Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Petruzzo ve Diğerleri - İtalya Kararı 1986/09 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Petruzzo ve Diğerleri - İtalya Kararı 1986/09 B.

Bu karar, imar kirliliği ve yasadışı yapılaşma (izinsiz parselasyon) suçları kapsamında uygulanan müsadere (el koyma) tedbirlerinin hukuki niteliğini ve sınırlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) standartlarında yeniden çizmektedir. Mahkeme, müsadere işleminin idari bir önlem veya düzenleyici bir tedbir değil, doğrudan doğruya sözleşme kapsamında ağır bir "ceza" olduğuna hükmederek, bu tedbirin uygulanabilmesi için suçun ve kişisel sorumluluğun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça tespit edilmiş olması gerektiğini güçlü bir dille vurgulamaktadır. Özellikle ceza yargılamasına hiçbir aşamada taraf olmayan, hakkında resmi bir iddianame veya suçlama bulunmayan iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki alıcıların mülklerinin idari bir yorumla müsadere edilmesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine açıkça aykırı olduğu ve temel hukuk güvenliğini zedelediği tespit edilmiştir.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Petruzzo ve Diğerleri - İtalya Kararı 1986/09 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 1986/09 ve 67556/13
Karar Tarihi 09.10.2025
Taraflar Petruzzo ve Diğerleri - İtalya
Karar Sonucu İhlal ve İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Müsadere işlemi ceza hukuku anlamında cezadır.
Yargılanmayan üçüncü kişiye müsadere cezası uygulanamaz.
Müsadere ölçülülük ve mülkiyet hakkı denetimine tabidir.
Zamanaşımından düşme kararı müsadereye engel değildir.

Bu karar, imar kirliliği ve yasadışı yapılaşma (izinsiz parselasyon) suçları kapsamında uygulanan müsadere (el koyma) tedbirlerinin hukuki niteliğini ve sınırlarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) standartlarında yeniden çizmektedir. Mahkeme, müsadere işleminin idari bir önlem veya düzenleyici bir tedbir değil, doğrudan doğruya sözleşme kapsamında ağır bir "ceza" olduğuna hükmederek, bu tedbirin uygulanabilmesi için suçun ve kişisel sorumluluğun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça tespit edilmiş olması gerektiğini güçlü bir dille vurgulamaktadır. Özellikle ceza yargılamasına hiçbir aşamada taraf olmayan, hakkında resmi bir iddianame veya suçlama bulunmayan iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki alıcıların mülklerinin idari bir yorumla müsadere edilmesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine açıkça aykırı olduğu ve temel hukuk güvenliğini zedelediği tespit edilmiştir.

Benzer davalar ve gelecekteki uygulamalar açısından bu kararın en büyük emsal etkisi, mülkiyet hakkına yapılan devlet müdahalelerinde "ölçülülük" ilkesinin çok daha katı bir şekilde aranacak olmasıdır. İç hukuk mahkemelerinin, yasadışı yapının kapladığı fiziksel alan ile müsadere edilen toplam alan arasındaki devasa orantısızlığı (örneğin sadece 300 metrekarelik bir ihlale karşılık 97.000 metrekarelik bütün bir arazinin müsaderesi) somut olay bazında değerlendirmemesi doğrudan bir ihlal nedeni sayılmıştır. Bu durum, idarelerin ve yerel mahkemelerin bundan sonraki imar cezaları ve müsadere uygulamalarında genel ve toptancı yaklaşımlardan kesinlikle kaçınarak bireyselleştirilmiş, adil ve orantılı kararlar almalarını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İtalya'da bulunan Campobello di Mazara bölgesinde arazileri olan birinci grup başvurucular ile bu arazilerdeki yapıları sonradan satın alan ikinci grup başvurucular, İtalya Cumhuriyeti'ne karşı dava açmıştır. Uyuşmazlık, söz konusu araziler üzerinde izinsiz parselasyon ve yasadışı yapılaşma yapıldığı gerekçesiyle başlatılan ceza yargılamaları sonucunda, tüm arazilerin ve binaların İtalyan makamlarınca müsadere edilmesi (el konulması) nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Birinci grup başvurucular, haklarındaki ceza davasının zamanaşımından düşmesine rağmen mülklerinin müsadere edilmesinden şikayetçidir. İkinci grup başvurucular olan üçüncü kişi alıcılar ise, ceza yargılamasına hiç dahil edilmedikleri ve yargılanmadıkları halde mülklerinin ellerinden alındığını belirtmektedir. Başvurucular, haksız yere uygulanan bu ceza ve mülkiyet hakkı ihlali nedeniyle müsaderenin kaldırılmasını ve uğradıkları maddi ile manevi zararların tazmin edilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uyuşmazlığı çözerken özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.7 (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ve AİHS 1 No.lu Protokol m.1 (mülkiyet hakkının korunması) hükümlerine dayanmıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, yasadışı yapılaşma nedeniyle uygulanan müsadere tedbirleri yalnızca idari bir yaptırım değil, AİHS m.7 kapsamında doğrudan bir "ceza" niteliğindedir. Bu temel ilke gereği, bir cezanın bireye uygulanabilmesi için kişinin suçluluğunun kanunla öngörülmüş olması ve eylem ile sorumluluk arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Mahkeme, ceza davası zamanaşımından düşmüş olsa dahi, şayet yerel mahkemeler suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiğini esastan tespit etmişse, müsaderenin uygulanmasının kanunilik ilkesini ihlal etmediğini kabul etmektedir.

Bununla birlikte, ceza yargılamasına hiç katılmamış, hakkında iddianame düzenlenmemiş, savunma hakkı tanınmamış ve kusurluluğu ispatlanmamış üçüncü kişilere karşı müsadere cezası uygulanması, AİHS m.7'nin özüne aykırıdır. Sorumluluğun sonradan infaz aşamasında varsayımsal olarak tesis edilmesi adil yargılanma ve kanunilik ilkeleriyle bağdaşmaz.

Ayrıca mülkiyet hakkına müdahale bağlamında AİHS 1 No.lu Protokol m.1, idarenin aldığı tedbirlerin ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı olmasını emreder. Mahkemelerin, yasadışı yapının boyutu ile el konulan arazinin tamamı arasında adil bir denge kurması ve olayın kendi şartları içinde orantılılık denetimi yapması gereklidir. Üçüncü kişilerin bu mülkiyet kısıtlaması prosedürüne etkin katılım hakkının kısıtlanması da mülkiyet hakkının usul yönünden ihlaline yol açmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayda başvurucuları hukuki durumlarına göre iki gruba ayırarak inceleme yapmıştır. Birinci grup olan asıl arazi sahipleri açısından, iç hukukta izinsiz parselasyon ve imar kirliliği suçunun yeterince öngörülebilir olduğu tespit edilmiştir. Bu kişiler ceza yargılamasında bizzat taraf olmuş ve savunma haklarını kullanmışlardır. Dava süre aşımı nedeniyle düşmüş olsa da, ulusal mahkemeler suçun tüm unsurlarının oluştuğunu esastan tespit ettiği için uygulanan müsadere tedbiri AİHS m.7'yi ihlal etmemiştir.

Buna karşın, binaları sonradan satın alan ikinci grup yönünden durum farklı değerlendirilmiştir. Bu kişiler ceza yargılamasına hiçbir şekilde dahil edilmemiş, haklarında resmi bir suçlama yapılmamış ve mahkumiyet kararı verilmemiştir. İnfaz aşamasında mülklerine el konulması ve cezai sorumluluklarının sonradan varsayımsal olarak tesis edilmesi, en temel ceza hukuku güvencelerinden mahrum bırakılmalarına yol açmıştır. Bu nedenle, ikinci grup açısından ceza kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Mülkiyet hakkı şikayetleri incelendiğinde ise, her iki grup için de ihlal tespiti yapılmıştır. İtalyan mahkemelerinin müsadere kararını verirken orantılılık ilkesini gözetmediği açıkça anlaşılmıştır. Yaklaşık 300 metrekarelik yasadışı yapılaşma için toplam 97.000 metrekarelik arazinin tamamına hiçbir ayrım yapılmaksızın el konulması, başvuruculara aşırı ve orantısız bir külfet yüklemiştir. İkinci grup başvurucular ise müsadere sürecine taraf dahi olamadıkları için mülkiyet haklarını koruyacak usuli güvencelerden de mahrum bırakılmışlardır. Mahkeme bu zararların giderilmesi için arazilerin iadesine ve maddi ile manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, birinci grup başvurucular yönünden suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine ancak mülkiyet hakkının ihlal edildiğine; ikinci grup başvurucular yönünden ise hem kanunilik ilkesinin hem de mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Habersizce kaçak yapılı bir ev aldım, devlet el koyabilir mi? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, hakkında resmi bir suçlama bulunmayan ve ceza yargılamasına taraf olmayan iyiniyetli üçüncü kişilere müsadere (el koyma) yaptırımı uygulanması hukuka aykırıdır. AİHM, müsadere işleminin idari bir önlem değil, Sözleşme kapsamında doğrudan doğruya ağır bir "ceza" olduğuna hükmetmektedir. Bu nedenle, bir cezanın uygulanabilmesi için kişinin suçluluğunun ve kişisel sorumluluğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmış olması gerekir. Binaları sonradan satın alan ve hiçbir şekilde yargılamaya dahil edilmemiş kişilerin mülklerine infaz aşamasında el konulması, temel ceza hukuku güvencelerinden mahrum bırakılma anlamına gelir. Sorumluluğun varsayımsal olarak tesis edildiği böylesi bir el koyma eylemi, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine (AİHS m.7) ve mülkiyet hakkına açıkça aykırıdır.
İmar davası zamanaşımına uğradı. Yine de arazime el konulur mu? expand_more
Hakkınızdaki ceza davası zamanaşımından düşmüş olsa bile, belirli spesifik şartlar altında arazinize yönelik müsadere işlemi uygulanmaya devam edebilir. AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, ceza davası süre aşımı nedeniyle düşse dahi, eğer ulusal mahkemeler yargılama sırasında suçun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiğini esastan ve açıkça tespit etmişse, uygulanan müsadere tedbiri kural olarak kanunilik ilkesini ihlal etmez. Asıl arazi sahiplerinin yargılamaya taraf olması, savunma haklarını kullanmış olmaları ve işlenen izinsiz parselasyon gibi suçların yeterince öngörülebilir olması durumunda, el koyma işleminin AİHS m.7 çerçevesinde meşru sayılması mümkündür.
Ufak bir kaçak eklenti yüzünden arazimin tamamına el koydular, bu yasal mı? expand_more
Hayır, böyle bir idari işlem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında korunan mülkiyet hakkınızın açık ve ağır bir ihlalidir. Mülkiyet hakkına yapılan devlet müdahalelerinde en çok dikkat edilen husus "ölçülülük" ilkesidir. Devlet makamlarının, yasadışı yapının boyutu ile el konulan arazinin bütünü arasında mutlaka adil bir denge kurması zorunludur. İlgili emsal kararda da vurgulandığı üzere, yaklaşık 300 metrekarelik bir ihlale karşılık 97.000 metrekarelik devasa bir alanın hiçbir ayrım yapılmaksızın bütünüyle müsadere edilmesi hukuken orantısız bulunmuştur. İdarelerin ve yerel mahkemelerin, somut olayın şartlarını bireyselleştirmeden genel ve toptancı yaklaşımlarla bu derece büyük arazilere el koyması, kişilere aşırı külfet yüklediği için mülkiyet hakkının (AİHS 1 No.lu Protokol m.1) ihlali sonucunu doğurur.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir