Karar Bülteni
AYM Alev Uzunbaş BN. 2023/60010
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/60010 |
| Karar Tarihi | 28.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırları daha geniştir.
- Değer yargılarının ispatı beklenemez ancak temellendirilmelidir.
- Rahatsız edici ifadeler de koruma altındadır.
- Özel hayat ile ifade özgürlüğü dengelenmelidir.
Bu karar hukuken, basının ve gazetecilerin kamuyu ilgilendiren konularda yaptıkları sert veya kışkırtıcı haberlerin de ifade özgürlüğü koruması altında olduğunu güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kamuoyunca tanınan veya kamusal yetki kullanan kişilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla eleştirilere çok daha fazla tahammül etmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Mahkemelerin, haberin veriliş bağlamını, kullanılan ifadelerin değer yargısı niteliğinde olup olmadığını ve haberin kamuoyu için taşıdığı değeri detaylıca incelemeden doğrudan tazminata hükmetmesinin hak ihlali doğurduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, dijital mesajlaşma uygulamaları üzerinden yapılan ancak siyasi veya toplumsal önem taşıyan paylaşımların haberleştirilmesi süreçlerine ışık tutmaktadır. Siyasi nitelikli mesajların gazeteciler tarafından eleştirel bir dille, hatta şok edici bir üslupla haber yapılmasının demokratik toplumun bir gereği olduğu ilke olarak benimsenmiştir. Benzer davalarda yerel mahkemelerin, salt ifadelerin rahatsız edici olmasından yola çıkarak ifade özgürlüğünü sınırlandırmaması; şeref ve itibarın korunması ile basın özgürlüğü arasında, Anayasa Mahkemesi kriterlerine uygun adil bir denge kurması gerektiği kesin bir dille hükme bağlanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Zonguldak ilinde yerel bir gazetenin imtiyaz sahibi olan başvurucu, Diyanet-Sen Zonguldak Şube Başkanı olan davacının yerel seçim gecesi kapalı bir WhatsApp grubunda paylaştığı siyasi içerikli bir mesajı kendi gazetesinde haberleştirmiştir. Haberde, davacının mesajında geçen bir kelime üzerinden FETÖ/PDY'nin kapatılan okullarına gönderme yaptığı iddia edilmiş ve bu durum gazeteci tarafından sert bir dille eleştirilmiştir.
Bunun üzerine davacı, kapalı bir grupta paylaştığı mesajın izinsiz ve hukuka aykırı şekilde ele geçirilerek haber yapıldığını, ayrıca asılsız iddialarla kendisinin terör örgütüyle ilişkilendirilerek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek gazeteci aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi davacının talebini kısmen kabul ederek başvurucunun manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. Gazeteci olan başvurucu ise yapılan haberde kamu yararı bulunduğunu, ifade ve basın özgürlüğünü kullandığını belirterek mahkûmiyet kararına karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan normların başında, müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 gelmektedir. Bu madde, kişilik haklarının zedelenmesi durumunda manevi tazminat talep edilebilmesini düzenlemektedir. Ancak bu hakkın, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile çatıştığı durumlarda mahkemeler tarafından adil bir denge kurulması zorunludur.
İfade ve basın özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması şarttır. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, çatışan haklar arasında dengeleme yapılırken; ifadelerin kim tarafından kime karşı söylendiği, hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanıp kullanmadığı veya siyasetçi olup olmadığı büyük önem taşır. Ünlülük düzeyi ve kamusal rolü yüksek olan kişilerin, sade vatandaşlara göre katlanması gereken eleştiri sınırları çok daha geniştir.
Doktrin ve anayasal içtihatlarda da kabul edildiği üzere, demokratik bir toplumun ilerlemesi için ifade özgürlüğü yalnızca hoşa giden veya zararsız bilgileri değil, aynı zamanda şok edici, incitici veya rahatsız edici fikirleri de korur. Basın özgürlüğü, doğası gereği bir dereceye kadar abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanmalıdır.
Bunun yanı sıra, maddi olgular ile değer yargıları (değerlendirmeler) arasında hassas bir ayrım yapılmalıdır. Maddi olguların ispatı beklenebilirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatlanması istenemez. Ancak bir değer yargısının ölçülü kabul edilebilmesi için somut ve makul bir olgusal temelle desteklenmesi gerekir. Mahkemeler, yaptırım kararı verirken kullanılan ifadeleri bağlamından koparmadan incelemek ve basın üzerinde caydırıcı etki yaratmayacak ölçülü kararlar vermekle yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yerel düzeyde gazetecilik faaliyeti yürüttüğünü, habere konu olan davacının ise sendika şube başkanı sıfatıyla kamusal bir figür olduğunu tespit etmiştir. Davacının konumu gereği yerel basın tarafından yakından takip edilmesi olağandır ve bu nedenle kendisine yöneltilen eleştirilere karşı tahammül sınırının sade bir vatandaşa göre çok daha geniş olması gerekmektedir.
Yerel mahkeme, başvurucunun habere konu mesajı hukuka aykırı şekilde ele geçirdiğine hükmetmişse de, bu dijital mesaj grubunun dışa kapalı olup olmadığı, üye sayısı veya niteliği konusunda hiçbir derinlemesine araştırma yapmamış, yalnızca ceza davasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını referans almakla yetinmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu durumun hukuka uygunluk denetimi açısından yetersiz olduğunu, davacının iddialarını temellendiremediğini ve derece mahkemelerinin gerekli araştırmayı yapmadığını saptamıştır.
Haberin içeriği değerlendirildiğinde; yerel seçim gecesi siyasi bir mesaj paylaşılması ve hemen silinmesi hususlarının kamusal tartışmaya katkı sunduğu ve haberin kamu yararı taşıdığı ortadadır. Haberde davacının mesajında geçen bir kelime ile terör örgütü okulları arasında kurulan bağlantı, maddi bir vakıadan ziyade başvurucunun kendi değer yargısı niteliğindedir. Başvurucunun bu değer yargısını, kelimenin büyük harfle ve kesme işaretiyle yazılması gibi somut bir unsura dayandırdığı, dolayısıyla ifadenin tamamen temelsiz olmadığı görülmüştür.
Derece mahkemeleri, başvurucunun ifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibar hakkı arasında anayasal kriterlere uygun bir dengeleme işlemi yapmamış, kullanılan ifadelerin değer yargısı niteliğini ve haberin kamuoyu için taşıdığı değeri göz ardı etmiştir. İlgili ve yeterli gerekçe sunulmadan tazminata hükmedilmesi, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde haksız bir sınırlama ile caydırıcı etki yaratmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin tazminat kararının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığına ve Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.