Karar Bülteni
AİHM Z BN. 3538/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 3538/21 |
| Karar Tarihi | 13.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Rızaya dayalı olmayan eylemler cezalandırılmalıdır.
- Cinsel otonomiye yönelik saldırılar etkin soruşturulmalıdır.
- Kasıt unsuru mağdurun rızası ekseninde yorumlanmalıdır.
- Salt istatistiksel veri yapısal ayrımcılığı kanıtlamaz.
Bu karar, devletin bireylerin cinsel otonomisini ve fiziksel bütünlüğünü koruma pozitif yükümlülüğünün sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cinsel şiddet ve taciz iddialarına yönelik yürütülen ceza soruşturmalarında rıza unsurunun merkeze alınması gerektiğini vurgulamıştır. Soruşturma makamlarının, failin kastını değerlendirirken aşırı dar bir yorum benimsemesi ve rıza yokluğunu göz ardı etmesi, devletin koruma yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, özellikle mağdurun uyku veya yarı uyku hali gibi direnemeyeceği durumlarda gerçekleşen cinsel eylemlerin soruşturulmasında savcılık makamlarına önemli bir yol haritası sunmaktadır. Mahkeme, failin sadece cinsel kastını inkâr etmesinin soruşturmayı sonlandırmak için yeterli olamayacağını, rızaya odaklanan bir ceza hukuku yaklaşımının benimsenmesinin zorunlu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Aynı zamanda, cinsiyete dayalı ayrımcılık iddialarında ispat yükünün devlete geçmesi için salt istatistiksel dava oranlarının veya mahkûmiyet sayılarındaki düşüklüğün yapısal bir önyargıyı kanıtlamaya yetmeyeceği ilkesi pekiştirilmiştir. Bu durum, iddia edilen ayrımcılığın somut ve kurumsal bir önyargıya dayandığının daha güçlü delillerle ilk bakışta haklı bir temelle ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuru, İzlanda vatandaşı olan Z tarafından, maruz kaldığı iddia edilen cinsel saldırı eylemine ilişkin devlet makamlarının yürüttüğü ceza soruşturmasının yetersiz olduğu ve bu tür davaların ele alınış biçiminde cinsiyete dayalı ayrımcılık yapıldığı iddiasıyla İzlanda devletine karşı yapılmıştır. Olay tarihinde on altı yaşında olan başvuran, katıldığı bir festivalde bir çadırda uyuduğu veya yarı uyanık olduğu bir esnada, daha önce hiç tanımadığı yirmi üç yaşındaki bir erkek tarafından rızası dışında göğüslerine dokunularak cinsel saldırıya uğradığını ileri sürmüştür. Başvuranın polise şikâyette bulunmasına ve failin fiziksel dokunma eylemini kabul etmesine rağmen, savcılık makamı olayı tecavüz veya nitelikli cinsel istismar suçları kapsamında değerlendirmemiştir. Soruşturma makamları, failin cinsel kastı olmadığı yönündeki soyut inkârına dayanarak olayı yalnızca basit cinsel taciz kapsamında incelemiş ve başvurana etkili bir koruma sağlamamıştır. Başvuran ayrıca, cinsel şiddet mağduru kadınların şikâyetlerinde dava açılma oranlarının düşüklüğünü gerekçe göstererek kolluk ve yargı sisteminde sistemik bir cinsiyet ayrımcılığı yapıldığını iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Sözleşme'nin 8. maddesi (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ile 14. maddesi (ayrımcılık yasağı) çerçevesinde kapsamlı bir inceleme yapmıştır. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, 8. madde kapsamındaki özel hayat kavramı, kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü de tam anlamıyla koruma altına alır. Devletlerin, bireylerin bütünlüğüne yönelik özel kişiler tarafından gerçekleştirilen doğrudan müdahalelere karşı yasal ve fiili koruma sağlama yönünde açık pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu koruma yükümlülüğü, öncelikle rızaya dayalı olmayan tüm cinsel eylemlerin kesin olarak suç sayılmasını ve ikinci olarak bu yasal hükümlerin hızlı, tarafsız ve kapsamlı bir ceza soruşturması yoluyla fiilen uygulanmasını gerektirmektedir.
Çocukların veya küçüklerin cinsel istismar mağduru olabildiği hassas durumlarda, 8. madde kapsamındaki pozitif yükümlülükler daha da sıkı bir standart gerektirir. Çocuğun üstün yararının soruşturmanın her aşamasında birincil husus olarak ele alınmasını ve onların özel savunmasızlıkları ile psikolojik ihtiyaçlarının yeterince gözetilmesini zorunlu kılar. İzlanda iç hukukunda yer alan Genel Ceza Kanunu m.194 ve Genel Ceza Kanunu m.199, cinsel otonomiyi ve rızayı merkeze alan güncel yasal düzenlemeler içermekte olup, Mahkeme bu yasal çerçevenin ilke olarak başvurana koruma sağlamaya elverişli ve yeterli olduğunu açıkça belirtmiştir.
Ayrımcılık yasağı yönünden ise, mağdurun bireysel olarak spesifik bir ayrımcı muameleye maruz kaldığını iddia etmediği genel durumlarda, Mahkeme yapısal bir önyargının veya orantısız bir etkinin varlığına dair ilk bakışta haklı (prima facie) delil sunulup sunulmadığını titizlikle inceler. Salt belirli bir cinsel suç türünden istatistiksel olarak daha çok kadınların mağdur olması, yetkililerin kolluk veya yargı aşamasında ayrımcı politikalar güttüğünü tek başına kanıtlamaz. Devletin ispat yükünü devralması ve ihlalin doğması için, istatistiksel verilerin yanı sıra idarenin kurumsal tutumlarını veya yargının ayrımcı karar alma kalıplarını gösteren somut bulguların varlığı kesin olarak aranmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda savcılık makamlarının yürüttüğü ceza soruşturmasının niteliğini ve hukuki derinliğini detaylı biçimde değerlendirmiştir. Başvuranın karakola yaptığı şikâyeti ve toplanan tanık beyanlarına göre, fail rızası olmayan bir küçüğe uyku esnasında fiziksel temasta bulunduğunu kolluk kuvvetleri nezdinde açıkça kabul etmiştir. Ancak İzlanda savcılık makamı, failin söz konusu dokunma eyleminde cinsel bir amaç gütmediği yönündeki tek taraflı inkârına aşırı bir ağırlık vermiş ve rıza yokluğunu merkeze alan objektif bir değerlendirme yapmaktan kaçınmıştır. İç hukukta daha önce yapılan kapsamlı yasal reformlarla rıza kavramı cinsel suçların merkezine yerleştirilmiş olmasına rağmen, somut olayda soruşturma makamları kast unsurunu aşırı dar ve fail lehine yorumlamıştır. Bu aşırı dar yorum, on altı yaşındaki başvuranın cinsel otonomisini korumakta tamamen yetersiz kalmış ve söz konusu eylemin tecavüz veya daha ağır cinsel suçlar kapsamında daha ciddi yaptırımlarla değerlendirilmesinin önünü usulden tıkamıştır. Mahkeme, devletin bireylerin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü korumaya yönelik temel pozitif yükümlülüklerini, rızaya dayalı tam ve etkin bir soruşturma yürüterek yerine getirmediğini saptamıştır.
Cinsiyete dayalı ayrımcılık iddiaları bakımından ise Mahkeme, başvuranın sunduğu çeşitli istatistiksel verileri oldukça ihtiyatla karşılamıştır. Cinsel şiddet vakalarında savcılık aşamasında dava açılma oranlarının veya mahkemelerde mahkûmiyet oranlarının diğer adli suçlara kıyasla düşük olması, genellikle bu tür suçların kapalı kapılar ardında işlenmesi gibi suçun doğasından kaynaklanan zorunlu ispat zorluklarıyla açıklanabilmektedir. Bu istatistikler, doğrudan yetkililerin cinsiyetçi bir yaklaşım veya kurumsal bir önyargı içinde olduğunu göstermez. İzlanda devletinin cinsel şiddetle mücadele konusunda yakın zamanda rızaya dayalı yeni yasal düzenlemeler yapmış olması ve ciddi kurumsal reformlar yürütmesi, yetkililerin bu konudaki politik kararlılığını açıkça yansıtmaktadır. Mahkeme huzurunda, erkek cinsel saldırı mağdurlarının dosyalarına kolluk veya savcılık tarafından daha farklı bir muamele yapıldığına dair somut ve ikna edici bir kanıt bulunmadığı için kurumsal veya sistemsel bir cinsiyet ayrımcılığının varlığı ispatlanamamıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği ve ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.