Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2018/9585 E. 2018/21911 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/9585 |
| Karar No | 2018/21911 |
| Karar Tarihi | 29.11.2018 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma ve Ret |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İşveren vekilleri iş güvencesinden yararlanamaz.
- Doğrudan yönetim kuruluna bağlı çalışmak kriterdir.
- Genel müdür ve yardımcıları işveren vekilidir.
- İş güvencesi yoksa işe iade istenemez.
Bu karar, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş güvencesi hükümlerinden kimlerin yararlanamayacağı hususunda çok net ve keskin bir sınır çizmektedir. Kanun koyucu, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcılarının iş güvencesi kapsamı dışında kaldığını, dolayısıyla iş güvencesinin sağladığı işe iade davası açma hakkına sahip olamayacaklarını açıkça düzenlemiştir. Yargıtay bu kararında, bir işçinin doğrudan yönetim kuruluna bağlı olarak görev yapmasını, görev tanımında üst amirinin yönetim kurulu olarak yer almasını ve üst düzey yönetici unvanını taşımasını, onun "işveren vekili" statüsünde kabul edilmesi için tamamen yeterli görmüştür. Dolayısıyla, işyerinde bu konumda çalışan bir müdürün iş akdi feshedildiğinde, feshin haklı veya geçerli olup olmadığına dahi bakılmaksızın işe iade davası açma hakkı doğrudan ortadan kalkmaktadır.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu karar, özellikle kurumsal şirketlerde görev alan üst düzey yöneticiler ile doğrudan şirket sahibine veya yönetim kuruluna raporlama yapan müdür pozisyonundaki çalışanlar için son derece belirleyici bir nitelik taşımaktadır. İş sözleşmelerinde, iş teklif formlarında veya şirket içi organizasyon şemalarında çalışanın bağlı olduğu makamın "yönetim kurulu" olarak gösterilmesi, söz konusu çalışanı otomatik olarak iş güvencesi zırhından mahrum bırakma potansiyeline sahiptir. Benzer işe iade davalarında mahkemeler, kişinin sadece kullandığı unvana değil, işçinin hiyerarşik olarak kime bağlı olduğuna, temsil ve idare yetkisinin sınırlarına detaylıca bakarak karar vereceklerdir. Bu durum, üst düzey yöneticilerin işten çıkarılmaları halinde işe iade yerine tazminat davalarına yönelmeleri gerektiği gerçeğini ortaya koymakta ve insan kaynakları uygulamaları açısından stratejik bir önem arz etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalıya ait dondurma, çikolata ve meyve suyu sektöründe faaliyet gösteren gıda şirketinde Geleneksel Kanal Satış Müdürü unvanıyla çalışmaktayken iş sözleşmesi işverence tek taraflı olarak feshedilmiştir. Davacı, şirketin yeni markasını piyasada tanıtmak için yoğun şekilde çalıştığını, ancak fesih işleminden aylar öncesinde kendisine işten ayrılması yönünde sistematik bir şekilde psikolojik baskı (mobbing) uygulanmaya başlandığını iddia etmiştir. Bu sebeple feshin haksız ve geçersiz olduğunu ileri sürerek işe iadesine karar verilmesini mahkemeden talep etmiştir.
Buna karşılık davalı şirket, davacının işletmenin bütününü sevk ve idare eden stratejik bir konumda olduğunu ve doğrudan yönetim kuruluna raporlama yaptığını belirtmiştir. Ayrıca davacının, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davrandığı, görevlerini yerine getirmekte ısrarla kaçındığı ve şirketi zarara uğrattığı için sözleşmesinin haklı sebeple tazminatsız şekilde feshedildiğini savunmuştur. Taraflar arasındaki temel hukuki uyuşmazlık, davacının şirketteki görevi ve yetkileri itibarıyla üst düzey yönetici (işveren vekili) sayılıp sayılamayacağı ve buna bağlı olarak da iş güvencesi hükümlerinden faydalanıp faydalanamayacağı noktasında toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde hukuki altyapıyı oluşturan temel düzenleme, 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 ve bu maddeye getirilen istisnai hükümlerdir. Bu maddeye göre, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Ancak kanun koyucu aynı maddede, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekillerinin iş güvencesi hükümlerinden kesinlikle yararlanamayacağını amir hüküm altına almıştır.
Yargıtay'ın bu konudaki yerleşik içtihatlarına göre, iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri organizasyon yapılarına göre iki ana gruba ayrılmaktadır. İlk grup, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile genel müdür yardımcılarıdır. Yüksek mahkeme kararlarında, bir kişinin bu istisnai gruba girmesi için işyerinde salt genel müdür veya müdür unvanını taşımasının tek başına yeterli olmadığı vurgulanmaktadır. Asıl olan, fiiliyatta işletmenin bütününü yönetip yönetmediği ve kendisine geniş çaplı bir temsil yetkisi verilip verilmediğidir. Dolayısıyla iş sözleşmesindeki görev tanımı ve şirket içi hiyerarşik konum her davada özel olarak incelenmelidir.
İkinci grup ise, işletmenin tamamını değil de sadece belirli bir işyerini (örneğin bölgesel bir şubeyi veya tek bir fabrikayı) bütün olarak sevk ve idare eden işveren vekilleridir. Ancak bu kişilerin 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 anlamında işveren vekili sayılabilmesi ve iş güvencesi kapsamı dışında bırakılabilmesi için, işyerini yönetmelerinin yanı sıra "işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisine" de kümülatif olarak sahip olmaları zorunlu kılınmıştır. Yani özgür iradesiyle işçi çıkarma yetkisi olmayan bir banka şube müdürü iş güvencesinden yararlanırken, doğrudan yönetim kuruluna bağlı olup ana faaliyetleri idare eden genel merkez yöneticileri bu hukuki korumadan mahrum kalmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı incelerken öncelikle feshin geçerliliği veya haklılığı tartışmasına girmeden, davanın ön koşulu olan davacının işyerindeki statüsünü ve hiyerarşik yapıyı titizlikle mercek altına almıştır. Dosya kapsamında sunulan iş teklif formunda ve taraflar arasında imzalanan belgelerdeki görev tanımında, davacının "Geleneksel Kanal Satış Müdürü" unvanıyla görev yaptığı, şirket içindeki raporlamayı doğrudan yönetim kuruluna yapacağı ve üst amirinin bizatihi yönetim kurulu olduğu açıkça tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi, her ne kadar bozma ilamından sonra davacının mobbinge uğradığı yönündeki iddiaları ve feshin haksızlığı bağlamında işe iadesine karar vermiş olsa da, Yargıtay bu kararın maddi hukuka, kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olduğunu belirlemiştir. Yargıtay değerlendirmesinde, işçinin doğrudan şirket sahibine ve yönetim kuruluna bağlı olarak en üst seviyede görev yapması, onun şirketin sevk ve idaresinde sıradan bir çalışandan çok öte, stratejik bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Bu tür bir organizasyon yapısında, davacının konumunun basit bir birim veya departman yöneticiliğinden ziyade, işletme genelinde karar alma mekanizmalarına etki eden yetkili bir "işveren vekili" statüsü olduğu net olarak kabul edilmiştir.
Davacının bu üst düzey yönetici konumunda bulunması sebebiyle, iş kanununun zayıfı koruma prensibiyle getirdiği iş güvencesi hükümlerinin sağladığı korumadan, yani işe iade davası açma hakkından yararlanması hukuken mümkün görülmemiştir. İşveren vekili niteliğindeki personelin iş akdinin feshi, genel alacak ve tazminat hükümlerine tabi olup, fesih geçerli sebebe dayanmasa bile işe iade davasına konu edilemez. Yargıtay, bu temel kuralı hatırlatarak davacının işveren vekili pozisyonu gözetildiğinde esasa girilmesine dahi gerek kalmadığını belirtmiştir.
Tüm bu hususlar ışığında davacının davasının esastan incelenmesine yer olmaksızın, yasal şartları baştan taşımadığı için doğrudan reddedilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davacının işveren vekili konumunda olması nedeniyle iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddedilmesi yönünde kararı bozmuştur.