Anasayfa/ Karar Bülteni/ Danıştay Danıştay 12. Dairesi 2021/31 E. 2021/3224 K.

Danıştay Danıştay 12. Dairesi 2021/31 E. 2021/3224 K.

Bu karar, kamu kurumlarında görev dağılımı ve psikolojik taciz (mobbing) iddialarının sınırlarını net bir şekilde çizmesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Yüksek mahkeme, idarenin personelini görevlendirirken sahip olduğu takdir yetkisinin genişliğini teyit etmiş; özellikle nitelik, tecrübe veya anlık ihtiyaç gerektiren spesifik görevlerde eşitlik ilkesinin salt bir matematiksel dağılımla sağlanamayacağını vurgulamıştır. Memurun kendi beklentilerine uygun veya geçmişteki kadar aktif görevler alamaması, hukuken idarenin keyfi davrandığı anlamına gelmemektedir.
search
5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Danıştay 12. Dairesi
Esas No 2021/31
Karar No 2021/3224
Karar Tarihi 27.05.2021
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Pasif göreve alınmak tek başına mobbing sayılamaz.
  • gavel Kritik görevlerde idarenin takdir yetkisi geniştir.
  • gavel Manevi tazminat için ağır hizmet kusuru aranır.
  • gavel Adil görev dağılımı matematiksel olarak hesaplanamaz.

Bu karar, kamu kurumlarında görev dağılımı ve psikolojik taciz (mobbing) iddialarının sınırlarını net bir şekilde çizmesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Yüksek mahkeme, idarenin personelini görevlendirirken sahip olduğu takdir yetkisinin genişliğini teyit etmiş; özellikle nitelik, tecrübe veya anlık ihtiyaç gerektiren spesifik görevlerde eşitlik ilkesinin salt bir matematiksel dağılımla sağlanamayacağını vurgulamıştır. Memurun kendi beklentilerine uygun veya geçmişteki kadar aktif görevler alamaması, hukuken idarenin keyfi davrandığı anlamına gelmemektedir.

Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında bu karar, özellikle yayıncılık, iletişim veya sahada aktif yetenek gerektiren kurumlarda çalışan personelin görevlendirme şikayetlerine ışık tutmaktadır. Bir uygulamanın mobbing olarak nitelendirilebilmesi için kişinin pasif bir konuma çekilmesinin ötesinde; idarenin sistematik, kasıtlı ve yıldırma amacı güden ağır bir hizmet kusuru işlediğinin somut delillerle ispatlanması gerektiği yargı içtihatlarına sağlam bir şekilde yerleşmiştir. Böylece her türlü görev değişikliği veya pasifleşme durumunun doğrudan mobbing davasına konu edilmesinin önüne geçilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

TRT Genel Müdürlüğü bünyesinde spiker olarak çalışan bir kamu görevlisi, kurum tarafından kendisine mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını ve geçmiş yıllara kıyasla daha pasif görevlerde çalıştırılarak haksızlığa uğradığını iddia etmiştir. Bu sebeple çalışma şartlarının düzeltilmesi ve kendisine daha aktif görevler verilmesi talebiyle kuruma başvurmuştur. TRT Genel Müdürlüğü ise bu talebi reddetmiştir. Talebinin reddedilmesi üzerine spiker, söz konusu idari ret işleminin iptal edilmesi ve tarafına uygulandığı ileri sürülen psikolojik taciz nedeniyle 10.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle dava açmıştır. Uyuşmazlığın temel sorusu, idarenin görev dağılımı yaparken spikere eskiye oranla daha az aktif görev vermesinin mobbing oluşturup oluşturmadığı ve tazminat gerektirip gerektirmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel kurallar, anayasal ilkeler ve idare hukukunun yerleşik prensipleri üzerine inşa edilmiştir. İdarenin tazminat sorumluluğunun kaynağı olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125 hükmü gereğince, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Ancak manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin hukuka aykırı bir eylem veya işlemi nedeniyle kişinin ruhsal ve duygusal bütünlüğünde ağır bir tahribat oluşması; adaletin tesisi için bu elemin giderilmesinin zorunlu hale gelmesi gerekmektedir. İdarenin manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi, olayda idareye atfedilebilecek "ağır bir hizmet kusuru" bulunmasına bağlıdır.

Ayrıca davacının TRT personeli olması sebebiyle kurumsal mevzuat olan TRT Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Yönetmelik hükümleri de olaya tatbik edilmiştir. İlgili yönetmeliğin "Amir ve emir" başlıklı 50. maddesi, statü hukukunu kabul ederek göreve başlayan kamu görevlisinin, amirleri tarafından kendisine verilen görevleri hiyerarşik yapı içinde eksiksiz olarak yerine getirmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir.

Yerleşik mobbing (psikolojik taciz) içtihatlarına göre, bir uygulamanın mobbing sayılabilmesi için idare veya amirler tarafından çalışana yönelik olarak sistematik, sürekli ve kasıtlı bir yıldırma politikasının izlenmesi gerekir. Sadece idarenin takdir yetkisi kapsamında yaptığı olağan görevlendirmeler veya personelin beklentilerine uymayan çalışma düzenlemeleri, kast unsuru ve süreklilik somut delillerle ispatlanmadığı sürece mobbing olarak tanımlanamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda mahkeme, adil görev dağılımı kavramının her zaman matematiksel bir eşitlik hesabı ile ortaya konulamayacağını tespit etmiştir. Davacının görev yaptığı yayıncılık sektöründe, özellikle canlı yayın gibi çok hızlı reaksiyon, spesifik yetenek ve kurumsal vizyon gerektiren kritik görevlendirmelerde idarenin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu tür görevlerde takdir yetkisinin sadece sıra, kıdem veya eşit dağılım gibi katı sayısal kıstaslarla sınırlandırılması, kamu hizmetinin kalitesini ve niteliğini olumsuz etkileyebilir.

Davacı her ne kadar kendi beyanıyla önceki dönemlere kıyasla daha pasif görevlerde çalıştırıldığını ifade etse de; kişinin yalnızca pasif bir göreve alınmış olması, tek başına psikolojik taciz (mobbing) olarak kabul edilemez. Davacı, memuriyete girerken statü hukukunu kabul etmiştir ve kurum yönetmeliği uyarınca tarafına verilen görevleri (bu görevler nispeten pasif nitelikte olsa dahi) yerine getirmekle yükümlüdür. İdarenin, tamamen takdiri sebeplere dayanarak davacının daha aktif görev alma yönündeki talebini reddetmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamıştır.

Manevi tazminat talebine ilişkin olarak yapılan incelemede ise, davalı idareye isnat edilen fiillerin, davacıya tazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte ağır bir hizmet kusuru içermediği saptanmıştır. Olayda davacının kişilik haklarını ihlal eden, onu kasıtlı olarak soyutlamayı ve yıldırmayı hedefleyen sistematik bir baskı tespit edilememiştir. Dolayısıyla, manevi tazminatın şartları bu olayda gerçekleşmemiştir.

Sonuç olarak Danıştay 12. Dairesi, davanın reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararında usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle kararı onamıştır.

Eskisi gibi iş verilmemesi ve pasif göreve çekilmem mobbing sayılır mı? expand_more
Danıştay içtihatlarına göre, bir kamu görevlisinin yalnızca pasif bir göreve alınmış olması tek başına psikolojik taciz (mobbing) olarak kabul edilemez. Bir uygulamanın mobbing sayılabilmesi için idare veya amirler tarafından çalışana yönelik olarak sistematik, sürekli ve kasıtlı bir yıldırma politikasının izlendiğinin somut delillerle ispatlanması gerekmektedir.
İşyerinde görevler eşit dağıtılmıyor, idareye dava açabilir miyim? expand_more
Mahkeme kararlarına göre, adil görev dağılımı her zaman matematiksel bir eşitlik hesabı ile ortaya konulamaz. Özellikle canlı yayın gibi hızlı reaksiyon, spesifik yetenek ve kurumsal vizyon gerektiren kritik görevlendirmelerde idarenin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle, amirlerin takdir yetkisi kapsamında yaptığı olağan görevlendirmeler tek başına hukuka aykırılık ve mobbing oluşturmaz.
Pasif göreve çekildiğim için idareden manevi tazminat alabilir miyim? expand_more
İdareden manevi tazminat talep edilebilmesi için, idarenin eylem veya işleminin ruhsal ve duygusal bütünlüğünüzde ağır bir tahribat oluşturması ve idareye atfedilebilecek "ağır bir hizmet kusuru" bulunması şarttır. Kişiyi kasıtlı olarak soyutlamayı ve yıldırmayı hedefleyen sistematik bir baskı somut olarak ispatlanmadığı sürece manevi tazminata hükmedilmez.
Bana verilen pasif görevleri yapmayı reddedebilir miyim? expand_more
Hayır, memuriyete girerken statü hukukunu kabul ettiğiniz için, kurum mevzuatı ve hiyerarşik yapı uyarınca amirleriniz tarafından verilen görevleri eksiksiz olarak yerine getirmekle yükümlüsünüz. Tarafınıza verilen görevler eskiye kıyasla daha pasif nitelikte olsa dahi bu yükümlülüğünüz devam etmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir