Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SCUDERONI | BN. 6045/24

Karar Bülteni

AİHM SCUDERONI BN. 6045/24

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 6045/24
Karar Tarihi 23.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal (Madde 3 ve Madde 8)
Karar Linki HUDOC
  • Aile içi şiddette devletin pozitif yükümlülüğü vardır.
  • Yargılamadaki gecikmeler mağdurun kırılganlığını artırır.
  • Şiddet eylemleri basit aile içi çatışma sayılamaz.
  • Yargılamalarda cinsiyetçi kalıp yargılardan kaçınılmalıdır.

Bu karar, devletin aile içi şiddet mağdurlarını koruma ve failleri etkili bir şekilde soruşturarak cezalandırma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin altını çizen son derece kritik bir içtihattır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aile içi şiddet iddialarının sıradan bir geçimsizlik veya aile içi çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini, bu tür yaklaşımların cinsiyetçi kalıp yargılara dayandığını ve mağdurun temel haklarını açıkça ihlal ettiğini kesin bir dille ortaya koymuştur. Karar, yargı makamlarının şiddetin karmaşık dinamiklerini anlama ve olayları birbirinden bağımsız izole vakalar yerine bir bütün olarak değerlendirme zorunluluğunu güçlü bir biçimde vurgulamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi göz önüne alındığında, bu karar ulusal mahkemelerin ve kolluk kuvvetlerinin aile içi şiddet dosyalarındaki genel yaklaşımını temelden değiştirecek niteliktedir. Yargılamaların uzun sürmesinin ve sık hâkim değişikliği yaşanmasının, mağdurun kırılganlığını daha da artırdığına ve adalete olan inancı zedelediğine dikkat çekilmesi, usul ekonomisi ve sürat ilkesinin bu tür hayati davalarda ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi'nin standartlarına yapılan vurgulu atıflar, taraf devletlerin iç hukuk uygulamalarını uluslararası sözleşmelerle uyumlu hale getirmeleri, kolluk ve yargı mensuplarına yönelik zorunlu meslek içi eğitimleri artırmaları ve cezasızlık algısını ortadan kaldırmaları gerektiği yönünde çok net bir uyarı niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Valentina Scuderoni, eski partneri G.C. ile ayrılmalarına rağmen aynı evde yaşamaya devam ettikleri süreçte ciddi psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Başvurucu, eski partnerinin kendisini sürekli tehdit ettiğini, anneliğini ve kadınlığını aşağıladığını, evdeki eşyalarına zarar verdiğini, uyumasını engellediğini ve kendisine fiziksel saldırıda bulunduğunu belirterek şikâyetçi olmuştur. Anti-şiddet merkezlerinden de psikolojik destek alan başvurucunun iddiaları üzerine başlatılan ceza yargılaması tam dört yıl sürmüştür. Yargılama sonucunda İtalyan mahkemeleri, olayları cinsiyetçi bir yaklaşımla "basit aile içi tartışmalar" olarak nitelendirmiş ve şiddetin tek taraflı değil karşılıklı olduğunu varsayarak eski partner hakkında beraat kararı vermiştir. Savcılık makamının bu karara itiraz etmemesi üzerine iç hukuk yolları tükenmiş ve başvurucu, devletin kendisini koruyamadığı ve etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde inceleyerek karara bağlamıştır. Mahkeme, devletlerin yalnızca bireylerin temel haklarına keyfi olarak müdahale etmeme gibi negatif bir yükümlülük altında olmadığını, aynı zamanda kişileri üçüncü şahısların şiddetinden korumak için gerekli tüm tedbirleri alma yönünde aktif pozitif yükümlülükleri bulunduğunu kesin bir dille hatırlatmıştır.

Özellikle aile içi şiddet vakalarında, devletin mağduru koruma ve failler hakkında derhal etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü çok daha katı bir şekilde uygulanmalıdır. Kararda, İstanbul Sözleşmesi'nin (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) evrensel standartlarına ve GREVIO (Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddete Karşı Uzmanlar Grubu) raporlarına geniş atıflar yapılmıştır. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, şiddet iddialarına yönelik soruşturmaların derhal, bağımsız, tarafsız ve büyük bir titizlikle yürütülmesi yasal bir zorunluluktur.

AİHM, yargı mensuplarının aile içi şiddeti sıradan bir "çatışma" olarak görme veya tarafları eşit derecede kusurlu sayma gibi zararlı cinsiyetçi kalıp yargılardan kesinlikle uzak durmaları gerektiğinin altını çizmiştir. Şiddetin devamlılık arz eden yapısı, mağdur üzerinde yarattığı ağır psikolojik tahribat ve taraflar arasındaki derin güç eşitsizliği gibi temel dinamiklerin, hukuki değerlendirmenin merkezinde yer alması gerektiği belirtilmiştir. Etkili ve caydırıcı bir yargısal tepki verilmemesi, devletin usuli yükümlülüklerini açıkça ihlal etmesi anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda İtalyan makamlarının başvurucuyu aile içi şiddete karşı korumada ve failleri cezalandırmada tamamen yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvurucunun maruz kaldığı şiddet eylemlerini izole vakalar olarak ele aldığını, şiddetin genel bağlamını, devamlılığını ve psikolojik boyutunu göz ardı ettiğini belirlemiştir. Özellikle, şiddetin ayrılık sonrası süreçte çocukla kişisel ilişki kurulması bahanesiyle sürdürülen bir kontrol, sindirme ve baskı aracı olarak kullanıldığı gerçeği ulusal mahkemelerce hiçbir şekilde anlaşılamamıştır.

AİHM, ceza yargılaması sürecinin dört yıl gibi kabul edilemez derecede uzun bir süreye yayılmasını ve bu kritik süreçte dört farklı hâkimin görev yapmasını ciddi bir yapısal zafiyet olarak değerlendirmiştir. Yaşanan bu gecikme, mağdurun kırılganlığını daha da artırmış, adalet sistemine olan güvenini sarsmış ve hukuki korumanın etkinliğini tamamen zedelemiştir. Mahkeme ayrıca, ulusal yargı makamlarının olayları değerlendirirken zararlı cinsiyetçi kalıp yargılara dayandığını; taraflar arasındaki asimetrik güç dengesini yok sayarak olayları karşılıklı ve basit aile içi anlaşmazlıklar düzeyine indirgediğini ifade etmiştir. Bu yüzeysel yaklaşım, aile içi şiddetin karmaşık dinamiklerinin anlaşılmadığının açık bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Soruşturmanın ve yargılamanın bu denli eksik, yavaş ve önyargılı yürütülmesi, devletin Sözleşme'nin ilgili maddeleri kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini ağır biçimde ihlal ettiği anlamına gelmektedir. Savcılığın hatalı beraat kararına itiraz etmemesi de bu cezasızlık ve korumasızlık tablosunu tamamlayan vahim bir unsur olarak görülmüştür.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin aile içi şiddete karşı etkili bir yargısal yanıt verememesi ve pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 3. ve 8. maddelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: