Karar Bülteni
DANIŞTAY 12. Daire 2022/2325 E. 2022/5444 K.
Danıştay 12. Daire | 2022/2325 E. | 2022/5444 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 12. Daire |
| Esas No | 2022/2325 |
| Karar No | 2022/5444 |
| Karar Tarihi | 14.11.2022 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddiaları somut ve hukuki delillerle kanıtlanmalıdır.
- İdari işlemler tek başına psikolojik taciz sayılamaz.
- Hukuka aykırı eylem ile zarar arasında nedensellik aranır.
- Hizmet kusurunun varlığı için kesin kanıtlar sunulmalıdır.
Bu karar, kamu görevlilerinin idareye karşı yönelttikleri psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispat yükümlülüğünü ve yasal sınırlarını net bir şekilde çizmesi açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. İdarenin tesis ettiği bazı idari işlemlerin yargı yoluyla iptal edilmiş olması, doğrudan doğruya idarenin bir mobbing kastı taşıdığını veya hizmet kusurunun bulunduğunu göstermeye yeterli kabul edilmemektedir. Danıştay bu kararıyla, idari işlemlerden veya eylemlerden doğan tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için, eylem ile meydana geldiği iddia edilen zarar arasında somut ve uygun bir illiyet bağının bulunması gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat kamu personeli tarafından açılan tam yargı davalarında mahkemelerin delil arayışındaki titizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Sadece amirler veya çalışma arkadaşları hakkında şikayette bulunulması, bu şikayetler neticesinde ilgili kişilere disiplin cezası verilmedikçe ve haksız muamele hukuken geçerli kanıtlarla desteklenmedikçe, manevi tazminat taleplerinin reddedileceği sabittir. Uygulamada, memurların yaşadıkları kurumsal anlaşmazlıkları veya aleyhlerine kurulan idari işlemleri doğrudan bir psikolojik taciz eylemi olarak nitelendirmelerinin önüne geçilmekte ve hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde idarenin haksız bir tazminat yükü altına girmesi engellenmektedir. Böylece, mobbing davalarında soyut iddiaların yeterli olmadığı ve ispat külfetinin ciddiyeti bir kez daha pekiştirilmiş olmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Samsun İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünde aday sosyal çalışmacı unvanıyla kamu görevini ifa etmekte olan davacı, görevine son verilmesi üzerine ilgili idarelere karşı hukuk mücadelesi başlatmıştır. Bu bağlamda açtığı ilk iptal davasını kazanan davacı, daha sonra idareye karşı yeni bir dava daha yöneltmiştir. Davacı, kurumda görev yaptığı süre zarfında ve işten çıkarıldıktan sonraki süreçte şahsına yönelik kasıtlı bir biçimde ayrımcılık, eziyet ve psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir.
Yaşadığı bu ağır psikolojik süreç neticesinde düzelmeyecek ve telafi edilemeyecek düzeyde ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirtmiştir. İdarenin bu haksız uygulamaları ve olumsuz tutumları nedeniyle telafisi imkânsız manevi zararlara uğradığını ileri süren davacı, yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla 3.500.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Samsun Valiliğine karşı tam yargı davası açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki çözümünde, idare hukukunun temel taşlarından biri olan idarenin mali sorumluluğu ilkesi ve tam yargı davalarının kendine has dinamikleri dikkate alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesi uyarınca, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararı ödemekle yükümlü kılınmıştır. Ancak bir tam yargı davasında idarenin tazminat ödemeye mahkûm edilebilmesi için salt bir zararın ortaya çıkması yeterli görülmemektedir; belirli hukuki şartların kümülatif olarak bir arada gerçekleşmesi zorunludur.
Bu yasal şartların en önemlilerinden biri, idareye atfedilebilecek hukuka aykırı bir işlemin, eylemin veya bir hizmet kusurunun kesin olarak saptanmış olmasıdır. Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, teşkilatlanmasında veya işleyişinde ortaya çıkan nesnel nitelikteki bir bozukluk, eksiklik ya da aksaklık olarak ifade edilmektedir. Yerleşik Danıştay içtihatlarında önemle altı çizildiği üzere, idarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için meydana gelen zarar ile idarenin iddia edilen kusurlu eylemi veya işlemi arasında muhakkak kopmaz bir "uygun illiyet bağı" (nedensellik bağı) bulunması gerekmektedir.
Özellikle kamu kurumlarında yaşandığı iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) olaylarına dayalı manevi tazminat taleplerinde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde sunulan delillerin somutluğu ve inandırıcılığı tayin edici bir rol üstlenir. Bir kurum içerisindeki eylemlerin mobbing olarak hukuken nitelendirilebilmesi için; bu eylemlerin süreklilik arz etmesi, sistematik bir şekilde uygulanması, kasıtlı olarak kişinin onurunu zedeleme veya onu iş yerinden soyutlama, pasifize etme amacı gütmesi şarttır. İdarenin tesis ettiği bazı işlemlerin, örneğin görevden alma veya yer değiştirme gibi işlemlerin, sonradan mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması dahi, bu işlemlerin doğrudan doğruya bir psikolojik taciz amacıyla yapıldığını kanıtlamaya yetmez. İddia sahiplerinin, maruz kaldıklarını ileri sürdükleri baskı ve yıldırma eylemlerini hukuken geçerli kanıtlarla, kesinleşmiş ceza veya disiplin raporlarıyla desteklemesi gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 12. Dairesi ve olayı esastan inceleyen derece mahkemeleri tarafından, dosya kapsamında sunulan tüm bilgi, belge ve iddialar titizlikle masaya yatırılmıştır. Davacı taraf, çalıştığı kamu kurumunda görev süresi boyunca ve sonrasında ağır bir ayrımcılığa, eziyete ve psikolojik tacize maruz bırakıldığını, bu eylemler silsilesi neticesinde hayatı boyunca düzelmeyecek sağlık sorunları ile boğuştuğunu ileri sürerek rekor düzeyde bir manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Buna karşın, dava dosyasındaki delil durumu incelendiğinde bu ağır iddiaları doğrulayacak nitelikte hukuki ve somut kanıtlara rastlanmamıştır.
Mahkeme heyetinin tespitlerine göre, davacının kendisine mobbing uyguladığını iddia ettiği ve suçlamalarda bulunduğu kamu personelleri hakkında yürütülen idari süreçler sonuçsuz kalmıştır. Şikayet edilen görevliler hakkında idarece verilmiş herhangi bir disiplin cezası bulunmadığı saptanmıştır. İdare hukukunda manevi tazminat ödenmesini gerektiren psikolojik taciz olgusunun varlığından hukuken söz edilebilmesi için, idarenin veya o idare adına hareket eden kamu ajanlarının eylemlerinin somut, objektif ve şüpheye yer bırakmayan kesin delillerle ispatlanması temel bir kuraldır. Davacı, şahsına yönelik sistematik, kasıtlı ve uzun süreli bir yıldırma politikası izlendiğini yasal ve kabul edilebilir kanıtlarla ispat edememiştir.
Ayrıca somut olayda, idarenin gerçekleştirdiği işlemler ile davacının yaşadığını beyan ettiği bedensel ve ruhsal sağlık sorunları arasında hukuken aranan o sıkı nedensellik bağının (uygun illiyet bağının) kurulamadığı kesin olarak tespit edilmiştir. İdari davalara konu edilebilecek nitelikteki bazı idari işlemlerin tesis edilmiş olması ya da daha sonradan bir mahkeme kararıyla iptal edilmeleri, tek başına idarenin o personele karşı husumet güttüğü veya manevi eziyet kastıyla hareket ettiği anlamına gelmez. İdari işlemdeki basit bir hukuka aykırılık durumu ile idarenin tazminat ödemesini gerektirecek ağırlıktaki hizmet kusuru veya mobbing kavramları hukuken birbirinden tamamen farklıdır. Ortada ispatlanmış, sürekli ve kasıtlı bir bezdiri (mobbing) eylemi bulunmadığından, davacının yalnızca idari davaya konu edilebilecek idari işlemlerden ve soyut beyanlardan hareketle tazminat talebinin kabulünün mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 12. Dairesi, usul ve hukuka uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.