Karar Bülteni
YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2019/571 E. 2020/23 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay Hukuk Genel Kurulu |
| Esas No | 2019/571 |
| Karar No | 2020/23 |
| Karar Tarihi | 16.01.2020 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mobbing iddialarında hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilemez.
- İşe iade davası açmak mobbing iddiasıyla çelişmez.
- Mahkemece taraf delilleri toplanmadan karar verilemez.
- Psikolojik taciz sistematik ve sürekli olmalıdır.
Bu karar, iş hukukunda giderek daha fazla önem kazanan mobbing (psikolojik taciz) iddialarında adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının ne denli kritik bir role sahip olduğunu hukuken tescil etmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir işçinin iş yerinde psikolojik tacize uğradığı iddiasıyla mahkemeye başvurması ve bu iddialarını desteklemek üzere tanık, uzman raporu veya bilirkişi incelemesi gibi deliller sunması halinde, yerel mahkemelerin bu delilleri peşinen reddedemeyeceğini kesin bir dille ortaya koymuştur. Mahkemenin, iddiaların somutlaştırılmadığı veya tanıkların sadece aile bireylerinden oluştuğu gibi ön yargılı gerekçelerle delilleri toplamaktan imtina etmesi, açık bir hak ihlali olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, işten çıkarılan bir çalışanın kanuni hakkını kullanarak işe iade davası açmasının, mobbinge uğradığı yönündeki iddialarıyla mantıksal veya hukuki bir çelişki yaratmadığı hususu da içtihat altına alınmıştır.
Benzer iş uyuşmazlıkları ve mobbing davaları açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, ispatı oldukça zor olan psikolojik taciz dosyalarında mahkemelerin "delil yetersizliği" veya "soyut iddia" gerekçesiyle davaları usulden veya eksik incelemeyle reddetmesinin önüne geçilmiştir. Alt derece mahkemelerine, tarafların sunduğu tüm delilleri eksiksiz bir biçimde toplama, aydınlatma ödevini aktif olarak yerine getirme ve özellikle mobbingin doğası gereği aile bireylerinin tanıklığına dahi değer verip inceleme zorunluluğu getirilmiştir. Bu yaklaşım, mağdur işçilerin hak arama hürriyetini güçlendirirken, işverenlerin sistematik yıldırma politikalarına karşı yargısal koruma kalkanını daha etkin hale getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, uzun yıllar boyunca davalı bankanın farklı şubelerinde çalışmış, son olarak şef pozisyonunda görev yaparken amirleri ve çalışma arkadaşları tarafından kendisine yönelik sistematik olarak psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, bu durumun sağlığını ve psikolojisini bozduğunu, konuyu üst yönetime defalarca bildirmesine rağmen hiçbir olumlu adım atılmadığını ve nihayetinde istifaya zorlanarak işten çıkarıldığını belirterek eski işvereni olan bankaya karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davalı banka ise iddiaları reddederek, davacının mesai saatlerinde kendi özel işleriyle ilgilendiğini, kitap yazıp yaşam koçluğu yaptığını, iş yerindeki özgürlükleri kötüye kullanarak huzursuzluk çıkardığını ve asıl diğer çalışanları bezdirenin bizzat davacı olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, davacıya iş yerinde mobbing uygulanıp uygulanmadığı ve davacının bu iddialarını mahkeme önünde somutlaştırıp ispatlama hakkının usulüne uygun şekilde kullandırılıp kullandırılmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığı çözerken hem iş hukukunun hem de usul hukukunun temel prensiplerini detaylı bir biçimde ele almıştır. Kararda öncelikle iş yerinde psikolojik tacizin (mobbing) hukuki tanımı yapılmış; işçinin gücünün üzerinde aşırı yük altına sokulması, çalışma ortamında dışlanması, sürekli eleştirilmesi, alay edilmesi veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi gibi kasıtlı ve sistematik davranışlar bütünü olduğu vurgulanmıştır. Bu tarz yıpratıcı eylemlerin, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını doğrudan zedelediği belirtilmiştir.
Yargılamanın usul boyutu incelenirken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile düzenlenen "hukuki dinlenilme hakkı" ön plana çıkarılmıştır. Bu anayasal nitelikteki hak; tarafların yargılama hakkında bilgi sahibi olmasını, iddia ve savunmalarını ispat etme hakkını ve mahkemenin bu açıklamaları dikkate alarak kararlarını somut bir şekilde gerekçelendirmesini zorunlu kılar. İspat yükü kuralı gereği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.194 uyarınca tarafların dayandıkları vakıaları somutlaştırma ve delillerini açıkça gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bununla bağlantılı olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.25'te yer alan taraflarca getirilme ilkesi gereği mahkeme, kural olarak yalnızca tarafların ileri sürdüğü vakıaları ve delilleri inceleyebilir. Ancak uyuşmazlıkların aydınlatılması adına 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.31 uyarınca hâkimin davayı aydınlatma ödevi de mevcuttur; hâkim, maddi veya hukuki açıdan belirsiz veya çelişkili gördüğü hususlarda taraflara soru sorabilir ve açıklama yaptırabilir. Son olarak, iş güvencesi bağlamında 4857 sayılı İş Kanunu m.18 ve devamı maddeleri uyarınca işçinin işe iade davası açma hakkını kullanmasının, manevi tazminat talepli mobbing davasıyla hiçbir şekilde çelişmediği kurala bağlanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dosya kapsamındaki somut olayları ve İlk Derece Mahkemesinin yargılama sürecindeki tutumunu titizlikle incelemiştir. Davacı taraf, dava dilekçesinde psikolojik tacize ilişkin genel vakıaları anlatmış ve bu iddiaların ispatı için aralarında aile bireylerinin de bulunduğu tanık listesini sunmuş, ayrıca durumu değerlendirmesi için psikologların da yer aldığı bir bilirkişi kurulundan rapor alınmasını talep etmiştir. Davalı taraf ise bu iddialara detaylı cevaplar vererek kendi delillerini ve çalışma arkadaşlarından oluşan tanıklarını dosyaya bildirmiştir.
Ancak Yerel Mahkeme, davacının iddialarını yeterince somutlaştırmadığını ve gösterdiği tanıkların yalnızca davacının eşi, annesi ve kardeşi olması sebebiyle dinlenmelerinin verilecek karara objektif bir etkisi olmayacağını belirterek, taraf delillerini tam olarak toplamadan ve davacının bilirkişi incelemesi talebini hiç değerlendirmeden davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu yaklaşımın adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkını açıkça ihlal ettiğini tespit etmiştir. Tarafların, iddialarını kanıtlamak için tanık delili dahil olmak üzere tüm delillerini sunma ve mahkemece inceletme imkânına sahip olması gerektiği, mahkemenin bu delilleri toplamadan ve şayet reddedecekse dahi tutarlı bir yasal gerekçe göstermeden doğrudan sonuca gidemeyeceği vurgulanmıştır.
Bunun yanı sıra, İlk Derece Mahkemesinin, davacının işten çıkarılmasının ardından yasal hakkını kullanarak işe iade davası açmasını, manevi tazminat talepli mobbing iddiasıyla bir çelişki olarak değerlendirmesi de son derece hatalı bulunmuştur. İşçinin yasal güvencelerden yararlanarak işe iadesini talep etmesi, çalışma süresi boyunca psikolojik tacize uğramadığı anlamına gelmemektedir; aksine bu durum Anayasal hak arama hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gereken yasal bir adımdır.
Sonuç olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, mahkemece taraf delilleri toplanmadan ve tarafların hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek eksik incelemeyle sonuca gidilmesi hukuka aykırı olduğundan direnme kararını usulden bozmuştur.