Karar Bülteni
AYM 2023/51994 BN.
Anayasa Mahkemesi | Alaaddin Çelik ve Diğerleri | 2023/51994 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/51994 |
| Karar Tarihi | 23.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mülkiyet hakkını sınırlayan tedbirler ölçülü ve süreli olmalıdır.
- Uzun süren ihtiyati tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Tedbirin belirsiz süre uzaması mülk sahibine orantısız külfettir.
- Yargısal makamlar tedbir sürecinde özenli davranmakla yükümlüdür.
Bu karar, bir taşınmaz veya malvarlığı değeri üzerine konulan ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin, asıl davadan bağımsız olarak mülkiyet hakkına doğrudan ve ağır bir müdahale oluşturabileceğini hukuken tescil etmektedir. Hukuk sistemimizde doğası gereği geçici olması gereken bir tedbirin yirmi yılı aşan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının özünü zedeleyen ve mülk sahibinin tasarruf yetkisini fiilen ortadan kaldıran kalıcı bir duruma dönüşmüştür. Karar, idari veya adli makamların tedbir uygularken Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına ölçüsüz ve süresiz bir yük bindiremeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Uygulamada sıkça rastlanan ve davanın sonuna kadar yıllarca kaldırılmayan ihtiyati tedbir veya haciz kararları bakımından bu karar çok güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Mahkemelerin tedbir kararı verirken ve bu kararın devamına hükmederken sürenin makul olup olmadığını sürekli denetlemeleri gerektiği Anayasa Mahkemesi tarafından vurgulanmıştır. Benzer şekilde, uzun süren davalarda taşınmazlarına veya hesaplarına belirsiz süreyle tedbir konulan vatandaşlar için bireysel başvuru yoluyla manevi tazminat elde etme imkânı pekiştirilmiştir. Bu durum, yerel mahkemeleri verdikleri tedbir kararlarını belirli aralıklarla gözden geçirmeye ve sadece zorunlu hâllerde, orantılı bir biçimde bu koruma önlemlerini sürdürmeye mecbur bırakacak oldukça önemli bir hukuki gelişmedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Alaaddin Çelik ve diğerleri, taraf oldukları bir hukuk davası kapsamında mülkiyetlerindeki taşınmaz üzerine Ankara 2. Tüketici Mahkemesi tarafından 30 Temmuz 2004 tarihinde ihtiyati tedbir konulmasıyla mağduriyet yaşamaya başlamıştır. Söz konusu dava yıllarca devam etmiş ve taşınmazın başkalarına satılmasını, devredilmesini veya üzerinde tasarrufta bulunulmasını engelleyen bu ihtiyati tedbir kararı yirmi bir yılı aşkın bir süre boyunca kaldırılmamıştır. Başvurucular, davanın bu kadar uzun sürmesi ve hukuki bir koruma aracı olan tedbirin bir türlü kaldırılmaması nedeniyle mülkleri üzerinde yasal haklarını kullanamadıklarını ve bu durumun mülkiyet haklarını doğrudan ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple, geçici olması gereken bir önlemin kalıcı bir cezaya dönüşerek kendilerine aşırı bir külfet yüklediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve uğradıkları manevi zararların tazmin edilmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının sınırlarına ve bu hakkın korunmasına yönelik temel evrensel hukuk prensiplerine dayanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu mal varlığı üzerinde kanunların çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren en temel haktır.
Mahkemelerin, uyuşmazlık konusu mal veya hakkın güvence altına alınması amacıyla başvurduğu ihtiyati tedbir, haciz veya ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma önlemleri, mülkiyet hakkına yapılan yasal müdahalelerdir. Ancak bu müdahalenin anayasal sınırlar içinde kalabilmesi için ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya bağlı olması zorunludur. Ölçülülük ilkesi; uygulanan tedbirin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, müdahalenin somut koşullarda zorunlu bulunmasını ve hakkı sınırlayan tedbir ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında adil ve orantılı bir denge bulunmasını ifade eder.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir ihtiyati tedbirin hukuka uygun kabul edilebilmesi için söz konusu önlemin kapsamı ve bilhassa süresi itibarıyla orantılı olarak tatbik edilmesi gerekmektedir. Bir koruma tedbirinin makul olmayan, olağanüstü uzun bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı hukuki yetkilerin kullanılmasını belirsiz bir tarihe kadar öteler. Bu durum, mülk sahibinin mal varlığından dilediği gibi yararlanmasını fiilen imkânsız kılarak kişiye haksız ve orantısız bir külfet yüklemektedir. Dolayısıyla, yargısal makamların geçici nitelikteki ihtiyati tedbir yollarını uygularken davanın makul sürede sonuçlandırılması ve tedbirin ivedilikle kaldırılması için özel bir özen gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayda başvuruculara ait taşınmaz üzerine Ankara 2. Tüketici Mahkemesi nezdinde görülen dava kapsamında 30 Temmuz 2004 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğunu ve bu koruma önleminin bireysel başvurunun incelendiği tarihe kadar aralıksız bir şekilde devam ettiğini tespit etmiştir. Geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati tedbirin temel hukuki amacı, yargılama sürecinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmasını veya tamamen imkânsız hâle gelmesini engellemektir. Bu niteliği gereği tedbirin geçici bir önlem olması, asıl uyuşmazlık çözüldüğünde veya tedbiri gerektiren zaruri sebepler ortadan kalktığında derhâl kaldırılması esastır.
Ancak başvuruya konu uyuşmazlıkta, ihtiyati tedbir kararının yirmi bir yılı aşkın gibi olağanüstü bir süre boyunca kesintisiz sürdürüldüğü görülmüştür. Yüksek Mahkeme, bu kadar uzun süren bir tedbir uygulamasının süresi ve yarattığı hukuki etki itibarıyla kesinlikle ölçülü ve orantılı olmadığını değerlendirmiştir. Yirmi bir yıl boyunca mülkiyet hakkının tanıdığı tasarruf yetkisinin fiilen engellenmesi, mülk sahiplerinin kendi taşınmazları üzerindeki hâkimiyetlerini belirsiz bir geleceğe kadar ortadan kaldırmıştır. Bu vahim durum, başvuruculara tahammül edilmesi mümkün olmayan, aşırı ve orantısız bir külfet yüklemiştir.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bu müdahaleyi ölçüsüz kılan tedbirin uzun sürmesine ilişkin olarak, yargısal makamların tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni gösterme konusunda doğrudan sorumluluğu olduğuna bir kez daha dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, müdahalenin ölçüsüzlüğünün bizzat tedbirin aşırı uzun sürmesinden kaynaklandığı dikkate alınarak, somut olayda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında pratik bir hukuki yarar bulunmadığına kanaat getirilmiştir. Bu nedenle, ihlalin yarattığı manevi çöküntü ve mağduriyetin eski hâle getirme ilkesi çerçevesinde tazminat yoluyla bütünüyle giderilmesi uygun bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve başvuruculara net 180.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.