Karar Bülteni
AYM Özgür Aktomas BN. 2020/17133
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/17133 |
| Karar Tarihi | 17.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyeti sınırlayan tedbirler süresiyle orantılı uygulanmalıdır.
- İhtiyati tedbirin makul süreyi aşması mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Uzun süren tedbirler malike orantısız külfet yükler.
- Makul süre şikayetlerinde öncelikle Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
Bu karar, bir taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin makul süreyi aşarak on dört yıl boyunca devam etmesinin, mülkiyet hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale oluşturduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mülkiyet hakkını kısıtlayan geçici hukuki koruma tedbirleri, özü itibarıyla geçici nitelikte olmalı ve uyuşmazlığın nihai çözümüne kadar hakkın korunmasını sağlamalıdır. Ancak somut olayda yıllarca devam eden ihtiyati tedbir kararı, başvurucunun mülkiyet hakkından doğan tasarruf yetkilerini belirsiz bir şekilde erteleyerek bu tedbiri geçici olmaktan çıkarmış ve kalıcı bir prangaya dönüştürmüştür. Anayasa Mahkemesi, bu durumun mülk sahibine orantısız ve aşırı bir külfet yüklediğini vurgulayarak Anayasal mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. İlk derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir veya haciz gibi geçici hukuki koruma tedbirlerini uygularken, bu tedbirlerin ne kadar süreyle devam edeceğini ve taraflar üzerindeki yıkıcı ekonomik etkilerini düzenli olarak gözden geçirmeleri gerektiği bu kararla bir kez daha hatırlatılmaktadır. Uygulamadaki kritik önemi, mahkemelerin uyuşmazlıkları makul sürede çözme yükümlülüğünün ötesinde, yargılama devam ederken uygulanan usul kısıtlamalarının mülkiyet hakkının özünü zedeleyecek boyuta ulaşmasını engelleme sorumluluğuna işaret etmesidir. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetlerde Tazminat Komisyonuna başvurunun mutlak bir ön şart olduğunu teyit ederek iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının altını kalınca çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temelinde, başvurucu Özgür Aktomas'a karşı açılan ve on dört yılı aşkın süredir karara bağlanamayan bir tapu iptal ve tescil davası yatmaktadır. Başvurucu aleyhine 13 Aralık 2010 tarihinde asliye hukuk mahkemesinde dava açılmış ve uyuşmazlık konusu taşınmazın üçüncü kişilere satılmasının veya devredilmesinin engellenmesi amacıyla 17 Aralık 2010 tarihinde taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur.
Başvurucu, aradan geçen uzun yıllara rağmen yargılamanın bir türlü sonuçlanmaması ve taşınmazı üzerindeki tedbir kararının halen kesintisiz olarak devam ediyor olması nedeniyle ciddi şekilde mağdur olduğunu belirtmiştir. Bu uzun süreçte mülkünü dilediği gibi satamayan veya değerlendiremeyen başvurucu, hem ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süredir devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının hem de yargılamanın yıllarca uzaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesinden ihlalin tespiti ile birlikte maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik geçici hukuki koruma tedbirlerinin anayasal sınırlarını değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35'te güvence altına alınan mülkiyet hakkının temel unsurlarını merkeze almıştır. Mülkiyet hakkı, kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir nitelikte olsa da bu sınırlamanın ölçülülük ilkesi çerçevesinde, hakkın özünü zedelemeyecek ve malike aşırı yük getirmeyecek biçimde yapılması zorunludur.
İhtiyati tedbir kararları, davanın nihai sonucunu güvence altına almak amacıyla uygulanan ve doğası gereği mutlaka "geçici" olması gereken hukuki koruma mekanizmalarıdır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, mülkiyet hakkını kısıtlayan bir ihtiyati tedbirin anayasal ölçülülük sınırları içinde kalabilmesi için kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı uygulanması şarttır. Bir tedbirin geçici olma vasfını yitirerek makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının mülk sahibine tanıdığı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin belirsiz bir geleceğe ötelenmesi anlamına gelir. Bu fiili durum, yargılamanın güvenliği ile bireyin mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi doğrudan malik aleyhine bozar ve kişiye katlanılması güç, orantısız bir külfet yükler.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkı şikayetleriyle ilgili olarak 7445 sayılı Kanun m. 40 ile değişikliğe uğrayan 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri dikkate alınmalıdır. Yerleşik anayasal prensiplere göre, derdest olan yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle yapılan makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddialarında, bireysel başvurudan önce Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvurulması usuli bir zorunluluktur. Söz konusu komisyonun, ilk bakışta ulaşılabilir ve telafi kabiliyetine sahip etkili bir iç hukuk yolu olduğu açıkça benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetlerini iki ayrı başlık altında değerlendirmiştir. Öncelikle makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayet incelendiğinde; Kayseri 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde halen derdest olan davanın makul süreyi aştığı iddiasının, doğrudan Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemeyeceği tespit edilmiştir. İlgili yasal mevzuatta yapılan güncel düzenlemeler uyarınca, devam eden davalarda uzun yargılama şikayetleri için öncelikle Tazminat Komisyonuna başvurulması zorunludur. Bu komisyona başvuru yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesine gelinmesi bireysel başvurunun ikincillik ilkesiyle bağdaşmadığından, bu iddia başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin incelenmesinde ise, somut olayın seyri ve uygulanan ihtiyati tedbirin toplam süresi belirleyici olmuştur. Başvurucu aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasında, dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrinin engellenmesi amacıyla 17 Aralık 2010 tarihinde konulan ihtiyati tedbir kararının, ilk derece mahkemesindeki yargılama süresince kesintisiz olarak devam ettiği belirlenmiştir. Mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararından başvuru incelemesinin yapıldığı tarihe kadar on dört yılı aşkın bir süre geçmiştir. Davanın sonucunu güvenceye almak amacıyla öngörülen bu tedbirin, on dört yıl gibi son derece uzun bir süre boyunca mülkiyet hakkını kısıtlamaya devam etmesi ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
On dört yıl boyunca süren bir ihtiyati tedbir, mülkiyet hakkının sahibine tanıdığı tasarruf yetkisini uzun yıllar boyunca fiilen ortadan kaldırmakta ve uygulanan tedbirin makul olma vasfını tamamen yitirmesine yol açmaktadır. Bu durumun, mülk sahibinin anayasal hakkını kullanmasını belirsiz bir geleceğe ertelemesi suretiyle başvurucuya şahsi olarak olağan dışı ve orantısız bir külfet yüklediği açıktır. Dolayısıyla ihtiyati tedbirin süresi itibarıyla orantılı olmadığı ve müdahalenin ölçüsüz hâle geldiği saptanmıştır. Ayrıca, hakkın ihlaline yol açan tedbir sürecinde yargısal makamların ivedilik ve özenle hareket etme sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmedikleri dikkate alınarak, uğranılan manevi zararlar karşılığında başvurucuya 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihtiyati tedbirin uzun süredir devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.