Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2019/1136 E. | 2019/4695 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2019/1136 E. 2019/4695 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2019/1136
Karar No 2019/4695
Karar Tarihi 17.10.2019
Dava Türü Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing iddialarında en azından yaklaşık ispat aranır.
  • Süreklilik göstermeyen haksız davranışlar mobbing sayılamaz.
  • Duyuma dayalı tanık beyanları ile mobbing ispatlanamaz.
  • Mobbing için sistematik ve kasıtlı davranışlar şarttır.

Bu karar, işyerinde karşılaşılan her türlü olumsuzluğun, nezaketsiz davranışın veya anlık çatışmaların hukuken psikolojik taciz (mobbing) olarak nitelendirilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, mobbingin varlığından söz edilebilmesi için eylemlerin belirli bir kişiyi hedef alması, sistematik bir şekilde uzun bir süre boyunca devam etmesi ve kişiyi işyerinden dışlamayı veya istifaya zorlamayı amaçlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Kararda, mobbing iddialarında kesin ispat koşulu aranmasa dahi usul hukukunda geçerli olan "yaklaşık ispat" kuralının sağlanması gerektiği ve asılsız veya salt duyuma dayalı tanık beyanlarının bu ispat yükünü karşılamayacağı açıkça belirtilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça büyüktür, zira mahkemelerin mobbing davalarında hangi ispat standartlarını araması gerektiği konusunda önemli bir hukuki ölçü sağlamaktadır. Özellikle okullarda ve kurumlarda çalışan memurlar veya işçiler arasında yaşanan husumetlerin, somut ve süreklilik arz eden delillerle desteklenmedikçe tazminat davasına konu edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Uygulamada, çalışanların yöneticiler veya çalışma arkadaşları ile yaşadıkları olağan tartışmaları mobbing olarak nitelendirip dava açma eğilimlerinin sınırlandırılması açısından bu içtihat kritik bir rol üstlenmektedir. Mahkemeler, salt dedikodu veya münferit kaba davranış iddialarını değil, olayların tipik akışı ve tecrübe kurallarına uygun olarak sistematik psikolojik şiddetin varlığını objektif delillerle aramak zorundadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğretmen olarak görev yapan davacı, aynı okulda çalışan idarecilere ve diğer öğretmenlere karşı manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, yürüttüğü bölüm şefliği görevinden istifa etmesini sağlamak amacıyla okul idaresi ve bazı meslektaşları tarafından kendisine karşı ortaklaşa ve sistematik bir biçimde psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir.

Davacının şikayetine konu ettiği eylemler arasında; mesleki yetersizliğine ilişkin dedikodular yapılması, iş yükünün haksız yere artırılmaya çalışılması, kendisine karşı onur kırıcı bir üslup takınılması ve sık sık odalara çağrılarak bağırılması yer almaktadır. Bu haksız eylemler nedeniyle çalışma hayatının çekilmez hale geldiğini ve büyük bir ruhsal çöküntü yaşayarak kişilik haklarının ağır şekilde saldırıya uğradığını belirten davacı, davalılardan manevi tazminat talep etmiştir. Mahkemenin ilk aşamada davacıyı haklı bulması üzerine karar Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Psikolojik taciz (mobbing), iş hukukunda ve çağdaş hukuk sistemlerinde mahkeme kararlarıyla sınırları çizilen çok önemli bir kavramdır. Alman Federal İş Mahkemesinin kararlarında da vurgulandığı üzere; işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin özellikle amirler tarafından gerçekleştirilmesi mobbing kapsamında değerlendirilir. Kişilik haklarının bu yolla ağır bir saldırıya uğraması, hukuki olarak manevi tazminat sorumluluğunu doğurur.

Yargıtay içtihatlarına göre mobbingin varlığından söz edilebilmesi için eylemlerin mutlaka belirli bir çalışanı hedef alması, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanması şarttır. Mağdurun karşı koymasına rağmen devam eden; kişiyi aşağılayıcı, küçük düşürücü, işteki performansını engelleyici veya çalışma şartlarını ağırlaştırıcı eylemler mobbing olarak tanımlanır. Bu eylemler kişinin şerefine, karakterine, yeteneklerine veya yaşam biçimine yönelik toplu bir saldırıdır ve dedikodu çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme ya da yok sayma şekillerinde ortaya çıkabilir.

En temel hukuki prensip olarak; süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra veya münferit olarak meydana gelmiş haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranışlar hukuken mobbing olarak nitelendirilemez. Usul hukuku açısından ise ispat kurallarının zorlanan sınırları nedeniyle mobbing iddialarında kesin ispat koşulu aranmaz; bunun yerine "yaklaşık ispat" (ilk görünüş ispatı) yeterli kabul edilir. Ancak bu durumda dahi, olayların tipik akışının ve tecrübe kurallarının psikolojik tacizin varlığına kuvvetle işaret etmesi zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme tarafından toplanan delilleri ve tanık beyanlarını titizlikle incelemiştir. Davacı öğretmen; davalı idareci ve meslektaşlarının kendisini istifa ettirmeye çalıştıklarını, mesleki yetersizliğine dair dedikodular çıkardıklarını, iş yükünü kasıtlı olarak artırdıklarını ve onur kırıcı bir üslup kullandıklarını iddia etmişse de, yüksek yargı merci bu iddiaların hukuki ispat standartlarını karşılayıp karşılamadığına odaklanmıştır.

Yüksek Mahkeme, mobbinge dayalı uyuşmazlıklarda her ne kadar kesin ispat koşulu aranmayıp "yaklaşık ispat" kuralı geçerli olsa da, eldeki dosya kapsamında bu yaklaşık ispata elverişli asgari düzeyde dahi bir delil bulunmadığını tespit etmiştir. Yargılama aşamasında dinlenen tanık beyanlarının kendi içinde tutarlı olmadığı, tanıkların doğrudan görgüye dayalı somut olaylar anlatmak yerine sadece okul içindeki duyumlarını mahkemeye aktardıkları anlaşılmıştır. Ayrıca, davalıların iddia edildiği gibi sistematik ve sürekli bir biçimde, ortaklaşa ve kasıtlı olarak hareket ettiklerini gösteren hiçbir olguya rastlanmamıştır.

Psikolojik tacizin hukuken en önemli unsurları olan süreklilik, sistematiklik ve yıldırma kastı unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği belirlenmiştir. Davacının iddialarının dosyaya yansıyan mevcut delillerle, yaklaşık ispat standardında bile doğrulanamadığı ortadadır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, ispat edilemeyen davanın tümden reddedilmesi gerektiği hususu vurgulanmıştır. İlk derece mahkemesinin yanılgılı bir gerekçeyle ve ispatlanamayan iddialara dayanarak davanın kabulüne hükmetmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacının mobbing iddialarının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne yönelik kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: