Karar Bülteni
AYM İ.K. BN. 2020/6821
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/6821 |
| Karar Tarihi | 17.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaları yanıtlamalıdır.
- Esaslı iddiaların cevapsız bırakılması adil yargılanmayı zedeler.
- İstinaf mercileri de esaslı itirazları incelemekle yükümlüdür.
- Gerekçeli karar hakkı hakkaniyetli yargılamanın temelidir.
Bu karar hukuken, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaları ve delilleri görmezden gelemeyeceği anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerinin, terör saldırısında yaralanan bir kamu görevlisinin açtığı tam yargı davasında mahkemeye sunduğu işitme kaybına dair sağlık raporunu ve bu yöndeki iddialarını karar gerekçesinde hiçbir şekilde tartışmamış olmasını, anayasal bir güvence olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Derece mahkemelerinin sadece şeklî bir ret kararı vermesinin yeterli olmadığı, redde veya kabule dayanak yapılan olguların tarafların sunduğu somut delillerle karşılaştırılarak mantıksal bir bütünlük içinde ve ikna edici bir biçimde açıklanması gerektiği vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle tam yargı davalarında sosyal risk ilkesi veya kusursuz sorumluluk bağlamında zarar ile eylem arasındaki illiyet bağının tartışılarak kurulması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Derece mahkemelerinin ve istinaf mercilerinin, mağdurların kalıcı fiziksel hasarlarına yönelik tıbbi raporlarını soyut ifadelerle geçiştirmemesi ve her bir iddianın uyuşmazlığın özüne etkisini detaylıca incelemesi gerektiği yönünde bağlayıcı bir standart getirmektedir. Karar, meslektaşların ve vatandaşların mahkemelere sundukları kritik önemdeki teknik delillerin veya sağlık raporlarının hiçbir gerekçe gösterilmeden dikkate alınmaması durumunda, adil yargılanma hakkı bağlamında ağır bir usul ihlali doğacağı yönünde güçlü bir içtihat oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İstanbul'da askeri personel olarak görev yapan başvurucu, mesai bitiminde evine dönerken bindiği servis aracının yakınında patlatılan bombalı bir terör saldırısı sonucunda yaralanmıştır. Başvurucu, olay nedeniyle kalıcı işitme kaybı yaşadığını ve travma sonrası stres bozukluğu geçirdiğini belirterek İçişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığına başvurmuş, idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince olaydan hukuken sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. İdarelerin başvuruya sessiz kalarak zımnen ret yanıtı vermesi üzerine başvurucu, idare mahkemesinde 50.000 TL manevi ve 1.000 TL maddi tazminat ödenmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. İlk derece idare mahkemesi, başvurucuya halihazırda cüzi bir miktar nakdi tazminat ödendiğini, mesleğinin doğası gereği zaten riskler barındırdığını ve yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek düzeyde yüzeysel olduğunu belirterek davayı bütünüyle reddetmiştir. Başvurucunun, sunduğu resmi sağlık kurulu raporlarına rağmen davasının gerekçesiz ve eksik incelemeyle reddedildiği itirazıyla başlattığı uzun hukuk mücadelesi en nihayetinde Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en temel yansımalarından biri olan gerekçeli karar hakkı üzerinde detaylı bir biçimde durmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." kuralı amir hüküm olarak düzenlenmiş ve bu anayasal güvence ile yargı organlarına kararlarını detaylıca gerekçelendirme ve ulaşılan hukuki sonucu taraflara tatmin edici bir şekilde izah etme yükümlülüğü getirilmiştir.
Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen her türlü iddia, itiraz ve minör savunmaya ayrıntılı ve uzun uzadıya yanıt vermesini elbette gerektirmez. Ancak mahkemelerin, davanın esasını oluşturan, uyuşmazlığın sonucunu tamamen değiştirebilecek nitelikteki açık ve somut iddialara mutlaka hukuki çerçevede makul bir gerekçe ile yanıt vermesi emredici bir kuraldır. Eğer davacı veya davalı taraflardan biri, davanın kaderini doğrudan etkileyecek hayati önemde bir delil veya savunma sunmuşsa, mahkemenin bu hususu sessiz kalarak geçiştirmesi veya genel geçer matbu ifadelerle reddetmesi hukuken kesinlikle savunulamaz. Yargılamada sunulan tıbbi raporlar veya uzman görüşleri gibi teknik delillerin karar yerinde tartışılması hakkaniyetli bir yargılamanın en asgari gereğidir.
Benzer şekilde, istinaf ve temyiz mercilerinin yargılamayı yapan ilk derece mahkemesinin kararını onaması veya hukuka uygun bulması hâlinde aynı gerekçeleri kullanması kural olarak yeterli görülse de, üst derece mahkemelerinin de kendi önlerine gelen esasa dair belirleyici iddiaları cevapsız bırakmaması büyük bir zorunluluktur. Özellikle idare hukukunda yer alan tam yargı davalarında ve idari tazminat hukuku prensiplerinde idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğu belirlenirken, zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağının somut olgularla ve dosyaya sunulan adli/sağlık raporları gibi kesin delillerle tartışılması, hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının temel bir gerekliliğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun uğradığı terör saldırısı sonrasında idareye karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davasında ilk derece mahkemesi ile istinaf dairesinin yaklaşımını adil yargılanma hakkı ve gerekçeli karar hakkı bağlamında titizlikle değerlendirmiştir. Başvurucu, patlama sonucunda kalıcı işitme kaybı yaşadığına ve psikiyatrik olarak travma sonrası stres bozukluğu geçirdiğine dair resmi sağlık kurulu raporlarını dava dosyasına delil olarak sunmuş ve bu kalıcı fiziki ve ruhsal hasar nedeniyle hem dava dilekçesinde hem de istinaf kanun yolu aşamasında idarenin tazminat ödemesi gerektiğini oldukça net bir biçimde dile getirmiştir. Ancak uyuşmazlığı inceleyen ilk derece idare mahkemesi, başvurucunun işitme kaybı rahatsızlığı ile yaşanan terör olayı arasında illiyet bağını açıklamaya yarar hiçbir tıbbi veya hukuki veri bulunmadığını tamamen soyut bir şekilde ifade ederek tazminat talebini bütünüyle reddetmiştir. Üstelik istinaf mercii olan bölge idare mahkemesi de başvurucunun bu somut itirazlarına ve dosyaya kazandırılan güçlü delillerine ilişkin herhangi bir ek gerekçe sunmaksızın ve eksikliği gidermeksizin doğrudan ret kararı vererek hükmü kesinleştirmiştir.
Yüksek Mahkeme, meydana gelen ağır patlama olayı ile başvurucunun resmi sağlık kurulu raporuyla kanıtlanan kalıcı işitme kaybı arasında doğrudan bir illiyet bağı olup olmadığı meselesinin, uyuşmazlığın sonucunu tayin edecek en temel ve can alıcı husus olduğunu tespit etmiştir. Başvurucu, bu nedensellik bağını kuran resmi tıbbi belgeleri yargılama makamlarına sunmasına ve iddialarını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde somutlaştırmasına rağmen, derece mahkemeleri bu delilleri karar metninde hiç tartışmamış ve kararlarında bu iddiaları çürütecek, karşılayacak veya aydınlatacak hiçbir tatmin edici gerekçe oluşturmamıştır. Mahkemenin, olayın vehametini ve dosyaya sunulan resmi sağlık raporlarını bütünüyle göz ardı ederek, uyuşmazlığı sadece mesleki riskler ve yüzeysel yaralanma gibi genel geçer ifadelere dayanarak sonuçlandırması adil yargılanma hakkının özünü açıkça zedelemiştir.
Uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edecek, ayrı ve açık bir yargısal yanıt gerektiren kalıcı sağlık sorunlarına ilişkin ciddi iddiaların mahkeme kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmamış olması, bütün yargılamanın hakkaniyetini ortadan kaldırmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.