Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SANCHEZ I PICANYOL VE DİĞERLERİ | BN....

Karar Bülteni

AİHM SANCHEZ I PICANYOL VE DİĞERLERİ BN. 25608/20, 27250/20, 46481/20

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 25608/20, 27250/20, 46481/20
Karar Tarihi 06.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki HUDOC
  • Seçme ve seçilme hakkı mutlak değildir.
  • Tutukluluk meşru amaçlarla orantılıysa ihlal yaratmaz.
  • Ağır suç şüphesi tutukluluğu haklı kılabilir.
  • Siyasi amaçlı tutuklama iddiası ispatlanmalıdır.

Bu karar, Katalonya'nın bağımsızlık referandumu sürecinde rol alan siyasetçilerin tutuklanması ve siyasi haklarının askıya alınmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olmadığına hükmetmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, başvurucuların tutukluluk hallerinin ve milletvekilliklerinin askıya alınmasının, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru ve zorunlu amaçlara dayandığını belirterek, seçilme hakkının mutlak bir hak olmadığını net bir şekilde vurgulamıştır. Siyasi kriz dönemlerinde demokratik hukuk devletinin kendini koruma refleksinin hukuka uygunluğu bu kararla bir kez daha teyit edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle siyasi figürlerin anayasal düzene karşı eylemleri nedeniyle yargılandığı süreçlerde, ulusal makamların ve devletlerin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunun kabul edilmesidir. AİHM, siyasi saiklerle tutuklama yapıldığına dair iddiaların somut, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek, yalnızca genel siyasi bağlamın veya siyasi gerilimin 18. madde ihlali için yeterli bir zemin oluşturmadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu yönüyle inceleme konusu karar, ulusal güvenliği, devletin toprak bütünlüğünü ve anayasal düzeni korumaya yönelik orantılı yargısal tedbirlerin sınırlarını çizen oldukça güçlü ve yol gösterici bir içtihat niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Jordi Sànchez i Picanyol, Jordi Turull i Negre ve Oriol Junqueras Vies isimli Katalan siyasetçiler ve sivil toplum liderleri, 2017 yılında Katalonya'da düzenlenen bağımsızlık referandumu ve ardından gelen bağımsızlık ilanı süreçlerindeki rolleri nedeniyle İspanya makamları tarafından isyan ve zimmet gibi suçlamalarla tutuklanmıştır.

Başvurucular, bu süreçte milletvekili seçilmelerine ve hatta bazı bölgesel başkanlık görevlerine aday gösterilmelerine rağmen, tutukluluk hallerinin devam etmesi ve meclis oturumlarına bizzat katılmalarına izin verilmemesi nedeniyle İspanya Devleti'ne karşı AİHM'e başvurmuştur. Başvurucular, haksız yere tutuklandıklarını, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin kısıtlandığını, seçilme haklarının ihlal edildiğini ve bu tutuklamaların siyasi saiklerle, bağımsızlık hareketini bastırmak amacıyla yapıldığını iddia ederek hak ihlali tespiti talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, uyuşmazlığı çözerken özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5 (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 1 No'lu Protokol m.3 (serbest seçim hakkı) çerçevesinde inceleme yapmıştır.

Kararda öncelikle, Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamında tutuklamanın hukuka uygunluğu ve makul şüphenin varlığı irdelenmiştir. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir kişinin suç işlediğine dair inandırıcı belirtilerin bulunması tutuklama için gereklidir. Ancak tutukluluğun devamı için kaçma şüphesi, delilleri karartma riski veya suçun tekrarı gibi somut ve haklı gerekçelerin varlığı şarttır.

Seçme ve seçilme hakkını düzenleyen 1 No'lu Protokol m.3 ile ilgili olarak Mahkeme, bu hakkın demokratik bir toplumun temelini oluşturduğunu belirtmekle birlikte, mutlak bir hak olmadığını vurgulamıştır. Devletler, seçilme hakkını düzenlerken veya sınırlandırırken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Özellikle milletvekillerinin veya adayların tutuklanması otomatik olarak serbest seçim hakkının ihlali anlamına gelmez. Ancak ulusal mahkemeler, kişinin siyasi katılım hakkı ile tutuklamanın kamu yararı amacı arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Ulusal hukukta, özellikle İspanya Ceza Muhakemesi Kanunu m. 384 bis hükmü uyarınca silahlı isyan veya terör gibi ciddi suçlamalarla tutuklu yargılanan kişilerin kamu görevlerinin otomatik olarak askıya alınması düzenlenmiştir.

Son olarak, hakların kısıtlanmasının öngörülen amaçlar dışında kullanılamayacağını düzenleyen Sözleşme m.18 kapsamında, tutuklamanın muhalefeti susturmak gibi siyasi bir amacı gizleyip gizlemediği incelenmiştir. İçtihatlar, gizli bir amacın varlığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ve güçlü delillerle kanıtlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda başvurucuların iddialarını ayrı ayrı değerlendirmiş ve ulusal mahkemelerin kararlarını incelemiştir. Başvurucuların, anayasal düzene karşı eylemler, isyan ve kamu fonlarının zimmete geçirilmesi gibi son derece ciddi suçlamalarla tutuklandıkları tespit edilmiştir. Mahkeme, İspanyol yargı makamlarının tutukluluk kararlarını verirken kaçma şüphesi ve suçun tekrarı riskini somut verilere dayandırdığını, örneğin diğer bazı siyasetçilerin yargılamadan kaçarak yurt dışına gitmiş olmasının bu şüpheyi haklı kıldığını belirlemiştir.

Seçilme hakkına yönelik iddialar bağlamında, başvurucuların tutuklu bulundukları süre zarfında milletvekili seçilmeleri ve bazılarının başkanlığa aday gösterilmesi karşısında ulusal mahkemelerin, bu siyasi haklar ile kamu düzeninin korunması arasında adil bir denge kurduğu ifade edilmiştir. Başvurucuların meclis oturumlarına bizzat katılma taleplerinin reddedilmesi, vekalet yoluyla oy kullanma gibi alternatif yöntemlerin sağlanmış olması nedeniyle orantısız bulunmamıştır. Devletin bu süreçte izlediği yolun, halkın iradesinin özünü zedeleyecek nitelikte olmadığı teyit edilmiştir.

Ayrıca, siyasi saiklerle tutuklama yapıldığına ilişkin şikayetler değerlendirilmiş, başvurucuların tutuklanmasının altında yatan asıl nedenin anayasal düzeni bozmaya yönelik somut ve yasa dışı eylemler olduğu sonucuna varılmıştır. Genel siyasi atmosferin gergin olması, tek başına yargı makamlarının gizli bir amaçla hareket ettiğini kanıtlamaya yetmemiştir. Başvurucuların mensup olduğu siyasi partilerin faaliyetlerine devam etmesi ve seçimlere özgürce katılması da bu durumu destekler niteliktedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, alınan yargısal tedbirlerin demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığını, makul şüpheye dayandığını ve keyfilik içermediğini tespit etmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölümü, başvurucuların özgürlük ve güvenlik hakkı ile serbest seçim hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: