Karar Bülteni
AYM Resul Ertaş ve Diğerleri BN. 2022/36290
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/36290 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde kesin başlangıç tarihi belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten itibaren başlar.
- Zarar tespit komisyonuna başvuru süresi dar yorumlanamaz.
- Aşırı şekilci yorumlar etkili başvuru hakkını zedeler.
- Tazminat komisyonu tüketilmeden makul süre şikayeti incelenmez.
Bu karar, mülkiyet hakkı ihlallerinde idari başvuru sürelerinin hesaplanması ve güncel kanuni değişikliklerin bireysel başvurulara etkisi bağlamında büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, terör olayları veya güvenlik tedbirleri nedeniyle mülke ulaşılamaması gibi süregelen müdahalelerde idari başvuru süresinin başlangıcını değerlendirirken, sürenin müdahalenin sona erdiği tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. İdarenin ve yargı mercilerinin başvuru sürelerini katı ve şekilci bir şekilde yorumlaması, vatandaşların tazminat haklarına ulaşmasını imkânsız hâle getireceğinden, bu durum doğrudan mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, mülklerine erişim sağlayamayan ve zararlarının tazminini talep eden tüm vatandaşlar için yol gösterici niteliktedir. Derece mahkemelerinin başvuru sürelerini hesaplarken vatandaşın aleyhine olacak daraltıcı yorumlardan kaçınması gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Öte yandan, yargılamaların uzun sürmesi sebebiyle yapılan makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, yeni kurulan idari mekanizmalara başvuru şartının zorunlu bir ön koşul olduğu yinelenmiş ve iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı güncel yasal gelişmelere göre somutlaştırılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, terör eylemleri veya güvenlik gerekçeleriyle mülklerine uzun yıllar boyunca ulaşamayan vatandaşların, uğradıkları maddi zararların karşılanması amacıyla devletten tazminat talep etmeleri üzerine ortaya çıkmıştır. Başvurucular, sahip oldukları arazilere veya mülklere giriş yapamadıkları için yaşadıkları ekonomik kaybın giderilmesi amacıyla ilgili kurumlara başvurmuşlardır. Ancak idari makamlar ve yargı mercileri, başvurucuların bu taleplerini kanunda öngörülen başvuru süresinin aşıldığı gerekçesiyle reddetmiştir.
Vatandaşlar, mülklerine erişim engellerinin devam ettiğini ve bu nedenle sürenin kaçırılmasının söz konusu olamayacağını belirterek idarenin katı tutumundan şikayetçi olmuşlardır. Bunun yanı sıra, uyuşmazlığın çözümü için idare mahkemelerinde açılan davaların yıllarca sürmesi ve bir türlü sonuçlandırılamaması nedeniyle yargılamanın makul sürede bitirilmediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken, öncelikle mülkiyet hakkının korunmasına ve bu hakkın ihlali durumunda vatandaşların etkili bir başvuru yoluna sahip olması gerektiğine odaklanmıştır. Bu kapsamda, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde yapılan idari başvuruların usul kuralları incelenmiştir. Söz konusu 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin zararlarının idari aşamada sulh yoluyla karşılanmasını amaçlamaktadır.
Ancak bu kanuna dayalı olarak yapılacak başvurularda hak düşürücü nitelikte belirli süre sınırları öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, mülke erişimin engellenmesi gibi fiziki ve hukuki durumu devam eden süregelen müdahalelerde, zarar doğurucu olay anlık ve tek bir eylemden ibaret değildir. Bu nedenle, kanunda öngörülen idari sürenin, olayın başladığı ilk andan itibaren değil, idarenin müdahalesinin tamamen ortadan kalktığı veya hukuki olarak kesildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiği anayasal bir kural olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul sürede yargılanma hakkı ile ilgili olarak yakın zamanda yapılan yasal mevzuat değişiklikleri dikkate alınmıştır. 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında ve özellikle 7499 sayılı Kanun ile getirilen köklü yeniliklerle, yargılamaların çok uzun sürmesinden kaynaklı hak ihlali şikayetleri için Adalet Bakanlığı nezdinde Tazminat Komisyonuna başvuru yolu ihdas edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu yeni başvuru yolunun etkili ve vatandaşlar için ulaşılabilir olduğunu belirterek, bireysel başvuru mekanizması çalıştırılmadan önce mutlaka bu komisyona başvurulması gerektiğini ikincillik ilkesi gereğince zorunlu kılmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu incelerken şikayetleri iki ana başlık altında ayrı ayrı değerlendirmiştir. İlk olarak, başvurucuların mülke erişimlerinin engellenmesi nedeniyle yaptıkları tazminat başvurularının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi incelenmiştir. Mahkeme, mülkiyete yönelik ulaşamama şeklindeki müdahalenin yıllarca devam eden ve kesintisiz süregelen bir durum olduğunu tespit etmiştir. İlgili idarelerin ve derece mahkemelerinin, zarar doğurucu olayın her yıl kesintiye uğrayıp sanki her yıl yeniden tekrarlanıyormuş gibi varsayımsal bir yaklaşımla başvuru süresini hesaplaması açıkça eleştirilmiştir. Bu durumun, başvurucuların 5233 sayılı Kanun ile kendilerine tanınan telafi imkânından faydalanmalarını imkansız kılan, aşırı şekilci ve katı bir yorum olduğu vurgulanmıştır. Başvuru yollarının pratik olarak işlemesini engelleyen bu tutumun, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını zedelediği tespit edilmiştir.
İkinci olarak, başvurucuların yargılama süreçlerinin makul süreyi aştığı yönündeki iddiaları ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, 7499 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikleri hatırlatarak, derdest makul süre şikayetleri için özel bir komisyona başvuru imkânının getirildiğini belirtmiştir. Somut olayda, başvurucuların bireysel başvuruda bulunmadan önce bu yeni kurulan hukuki yolu tüketmedikleri görülmüştür. İkincillik ilkesi gereğince, söz konusu komisyonun başarı şansı sunan kapasiteye sahip olduğu kabul edilerek bu yöndeki talepler başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle incelenmemiştir.
Giderim aşamasında ise, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı ihlalinin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması için yerel mahkemeler nezdinde yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Yeniden yargılama kararının başvurucuların mağduriyetlerini gidermek için yeterli bir telafi yöntemi olacağı kanaatine varılarak, ayrıca sunulan tazminat talepleri reddedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.