doğduğu tarihin kesin olarak belli bir güne indirgenerek belirlenemeyeceğini savunmuşlardır. İdare tarafından sürenin aşırı şekilci bir yaklaşımla hesaplanmasının mağduriyet yarattığını ileri sürerek mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bunun yanı sıra, idari yargıda yıllardır devam eden davalarının makul sürede tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının da zedelendiği şikayetinde bulunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmışlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümlerini ve bu bağlamda şekillenen yerleşik içtihat prensiplerini dikkate almıştır. İlgili Kanun'un 5233 sayılı Kanun m. 6 hükmü, zarar görenlerin zararın öğrenilmesinden veya her hâlükârda olayın meydana gelmesinden itibaren belirli süreler içinde ilgili komisyonlara başvurmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, kanunda yer alan bu süre kuralının, idare ve yargı mercileri tarafından hak arama özgürlüğünü imkansız kılacak şekilde dar yorumlanmaması gerektiğinin altını çizmiştir.

Yüksek Mahkeme, bu noktada Osman Kızılcan Genel Kurul emsal kararına atıf yaparak süregelen müdahaleler kavramını tanımlamaktadır. Buna göre, kişinin mülküne ulaşmasının idari eylemler veya güvenlik riskleri sebebiyle sürekli olarak engellendiği durumlarda, ihlal tek bir anda olup biten bir olay değil, devam eden bir süreçtir. Bu nedenle, kanunda öngörülen idari başvuru sürelerinin, ihlalin ve müdahalenin tamamen ortadan kalktığı, yani mülke ulaşım engelinin fiilen kesildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiği kuralı benimsenmiştir. Aksi bir yorumun, mağdurun müdahalenin başladığı ilk andan itibaren her gün yeni idari başvuru yapması gerektiği gibi aşırı şekilci bir sonuca yol açacağı kabul edilmiştir.

Bunun yanı sıra, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin temel usul kuralları da değerlendirilmiştir. Yargı sisteminin iş yükünü hafifletmek amacıyla çıkarılan 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve yasal düzenlemelerle bu Kanun'a eklenen 6384 sayılı Kanun m. 5/A ile Geçici 3. madde hükümleri uyarınca, makul sürede yargılanma şikayetleri için Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun öncelikle tüketilmesi zorunlu kılınmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın koşullarını incelediğinde başvurucuların mülkiyet haklarına yönelik, terör olayları ve güvenlik tedbirlerinden kaynaklanan süregelen bir müdahalenin bulunduğunu açıkça tespit etmiştir. İdari mercilerin ve idari yargı makamlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan tazminat başvurularını sadece süre aşımı gerekçesiyle reddetmeleri ve uyuşmazlığın esasına girmekten kaçınmaları detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Yüksek Mahkeme, mülke erişimin engellenmesi şeklindeki eylemin doğası gereği süreklilik arz ettiğini, zararın tek bir anda meydana gelip bitmediğini ve zarar doğurucu olayın müdahale devam ettiği sürece her gün yenilendiğini belirtmiştir.

Derece mahkemelerinin, idari başvuru süresini müdahalenin başladığı veya zararın ilk defa ortaya çıktığı andan itibaren başlatarak, uzun yıllar mülküne gidemeyen vatandaşların idari tazminat başvurularını şekilci bir yaklaşımla reddetmesi, hukuki güvenlik ve hak arama hürriyeti ilkeleriyle bağdaşmaz bulunmuştur. Mahkemeye göre bu yaklaşım, yasa koyucu tarafından ihdas edilen başvuru yolunu teoride var olsa bile pratikte işlemeyen, hak arayan mağdurlar açısından erişilmez ve etkisiz bir yasal mekanizmaya dönüştürmektedir. Bu bağlamda, süregelen ihlallerde idari başvuru sürelerinin ancak mülke erişim engelinin kamu makamlarınca veya fiili şartların değişmesiyle tamamen kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağı açıkça ifade edilmiş, mevcut katı ve daraltıcı yorumun başvuruculara orantısız bir külfet yüklediği kanaatine varılmıştır. Böylelikle, mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması için kurulan yolun işlevsiz bırakıldığı saptanmıştır.

Makul sürede yargılanma şikayetleri yönünden ise devam eden yargısal süreçlerde yaşanan kanun değişiklikleri göz önüne alınmıştır. Yeni yasal düzenlemeler ışığında, başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaları için öncelikle kurulan idari mekanizma olan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği vurgulanmıştır. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereği, henüz bu idari ve daha hızlı işleyen yol tüketilmeden Anayasa Mahkemesince esastan bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı, yargı sisteminin olağan işleyişi içinde bu meselelerin çözülmesinin beklendiği belirtilmiştir. Makul sürede yargılanma iddiaları bu nedenle usulden reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: