Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Kemal Kılıçdaroğlu (9) Kararı 2022/25403 B.

Anayasa Mahkemesi Kemal Kılıçdaroğlu (9) Kararı 2022/25403 B.

Bu karar, siyasetçiler arasındaki tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırlarının çok daha geniş olduğunu ve demokratik toplum düzeninde siyasi eleştirilerin sert, incitici veya şok edici olabileceğini hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, siyasi parti liderlerinin meclis grup toplantılarında dile getirdikleri ağır eleştirilerin, kamu yararını doğrudan ilgilendiren dış politika gibi makro meselelerde yapıldığında ifade özgürlüğünün en üst düzey koruması altında olduğunu vurgulamaktadır. Hakaret içerdiği iddia edilen sözlerin yalnızca dar ve sözlük anlamlarına bakılarak değil, söylendiği dönemin siyasi iklimi, ifadenin bağlamı, muhatabın anayasal ve kamusal konumu ile hedeflenen kamusal tartışma ekseninde değerlendirilmesi gerektiği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Bu durum, politikacıların ifade hürriyeti sınırlarının sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş bir zeminde korunmasını zorunlu kılmaktadır.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2022/25403
Karar Tarihi 17.07.2024
Taraf Kemal Kılıçdaroğlu (9)
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Siyasilerin eleştiriye katlanma yükümlülüğü daha geniştir.
  • gavel Siyasi tartışmalarda ifade özgürlüğü geniş yorumlanmalıdır.
  • gavel Değer yargıları somut olgularla desteklenmişse korunur.
  • gavel Söylemler bağlamından koparılarak değerlendirilemez.

Bu karar, siyasetçiler arasındaki tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırlarının çok daha geniş olduğunu ve demokratik toplum düzeninde siyasi eleştirilerin sert, incitici veya şok edici olabileceğini hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, siyasi parti liderlerinin meclis grup toplantılarında dile getirdikleri ağır eleştirilerin, kamu yararını doğrudan ilgilendiren dış politika gibi makro meselelerde yapıldığında ifade özgürlüğünün en üst düzey koruması altında olduğunu vurgulamaktadır. Hakaret içerdiği iddia edilen sözlerin yalnızca dar ve sözlük anlamlarına bakılarak değil, söylendiği dönemin siyasi iklimi, ifadenin bağlamı, muhatabın anayasal ve kamusal konumu ile hedeflenen kamusal tartışma ekseninde değerlendirilmesi gerektiği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Bu durum, politikacıların ifade hürriyeti sınırlarının sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş bir zeminde korunmasını zorunlu kılmaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu içtihat, yerel mahkemelerin ve Yargıtay'ın siyasiler arası tazminat davalarındaki yerleşik yaklaşımını doğrudan etkileyecek ve şekillendirecek niteliktedir. Mahkemelerin, şeref ve itibarın korunması ile ifade özgürlüğü arasında hassas dengeyi kurarken, muhatabın kamu gücü kullanan bir siyasetçi olması durumunda eleştiri ve tahammül sınırlarını oldukça esnek tutmaları gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir. Uygulamadaki önemi ise, özellikle muhalefet liderlerinin iktidar politikalarını eleştirirken kullandıkları şok edici veya rahatsız edici ifadelerin, salt nezaket sınırlarını aştığı gerekçesiyle tazminat veya ceza yaptırımına tabi tutulamayacağını kesin olarak göstermesidir. Bu karar, demokratik rejimlerde siyasi polemiklerin yargı eliyle haksız şekilde sınırlandırılmasının önüne geçerek demokratik muhalefet etme hakkına güçlü ve sarsılmaz bir anayasal zırh sağlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Dönemin ana muhalefet partisi genel başkanı olan başvurucu Kemal Kılıçdaroğlu, 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde partisinin haftalık grup toplantısında milletvekillerine ve kamuoyuna hitaben bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada, hükûmetin o dönemki Suriye politikasını ağır bir dille eleştirirken, dış politikadan sorumlu olan dönemin Dışişleri Bakanı'na yönelik olarak "çapsızlığı dünyada bilinen" ve bu politikaları yürütmek için "ileri derecede geri zekalı olmak lazım" şeklinde sert ifadeler kullanmıştır.

Bu ifadelerin kamuoyuna yansıması üzerine dönemin Dışişleri Bakanı, kişilik haklarına ağır bir saldırıda bulunulduğu ve şahsına hakaret edildiği gerekçesiyle Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı 50.000 TL manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkeme davayı kısmen kabul ederek 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, tarafların siyasi kimliklerini gözeterek sözlerin sert eleştiri kapsamında kaldığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Ancak yerel mahkeme ilk kararında direnmiş, ardından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da direnme kararını oyçokluğuyla onayarak cezayı kesinleştirmiştir. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu, siyasi eleştiri ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa m. 26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile müdahalenin yasal dayanağı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 hükümlerini merkeze almıştır. Bu doğrultuda, ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve haklarının korunması arasında anayasal düzeyde adil bir dengenin kurulması amaçlanmıştır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan, amaca ulaşmaya elverişli ve orantılı bir müdahale olması şarttır. Mahkemelerin bu dengelemeyi yaparken dikkate alması gereken evrensel ölçütler bulunmaktadır. Bunlar; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi, ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değerinin bulunup bulunmadığı ve yaptırıma maruz kalma endişesinin kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratıp yaratmayacağıdır.

Doktrinde ve anayasal yargıda kabul edildiği üzere, siyasetçilerin ve kamusal yetki kullanan kişilerin eleştiriye katlanma sınırları, sade vatandaşlara göre çok daha geniştir. Siyasetçiler, kamusal alanda görev yapmaları sebebiyle eylem ve söylemlerinin basın, muhalefet ve vatandaşlar tarafından daha sert denetime tabi tutulacağını öngörmeli ve bu duruma en üst düzeyde hoşgörü göstermelidir. Ayrıca, söylemlerin maddi vakıaların açıklanması mı yoksa bir değer yargısı mı olduğu mutlaka belirlenmelidir; zira somut olgularla desteklenen değer yargıları tam koruma altındadır. Demokratik rejimlerde siyasi tartışmaların serbestliği hayati bir ilke olup, yalnızca zararsız ve kabul gören fikirler değil, kırıcı, şok edici veya rahatsız edici düşünceler de ifade özgürlüğü kapsamında koruma altındadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda sarf edilen tartışmalı sözlerin, ana muhalefet partisi lideri sıfatını taşıyan başvurucu tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki bir siyasi parti grup toplantısında dile getirildiğini özellikle dikkate almıştır. Meclis grup toplantılarının, ülke gündemine ilişkin hayati meselelerin konuşulduğu, siyasi tartışmaların en yoğun yaşandığı platformlar olduğu ve başvurucunun da burada dış politika uygulamalarına yönelik ağır siyasi eleştirilerde bulunduğu tespit edilmiştir. İfadelerin hedefindeki kişi ise o dönem dış politikadan bilfiil sorumlu olan Dışişleri Bakanı'dır ve kamusal yetki kullanan siyasi bir figür olarak daha yüksek bir eleştiri toleransına sahip olmalıdır.

Başvurucunun konuşmasında kullandığı "çapsız" ve "ileri derecede geri zekalı" şeklindeki söylemlerin, sadece hakaret kastı taşımadığı; aksine hükûmetin uyguladığı dış politikanın yanlışlığına ve bu görev için seçilen kişilerin yetersizliğine dikkat çekmek amacıyla kasten seçilmiş sert değer yargıları olduğu vurgulanmıştır. Konuşmanın yapıldığı 2012 yılında, Suriye savaşının Türkiye'nin jeopolitik konumu ve geleceği üzerindeki etkilerinin toplumun tamamını ilgilendiren güncel ve yakıcı bir tartışma konusu olduğu görülmüştür. Bu nedenle söz konusu ifadelerin, sebepsiz bir kişisel saldırıdan ziyade somut olgulara ve dış politika eleştirilerine dayanan siyasi bir tepki niteliği taşıdığı belirlenmiştir.

Siyasetçilerin kendi aralarındaki tartışmalarda kullandıkları sert ve keskin ifadelerin, siyasi üslubun, iktidarı eleştirme stratejilerinin ve seçmen kitlesini konsolide etme gayretinin doğal bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Davacının siyasi konumu itibarıyla medya ve iletişim araçlarına kolaylıkla erişiminin bulunduğu, dolayısıyla hakkındaki ağır eleştirilere aynı mecralardan yanıt verme imkânına fazlasıyla sahip olduğu ifade edilmiştir. Bütün bu anayasal ilkelere rağmen, yerel mahkemenin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ifadeleri bağlamından ve siyasi tartışma zemininden kopararak sadece sözlük anlamı üzerinden değerlendirdiği, konuşmanın genel bağlamını ve tarafların toplumsal konumlarını hiç tartışmadığı tespit edilmiştir. Derece mahkemelerinin ileri sürdüğü gerekçelerin, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı kılacak düzeyde ilgili ve yeterli olmadığı kesin olarak anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Bir siyasetçiye çok ağır sözler söylersem tazminat öder miyim? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, kamusal yetki kullanan siyasetçilerin eleştiriye katlanma sınırları ve yükümlülüğü, sade vatandaşlara kıyasla çok daha geniştir. Siyasetçiler, kamusal görev yürütmeleri sebebiyle eylem ve söylemlerinin basın, muhalefet ve vatandaşlar tarafından çok daha sert bir denetime tabi tutulacağını öngörmeli ve buna en üst düzeyde hoşgörü göstermelidir. Eğer sarf ettiğiniz ağır sözler haksız ve sebepsiz bir kişisel saldırıdan ziyade, somut olgulara dayanan ve genel kamu yararını ilgilendiren bir tartışmaya katkı sağlayan bir değer yargısı niteliğindeyse, bu ifadeler ifade özgürlüğünün en üst düzey koruması altındadır. Hukuk düzenimiz demokratik bir toplumda sadece zararsız fikirleri değil; şok edici, kırıcı veya rahatsız edici düşünceleri de anayasal güvence kapsamında korumaktadır.
Söylediğim sert sözün hakaret olup olmadığına mahkeme nasıl karar verir? expand_more
Mahkemeler, hakaret içerdiği iddia edilen sözlerin hukuki değerlendirmesini yaparken kelimelerin yalnızca sözlük ve dar anlamlarına bakarak karar veremezler. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; sözün söylendiği dönemin siyasi iklimi, ifadenin genel bağlamı, hedef alınan muhatabın anayasal ve kamusal konumu mutlaka bütüncül bir yaklaşımla dikkate alınmalıdır. Olayda ifadelerin kimin tarafından dile getirildiği, muhatabın ünlülük düzeyi, sözlerin kamuoyunu bilgilendirme değeri taşıyıp taşımadığı ve yaptırım tehdidinin ifade hürriyeti üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı gibi temel ölçütler incelenir. Sözlerin bağlamından koparılarak sadece lafzi bir yoruma tabi tutulması, hakkaniyete aykırı bir şekilde ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurur.
Meclis kürsüsünde söylenen ağır sözler suç mudur? expand_more
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki siyasi parti grup toplantıları, ülke gündemine dair makro meselelerin konuşulduğu ve siyasi tartışmaların en yoğun yaşandığı, demokratik rejimin hayati platformlarıdır. Anayasa Mahkemesi, bu platformlarda muhalefet temsilcilerinin iktidar politikalarını eleştirirken kullandıkları şok edici sözlerin, salt nezaket sınırlarını aştığı gerekçesiyle tazminat veya ceza yaptırımına tabi tutulamayacağını kesin olarak ortaya koymuştur. Örneğin bir dış politika eleştirisi sırasında muhataba yönelik sarf edilen "çapsız" veya "ileri derecede geri zekalı" şeklindeki son derece sert söylemlerin bile sadece hakaret kastı taşımadığı, yanlış politikalara dikkat çekmek amacıyla seçilmiş siyasi değer yargıları olduğu tespit edilmiş ve korunmuştur. Dolayısıyla bu meclis zeminindeki siyasi eleştiriler sarsılmaz bir anayasal zırhla donatılmıştır.
Siyasilerin kendi aralarındaki sert atışmalar hakaret davası konusu olur mu? expand_more
Siyasetçilerin kendi aralarındaki tartışmalarda başvurdukları keskin, sert ve bazen incitici ifadeler; siyasi üslubun, iktidarı eleştirme stratejilerinin ve seçmen kitlesini konsolide etme gayretinin doğal bir parçası olarak görülmektedir. Anayasa Mahkemesi, makam sahibi siyasilerin medya ve kitle iletişim araçlarına kolaylıkla erişim imkânı bulunduğunu, bu sebeple haklarındaki ağır eleştirilere aynı siyasi mecralardan ve aynı güçle yanıt verme şansına sahip olduklarını özellikle vurgulamaktadır. Demokratik muhalefet hakkının ve siyasi polemiklerin yargı eliyle haksız şekilde sınırlandırılması, siyasetçiler üzerinde caydırıcı bir sansür baskısı yaratacağından, bu tür atışmaların tazminat davalarıyla cezalandırılması hukuka aykırı bulunarak iptal edilmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir