Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Mehmet Akyol ve Diğerleri Kararı 2021/63957 B.

Anayasa Mahkemesi Mehmet Akyol ve Diğerleri Kararı 2021/63957 B.

Bu karar, güvenlik güçlerinin terörle mücadele kapsamında yürüttüğü operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm olaylarında yaşam hakkının ihlal edilip edilmediğine dair önemli hukuki sınırlar çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, hendek olayları ve sokağa çıkma yasakları döneminde güvenlik güçlerinin meşru müdafaa ve bir ayaklanmanın bastırılması amacıyla güç kullanmasını hukuka uygun bulmuştur. Yaşam hakkının negatif yükümlülüğü bağlamında devletin güç kullanımının zorunlu ve orantılı olduğu durumlarda ihlal doğmayacağı net bir şekilde ifade edilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/63957
Karar Tarihi 21.05.2024
Taraf Mehmet Akyol ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Yaşam hakkına müdahalede kanunilik ve ölçülülük aranır.
  • gavel Öldürücü güç kullanımı mutlak son çare olmalıdır.
  • gavel Silahlı ayaklanmanın bastırılması meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilir.
  • gavel Çatışma koşullarında soruşturma imkânları esneklik gösterebilir.

Bu karar, güvenlik güçlerinin terörle mücadele kapsamında yürüttüğü operasyonlar sırasında meydana gelen ölüm olaylarında yaşam hakkının ihlal edilip edilmediğine dair önemli hukuki sınırlar çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, hendek olayları ve sokağa çıkma yasakları döneminde güvenlik güçlerinin meşru müdafaa ve bir ayaklanmanın bastırılması amacıyla güç kullanmasını hukuka uygun bulmuştur. Yaşam hakkının negatif yükümlülüğü bağlamında devletin güç kullanımının zorunlu ve orantılı olduğu durumlarda ihlal doğmayacağı net bir şekilde ifade edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından karar, ağır çatışma ortamlarında yürütülen soruşturmaların niteliğine dair gerçekçi bir yaklaşım sunmaktadır. Çatışma bölgelerinde Cumhuriyet savcılarının olay yerine bizzat giderek delil toplamalarının her zaman mümkün olamayacağı, uzman adli kolluk birimlerince sağlanan video, fotoğraf ve raporların etkili soruşturma yükümlülüğünü karşılayabileceği kabul edilmiştir. Ayrıca, eyleme katılan tüm güvenlik görevlilerinin ifadesinin alınmamasının da tek başına soruşturmayı yetersiz kılmayacağı belirtilmiş olup bu durum, terörle mücadele sırasındaki güç kullanımına dair yürütülecek idari ve adli soruşturmalar açısından rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, Şırnak'ın Cizre ilçesinde 2015-2016 yıllarında meydana gelen ve sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı hendek olayları sırasında çocukları M.A.'nın güvenlik güçlerinin operasyonları neticesinde hayatını kaybetmesi sebebiyle yargı yoluna başvurmuştur. Başvurucular, olaya ilişkin delillerin toplanmadığını, eksik ve taraflı bir soruşturma yürütüldüğünü, operasyonlar sırasında gereksiz ve orantısız güç kullanıldığını ve zamanında tıbbi yardım sağlanamadığını iddia etmiştir. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı, M.A.'nın silahlı terör örgütü mensuplarıyla birlikte ölü bulunduğunu, meşru müdafaa sınırları içinde kanunun verdiği yetkiyle hareket edildiğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Başvurucular, bu karara yaptıkları itirazın da reddedilmesi üzerine yaşam hakkının, özel ve aile hayatına saygı hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, devletin kişilerin yaşam hakkını koruma konusundaki hem negatif hem de pozitif yükümlülüklerine dikkat çekmektedir. Anayasa m.17 kapsamında, devletin kendi yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme (negatif) yükümlülüğü bulunmaktadır. Bununla birlikte, aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen meşru müdafaa, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması gibi istisnai ve zorunlu durumlarda yetkili merciin verdiği emrin uygulanması amacıyla silah kullanılması hukuka uygun kabul edilmektedir. Ancak bu hâllerde dahi öldürücü güç kullanımı her zaman mutlak zorunluluk taşımalı ve kullanılan güç, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.

Yaşam hakkının usul boyutu olan etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü gereğince, devletin doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularını belirlemesi ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir soruşturma yürütmesi zorunludur. Soruşturma makamlarının olaya karışanlardan bağımsız olması, resen ve derhâl harekete geçerek tüm delilleri nesnel ve tarafsız bir şekilde toplaması gerekmektedir. Ancak, şiddetli çatışmaların yaşandığı olağanüstü ortamlarda soruşturma prensiplerinin mutlak ve katı bir biçimde uygulanması beklenemez. Güvenlik risklerinin yüksek olduğu durumlarda, adli kolluk görevlilerinin ve savcıların delil toplama yöntemlerinde zorunlu esneklikler sağlanabilir. Mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin toplanmasının ve analizinin, içinde bulunulan koşulların öngörülemezliği çerçevesinde makul sayılabileceğini vurgulamıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucuların yakını olan M.A., Cizre ilçesindeki yoğun terör eylemlerine karşı yürütülen güvenlik operasyonları sırasında ölü bulunmuştur. Soruşturma makamlarınca elde edilen deliller, M.A.'nın silahlı terör örgütü mensubu olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Olay yerinde M.A. ile birlikte otomatik silahlar, mühimmat ve patlayıcılar bulunmuş; adli tıp incelemelerinde müteveffanın ellerinde ve yanağında ateşli silah atış artığı tespit edilmiştir. Ayrıca, soruşturma evresinde dinlenen tanık beyanları ve arşiv araştırmaları M.A.'nın bizzat örgütün silahlı faaliyetlerine katıldığını göstermektedir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi söz konusu eylemleri bir silahlı ayaklanma olarak nitelendirmiş ve güvenlik güçlerinin uyguladığı gücün, gerek kendilerinin ve başkalarının hayatını korumak gerekse de ayaklanmayı bastırmak meşru amaçlarına yönelik olduğunu belirlemiştir. Bu zorlu çatışma ortamında kullanılan ölümcül gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğu değerlendirilmiştir.

Olayın soruşturulması sürecinde usul boyutu yönünden yapılan incelemede, güvenlik güçlerine ve adli makamlara yönelik ağır silahlı saldırıların devam ettiği bir atmosferin bulunduğu gözetilmiştir. Bu olağanüstü koşullara rağmen, cesedin bulunmasının ardından derhâl soruşturma başlatılmış, uzman olay yeri inceleme ekiplerince görüntü kayıtları alınmış ve deliller toplanarak otopsi işlemleri Cumhuriyet savcısı gözetiminde gecikmeksizin yapılmıştır. Çatışma bölgelerinde Cumhuriyet savcılarının doğrudan alana girmemesi veya operasyona katılan tüm güvenlik görevlilerinin ifadesinin alınmaması, dönemin öngörülemez ve ağır şartları göz önüne alındığında soruşturmanın etkililiğini zedeleyen bir eksiklik olarak görülmemiştir. Soruşturma sürecinin makul bir sürede ve objektif bulgulara dayalı olarak yürütüldüğü tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Güvenlik güçleri terör operasyonlarında istedikleri gibi silah kullanabilir mi? expand_more
Hayır, güvenlik güçlerinin silah kullanma yetkisi sınırsız değildir ve Anayasa ile sıkı şartlara bağlanmıştır. Devletin, hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak meşru müdafaa, bir tutuklunun kaçmasının engellenmesi veya bir ayaklanma ve isyanın bastırılması gibi istisnai, zorunlu durumlarda silah kullanılması hukuka uygun kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin incelediği olayda olduğu gibi, kişinin otomatik silahlar, patlayıcılar ve mühimmatla ölü bulunduğu silahlı ayaklanma niteliğindeki çatışmalarda güç kullanılması meşru amaç kapsamında değerlendirilir. Ancak bu hâllerde dahi öldürücü güç kullanımının her zaman mutlak son çare olması ve ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı kalması şarttır.
Savcı olay yerine gitmeden sadece fotoğraflarla soruşturma yapabilir mi? expand_more
Normal şartlarda etkili bir soruşturma için yetkili makamların derhâl harekete geçerek tüm delilleri bizzat, nesnel ve tarafsız bir şekilde toplaması beklenir. Ancak Anayasa Mahkemesi, şiddetli çatışmaların yaşandığı olağanüstü ortamlarda bu soruşturma prensiplerinin mutlak ve katı bir biçimde uygulanamayacağını belirtmektedir. Güvenlik risklerinin yüksek olduğu, ağır silahlı saldırıların devam ettiği öngörülemez durumlarda, Cumhuriyet savcılarının bizzat olay yerine gitmemesi makul kabul edilebilir. Uzman adli kolluk birimlerince sağlanan video, fotoğraf ve raporların kullanılması, delillerin toplanarak otopsi işlemlerinin savcı gözetiminde yapılması dönemin ağır şartları altında etkili soruşturma yükümlülüğünü karşılamak için yeterli bulunmuştur.
Çatışmada ölen kişinin ailesi haksız güç kullanıldı diye dava açabilir mi? expand_more
Evet, güvenlik güçlerinin operasyonları neticesinde yakınlarının orantısız güç kullanımı sonucu hayatını kaybettiğini, delillerin toplanmadığını veya taraflı bir soruşturma yürütüldüğünü düşünen vatandaşlar yargı yoluna başvurabilirler. Nitekim devletin yaşam hakkı kapsamında, doğal olmayan her ölüm olayında sorumluları belirleyecek etkili bir adli soruşturma yürütme zorunluluğu vardır. Ancak yapılan incelemede, müteveffanın ellerinde silah atış artığı bulunması, olay yerinde mühimmat ele geçirilmesi ve kişinin silahlı eylemlere katıldığının tanık beyanlarıyla tespit edilmesi gibi örgüt bağlantısını kanıtlayan somut deliller mevcutsa, mahkeme güvenlik güçlerinin kendilerini korumak veya isyanı bastırmak için kullandığı ölümcül gücü meşru, mutlak zorunlu ve orantılı bularak ihlal olmadığına karar verebilmektedir.
Operasyona katılan tüm polislerin/askerlerin ifadesi alınmak zorunda mı? expand_more
Hayır, etkili bir soruşturma yürütülmesi için kural olarak olaya karışanların ifadelerine başvurulması gerekse de olağanüstü çatışma koşullarında bu kural esneklik gösterebilmektedir. Anayasa Mahkemesi, güvenlik güçlerine yönelik ağır saldırıların olduğu dönemlerde ve yüksek güvenlik riskleri barındıran operasyonlarda, eyleme katılan tüm güvenlik görevlilerinin ifadesinin alınmamasını tek başına soruşturmayı yetersiz kılan bir eksiklik olarak görmemektedir. Soruşturma sürecinin makul bir sürede, tarafsız olarak ve elde edilen diğer objektif bulgulara (otopsi, uzman olay yeri inceleme raporları vs.) dayalı olarak yürütülmesi hukuka uygunluk için yeterlidir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir