Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hüseyin Koç | BN. 2021/52333

Karar Bülteni

AYM Hüseyin Koç BN. 2021/52333

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/52333
Karar Tarihi 21.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırları daha geniştir.
  • İfadeler bağlamından koparılarak tek başına değerlendirilemez.
  • Sert ve polemikçi üslup ifade özgürlüğündendir.
  • İfade özgürlüğü ile itibar hakkı dengelenmelidir.

Bu karar, demokratik bir toplumda ifade ve basın özgürlüğünün sınırları ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, özellikle kamuoyuna mal olmuş siyasi figürlere ve tanınmış kişilere yönelik eleştirilerin sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş bir koruma alanına sahip olduğunu vurgulamaktadır. Karar, sert, polemikçi ve hatta rahatsız edici ifadelerin sırf üslubu nedeniyle doğrudan hakaret veya kişilik haklarına saldırı olarak nitelendirilemeyeceğini, kullanılan sözcüklerin sarf edildikleri bağlam ve arka plan ile birlikte bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu hüküm, derece mahkemelerinin tazminat taleplerini incelerken yapmaları gereken anayasal dengeleme testinin standartlarını belirlemektedir. Mahkemeler, basında veya sosyal medyada yer alan yazılardaki birkaç kelimeyi cımbızlayarak değil, yazının tamamını ve taraflar arasındaki geçmiş husumetleri de gözeterek karar vermek zorundadır. Uygulamadaki önemi ise gazeteciler ve muhalif görüş bildirenler üzerindeki "cezalandırılma ve tazminat ödeme korkusu" ile oluşan caydırıcı etkinin önüne geçmesidir. Bu içtihat, kamusal tartışmalara katkı sunan politik eleştirilerin haksız tazminat davaları yoluyla susturulmasını engelleyerek basın hürriyetinin güvence altına alınmasında kritik bir kalkan görevi görecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir internet haber sitesinin sahibi olan gazeteci başvurucu ile bir siyasi partinin eski ilçe başkanı olan davacı siyasetçi arasında yaşanmıştır. Başvurucu, kendi haber sitesinde yayımladığı bir köşe yazısında, siyasetçi olan davacı hakkında "küfürbaz başkan", "köstebek", "fare" gibi bazı sert eleştirel ifadeler kullanmış ve onun geçmişteki siyasi tutumlarını eleştirmiştir. Yazının yayımlanmasının ardından davacı siyasetçi, bu ifadelerin kendi şeref, onur ve itibarına saldırı niteliğinde olduğunu, hakaret kastı taşıdığını ileri sürerek başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle gazeteciden 10.000 TL tutarında manevi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi gazetecinin eylemini sert eleştiri kapsamında görüp davayı reddetse de istinaf mahkemesi gazeteciyi 6.000 TL tazminat ödemeye mahkûm etmiş, bunun üzerine gazeteci ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı çözerken öncelikle ifade ve basın özgürlüğünün demokratik toplum düzenindeki kurucu rolüne dayanmıştır. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükmü, kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat talep edilebilmesine imkân tanımaktadır. Ancak bu yasal sınırlamanın, Anayasa m.26 ile korunan ifade özgürlüğü ve Anayasa m.28 ile güvence altına alınan basın hürriyeti karşısında meşru ve orantılı olması şarttır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı çatıştığında mahkemelerin bu iki hak arasında adil bir denge kurması zorunludur. Bu denge kurulurken ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin ünlülük düzeyi ve siyasetçi kimliği, ifadelerin kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı gibi temel kriterler gözetilmelidir. Özellikle siyasetçilerin ve kamusal yetki kullanan kişilerin katlanması gereken eleştiri sınırının, sade vatandaşlara göre çok daha geniş olduğu kabul edilmektedir.

Bir diğer temel kural ise cezalandırmaya veya tazminata konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamdan koparılmaması gerekliliğidir. Kullanılan dil ve üslup muhatabı açısından rahatsız edici, sarsıcı veya incitici olsa dahi ifade özgürlüğü kapsamında korunur. Mahkemelerin, yazının bütünlüğünü, dile getirilme şeklini, söylenen sözlerin arka planını ve kamuoyunu bilgilendirme değerini değerlendirmeksizin sadece belirli kelimeleri cımbızlayarak karar vermesi hukuka aykırıdır. Ayrıca, gazeteciler aleyhine hükmedilecek manevi tazminatların, toplumdaki farklı seslerin susturulmasına yol açacak şekilde caydırıcı etki yaratmaması demokratik toplum düzeninin en önemli gereklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda gazeteci olan başvurucunun ifade özgürlüğü ile siyasetçi olan davacının itibar hakkı arasında istinaf mahkemesi tarafından adil bir denge kurulup kurulmadığını detaylı bir biçimde incelemiştir. Mahkeme, tarafların her ikisinin de siyasetçi geçmişi olduğuna, aralarında daha önceden teşkilat içi husumet bulunduğuna ve ihtilafın merkezindeki yazının aslında davacının başvurucuya ve diğer kişilere yönelik önceki söylemlerine bir cevap niteliği taşıdığına dikkat çekmiştir.

Tespitlere göre, istinaf mahkemesi gerekçeli kararında yazının bütünlüğünü ve bağlamını tamamen göz ardı etmiştir. Bölge adliye mahkemesi, "küfürbaz başkan", "köstebek", "fare" gibi başkalarınca kaba ve sert bulunabilecek kelimeleri kendi bağlamlarından ve yazının bütününde taşıdıkları anlamdan kopararak cımbızlamıştır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar verirken sözcükleri cımbızlamadan, olayların ve cümlelerin bütünü içinde değerlendirmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

İstinaf mahkemesi, Anayasa Mahkemesince daha önce defalarca belirlenen siyasetçilere yönelik eleştiri sınırlarının daha geniş olduğu, açıklamaların kamusal tartışma ekseninde yapıldığı ve davacının önceki davranışları gibi kriterleri kararında hiç dikkate almamıştır. Başvurucu, kamu menfaatine ilişkin bir meselede alaycı, sert ve abartılı ifadeler kullanmış olsa da, bu ifadelerin siyasi bir figüre yöneltilmiş eleştiriler olduğu ve gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği saptanmıştır. Aksi bir yaklaşımın, gazeteciler ve muhalif sesler üzerinde cezalandırma ve tazminat baskısı yaratarak caydırıcı etki doğuracağı tespiti yapılmıştır. Bölge adliye mahkemesinin gazeteci aleyhine manevi tazminata hükmetmesine yönelik ileri sürdüğü gerekçelerin, ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olmadığı, dolayısıyla zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: