Karar Bülteni
AYM N.S.Ç. BN. 2020/10261
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/10261 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Çocuğun üstün yararı daima gözetilmelidir.
- Mahpusun ailesiyle iletişim hakkı korunmalıdır.
- Sınırlandırmalar için ikna edici gerekçeler sunulmalıdır.
- Görüş günleri çocuğun eğitimine uyarlanmalıdır.
Bu karar hukuken, ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların aile hayatına saygı hakkının, idarenin salt genel geçer güvenlik gerekçeleri veya personel yetersizliği gibi mazeretlerle ölçüsüzce kısıtlanamayacağı anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında, cezaevindeki bireylerin çocuklarıyla olan aile bağlarının kopmamasını ve ebeveyn-çocuk bütünleşmesinin sağlanmasını güvence altına alacak makul idari tedbirleri alma zorunluluğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Özellikle ebeveynleri boşanan, velayeti dışarıdaki ebeveynde bulunan ve hafta içi örgün eğitime devam eden çocukların, mesai saatleri içerisindeki telefon veya kapalı görüş saatlerine uymasının fiilen imkânsız olduğu gerçeği karşısında idarenin katı uygulamasının hukuka aykırı olduğu tescillenmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece yüksektir. Karar, ceza infaz kurumu idareleri ile bu idarelerin kararlarını denetleyen infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri için bağlayıcı bir hukuki standart getirmektedir. Artık idareler, mahpusların eğitim gören çocuklarıyla hafta sonu görüşme taleplerini değerlendirirken matbu ve kopyala-yapıştır ret gerekçeleri kullanamayacaktır. Kapasite sorunu, fiziki yetersizlik veya güvenlik riski gibi argümanların, somut olayda çocuğun üstün yararını ne suretle tehlikeye attığının detaylı, ikna edici ve doğrudan o olaya özgü gerekçelerle kanıtlanması zorunlu hâle gelmiştir. Bu içtihat, ceza infaz hukukunda çocuk haklarının ve aile bağlarının korunması noktasında idareyi esnek ve alternatif çözümler üretmeye sevk eden çok güçlü bir yargısal güvence sağlamıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olayda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, eşinden 2014 yılında boşanmıştır ve müşterek çocuklarının velayeti anneye verilmiştir. Aile mahkemesinin kararına göre baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki hafta sonları ve resmî tatillerde kurulmaktadır. Başvurucu, ilköğretim çağındaki çocuğunun hafta içi okula gitmesi ve annesinin de okul dışı saatlerde veya hafta içi görüşmelere izin vermemesi nedeniyle oğluyla iletişim kuramamaktadır.
Bu mağduriyeti aşmak isteyen başvurucu, ceza infaz kurumuna başvurarak en azından telefonla görüşme ve kapalı görüş günlerinin, çocuğun okul durumu dikkate alınarak hafta sonuna kaydırılmasını talep etmiştir. Ancak cezaevi idare ve gözlem kurulu; kurumun fiziki yapısı, mahpus profili ve hafta sonu personel sayısının azlığı gibi nedenlerle kurum güvenliğinin tehlikeye düşeceğini ileri sürerek talebi reddetmiştir. Bu ret kararına karşı sırasıyla infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine yapılan itirazlar da aynı matbu gerekçelerle reddedilince başvurucu, durumuna özgü şartların incelenmediğini belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle devletin aile yaşantısına ve çocuk haklarına ilişkin anayasal pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması ve aile bağlarının kopmaması amacıyla devletin gerekli tedbirleri alması, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkının ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.41 kapsamında düzenlenen ailenin korunması ve çocuk haklarının temel bir gereğidir.
Mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde "çocuğun üstün yararının" öncelikle gözetilmesi zorunludur. Hükümlü ve tutukluların hürriyetlerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle bazı haklarının sınırlandırılması cezaevi rejiminin kaçınılmaz bir sonucu olsa da, devletin ve ceza infaz kurumu idaresinin mahpusların aileleriyle temasını sağlayacak uygun ortamı yaratma zorunluluğu ortadan kalkmaz.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, idare bu tür tedbirleri alırken kamu düzeninin sağlanması, disiplinin tesisi ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar ile ebeveynin ve çocuğun aile hayatına saygı hakkı arasında mutlaka adil bir denge kurmalıdır. Mahpusların çocuklarıyla olan telefonla görüşme ve kapalı görüş haklarının düzenlenmesi sırasında idarenin, salt genel geçer kurallara ve personel planlamasına atıf yapması hukuka uygun kabul edilemez. İdarenin, hak sınırlandırmasına giderken talebin neden karşılanamayacağını somut, inandırıcı, ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyması şarttır. Çocuğun yüksek yararı söz konusu olduğunda, güvenlik endişelerinin ne şekilde somut bir tehlike yarattığı açıkça kanıtlanmadığı sürece, katı ve şekilci cezaevi kuralları aile hayatının korunması ilkesinin önüne geçemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun özel durumunu ve idarenin takındığı katı tutumu ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Dosyadaki verilere göre başvurucu eşinden boşanmış durumdadır ve müşterek çocuğun velayeti annesindedir. Aile mahkemesi kararı uyarınca başvurucu ile çocuğu arasındaki kişisel ilişki yalnızca hafta sonları ile belirli tatil günlerinde kurulabilmektedir. Çocuğun hafta içi günlerde örgün eğitime devam ettiği de tartışmasızdır. Bu koşullar altında, başvurucunun kapalı görüş ve telefonla görüşme haklarının ısrarla hafta içi mesai saatleri (09.00-12.00 ve 13.30-17.00) içerisine sıkıştırılması, babanın çocuğuyla fiilen hiçbir şekilde görüşememesi ve aile bağının tamamen kopması anlamına gelmektedir.
Yüksek Mahkeme, ceza infaz kurumu idare ve gözlem kurulu ile bu kararı denetleyen infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesinin, başvurucunun bu özel ve istisnai durumunu hiçbir şekilde göz önünde bulundurmadığını tespit etmiştir. İlgili idari ve yargısal kararlarda; başvurucunun boşanmış olması, annenin hafta içi iletişime izin vermemesi, mahkeme kararıyla belirlenen şahsi ilişki günlerinin hafta sonu olması ve çocuğun eğitim saatleri gibi kritik somut olgular hiçbir şekilde tartışılmamıştır. Bunun yerine idare ve derece mahkemeleri; kurumun mevcudu, fiziki yapısı, personel sayısının yetersizliği ve güvenlik riski gibi matbu, genel geçer ve soyut gerekçelerin arkasına sığınarak talebi reddetmiştir. Oysa idarenin, sadece bir babanın eğitim gören çocuğuyla hafta sonu telefon görüşmesi veya kapalı görüş yapmasının, kurumun genel güvenliğini ve disiplinini ne suretle ve ne boyutta tehlikeye düşüreceğini somut verilerle ve ikna edici bir biçimde kanıtlaması gerekirdi.
İdarenin ve yargı mercilerinin başvurucunun bu hassas durumunu tamamen göz ardı etmesi, ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki ve sağlıklı bir aile bağı kurulmasını ciddi ölçüde zorlaştırmış, durumu adeta ek bir cezalandırmaya dönüştürmüştür. Bu itibarla, devletten beklenen pozitif yükümlülükler çerçevesinde aile bağlarını koruyacak esnek ve makul tedbirlerin alınmadığı, yargısal makamlarca ortaya konulan gerekçelerin ise son derece yetersiz ve keyfi olduğu kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, idarenin ve derece mahkemelerinin çocuğun üstün yararını dikkate almadığı ve yeterli gerekçe sunmadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve manevi tazminat talebini içeren başvuruyu kabul etmiştir.