Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/1124 E. | 2020/3558 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/1124 E. 2020/3558 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Daire
Esas No 2020/1124
Karar No 2020/3558
Karar Tarihi 17.12.2020
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Naklen atama yetkisi mutlak ve sınırsız değildir.
  • Takdir yetkisi kamu yararıyla sınırlı kullanılmalıdır.
  • İptal edilen disiplin cezaları atamaya dayanak yapılamaz.
  • Sistematik yıldırma eylemleri idari işlemin sakatlığını gösterir.

Bu karar, idareye tanınan naklen atama ve görevden alma konusundaki takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığını, devlet memurlarının görev yerlerinin değiştirilmesinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içinde hukuka uygun kabul edilebileceğini kesin ve net bir biçimde ortaya koymaktadır. İdarenin üst düzey yöneticiler dahil olmak üzere personeli üzerinde sahip olduğu atama yetkisi, idari yargı denetimine tabi olup, somut ve hukuken kabul edilebilir gerekçelere dayanmalıdır. İdarelerin, kamu hizmetinin kesintisiz ve etkin yürütülmesi adına personelinin görev yerlerini değiştirme hakları bulunsa da, bu hak keyfiyete yol açacak biçimde bir cezalandırma veya sürgün aracı olarak kullanılamaz.

Benzer davalarda bu karar, idarenin naklen atama işlemlerinde personelin disiplin geçmişini veya idareyle uyumsuzluğunu gerekçe gösterdiği hallerde, bu gerekçelerin yargısal denetimden geçmiş ve kesinleşmiş somut olgularla ispatlanması gerektiği yönünde çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Yargı kararıyla iptal edilen disiplin cezalarının veya görevde yetersizliğe dair yalnızca soyut iddiaların atama işlemine meşru bir dayanak oluşturamayacağı son derece net bir biçimde vurgulanmıştır. Ayrıca karar, personele yönelik sistematik baskı, sık yer değiştirme, haksız geçici görevlendirmeler ve temelsiz soruşturmalar gibi mobbing eylemlerinin idari işlemin sakatlığını ve idarenin kötü niyetini gösteren önemli karineler olarak değerlendirileceğini göstermesi bakımından hem doktrinde hem de uygulamada çok büyük bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Pamukkale Üniversitesinde Öğrenci İşleri Daire Başkanı olarak görev yapan davacının, rektörlük tarafından bu görevinden alınarak Çal Meslek Yüksekokuluna Yüksekokul Sekreteri olarak atanması işleminden kaynaklanmaktadır. Davacı, bu atama işleminin kamu hizmetinin gereklerine veya herhangi bir liyakat eksikliğine dayanmadığını, kendisine yönelik uzun süredir devam eden sistematik bir mobbing uygulamasının parçası olduğunu iddia etmiştir. Davacı, idarenin kendisini istifaya zorlamak maksadıyla tamamen hukuksuz bir şekilde rütbe tenzili niteliğinde bir görevlendirme yaptığını öne sürerek atama işleminin iptali için dava açmıştır. Davalı üniversite idaresi ise davacının kurum yönetimiyle son derece uyumsuz çalıştığını, hakkında açılan çeşitli disiplin soruşturmaları bulunduğunu, kamu hizmetinin etkinliğinin ve devamlılığının sağlanması amacıyla idareye tanınan takdir yetkisi kapsamında bu yer değişikliğinin gerçekleştirildiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla davanın temelini, söz konusu idari atama işleminin hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olup olmadığının tespiti oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kuralları, yükseköğretim mevzuatı ile devlet memurlarının yer değiştirmelerine ve atanmalarına ilişkin genel kanuni düzenlemelerden oluşmaktadır. Bu kapsamda ilk olarak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.52/a uyarınca, genel sekreter ile daire başkanları, müdürler, hukuk müşavirleri ve uzmanların, üniversitelerde yönetim kurulunun görüşü alınarak bizzat rektör tarafından atanacağı kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte genel idari teşkilatlanmayı ve görev dağılımlarını düzenleyen 124 sayılı Yükseköğretim Üst Kuruluşları İle Yükseköğretim Kurumlarının İdari Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m.27 ile genel sekreterliğin ve bağlı daire başkanlıklarının idari yapısı ile rektöre karşı olan hiyerarşik sorumluluğu hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan atama işlemlerinde idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını çizen en temel idare hukuku kuralı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.76 hükmüdür. İlgili madde, kamu kurumlarının, görev ve unvan eşitliği gözetmeden, personelin kazanılmış hak aylık derecelerini koruyarak memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya daha üst kadrolara, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabileceklerini düzenlemektedir. Bu madde idareye geniş bir hareket alanı tanımaktadır.

Ancak idare hukukunun ve yerleşik içtihat prensiplerinin doğası gereği, mevzuat hükümleriyle idareye memurların naklen atanmaları veya görevden alınmaları konusunda ne kadar geniş bir takdir yetkisi tanınmış olursa olsun, bu yetkinin mutlak ve sınırsız olmadığı hususu tartışılmaz bir gerçektir. Bu yetkinin sadece kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içinde kullanılması esastır. Takdir yetkisinin, şahsi husumet, mobbing, kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek salt personeli cezalandırma saikiyle kullanıldığının saptanması halinde idari işlemin, maksat ve sebep unsurları yönünden hukuka aykırı hale geleceği ve yargı organlarınca iptale tabi olacağı Danıştayın kökleşmiş içtihat prensiplerindendir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olaya bakıldığında, davalı idare tarafından davacının Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı görevinden alınarak Çal Meslek Yüksekokuluna Yüksekokul Sekreterliği görevine atanması işlemine gerekçe olarak, davacının idare ile uyumsuz çalışması, kendisine verilen görevleri ihmal etmesi ve hakkında çeşitli disiplin soruşturmaları bulunması gösterilmiştir. Ancak Danıştay 2. Dairesinin incelemesinde, davalı idarenin dayandığı bu soruşturmaların mahiyetleri, yürütülüş biçimleri ve yargısal sonuçları detaylı olarak irdelenmiştir.

İlk olarak, davacının Rektör eşinin atanmasına ilişkin resmi evrakı basına sızdırdığı iddiasıyla idarece verilen uyarma cezasının, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığı gerekçesiyle idari yargı yerince daha önceden iptal edildiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde, hazırladığı fizibilite raporlarının ciddiyetten uzak ve özensiz olduğu gerekçesiyle verilen bir başka disiplin cezasının da, disiplin cezasına konu görevin davacının görev tanımına uymadığı ve şablonu belirtilmeyen bir görevlendirmeye dayanması sebebiyle mahkemelerce iptal edildiği anlaşılmıştır. Üçüncü olarak, idare adına yetkisiz bağış toplama iddiasıyla verilen kınama cezasının da yine tipiklik unsuru bulunmadığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği görülmüştür.

Tüm bunların ötesinde, davacının kendisine yönelik sistematik bir şekilde uygulanan geçici görevlendirmeler, yersiz ve zorlama disiplin soruşturmaları, sık yer değiştirme eylemleri sebebiyle manevi taciz (mobbing) uygulandığı iddiasıyla açtığı tam yargı davasında da mahkeme davacıyı haklı bulmuş ve idarenin davacıya manevi tazminat ödemesine kesin olarak hükmetmiştir.

Bütün bu hususlar, kesinleşen yargı kararları ve idarenin eylemleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiğinde, davacının görevinden alınmasını haklı kılacak somut, hukuken geçerli ve nesnel bir verimsizlik, liyakatsizlik veya başarısızlık halinin idarece ispatlanamadığı net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Aksine, idarenin sistematik olarak davacıyı yıldırma amacı güden, mobbing teşkil eden işlemler tesis ettiği sabittir. Dolayısıyla, davacının idareye tanınan takdir yetkisi aşılarak, kamu yararı ve hizmet gereklerine tamamen aykırı şekilde Daire Başkanlığı görevinden alınıp Yüksekokul Sekreteri olarak atanmasına ilişkin idari işlemde sebep ve maksat unsurları yönünden hiçbir hukuka uyarlık bulunmadığı saptanmıştır.

Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davacının kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı şekilde görevinden alınmasına yönelik işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: