Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2018/708 E. 2020/3225 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2018/708 |
| Karar No | 2020/3225 |
| Karar Tarihi | 04.11.2020 |
| Dava Türü | Tam Yargı (Maddi ve Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddiaları somut delillerle ispatlanmalıdır.
- Ayrı davalara konu işlemler tek başına mobbing sayılmaz.
- Manevi tazminat için ağır elem şartı aranır.
- İspatlanamayan iddialar idareye tazminat sorumluluğu doğurmaz.
Bu karar, kamu görevlilerinin idareye karşı yönelttikleri psikolojik taciz (mobbing) iddialarının ispat yükümlülüğü bakımından son derece kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Danıştay, salt idari işlemlerin (geçici görevlendirme, disiplin cezaları, yolluk ödemeleri gibi) arka arkaya tesis edilmesinin otomatik olarak mobbing anlamına gelmeyeceğini, bu iddiaların hukuken geçerli somut delillerle desteklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. İdarenin işlem ve eylemlerinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilebilmesi için, idarenin kusurunun tespit edilmesi ve personelin yaşama ve kazanma gücünü azaltan, ağır bir elem ve üzüntü duymasına neden olan illiyet bağının hukuken ispatlanması şarttır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, memurların mobbing iddialarını yalnızca soyut beyanlar ve kişisel algılar üzerinden değil, objektif ve hukuken kabul edilebilir deliller üzerinden kurgulamaları gerektiği yönündedir. Yargı mercileri, daha önce idari yargıda iptal davasına konu edilmiş ancak davacı aleyhine sonuçlanmış (reddedilmiş) işlemleri, idarenin sistematik bir yıldırma politikası güttüğünün delili olarak kabul etmemektedir. Uygulamada, kamu personelinin mobbing gerekçesiyle açacağı tam yargı davalarında, idarenin kasıtlı ve kötü niyetli hareket ettiğini net bir biçimde ortaya koymaları gerektiği, aksi takdirde kamu idarelerinin haksız bir tazminat yükü altına sokulamayacağı prensibi bu içtihatla bir kez daha pekiştirilmiş olmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir üniversitenin Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Şube Müdürlüğünde görev yapan davacı kamu personeli, üniversite rektörü ve daire başkanı tarafından kendisine sistematik bir biçimde psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia ederek üniversite rektörlüğüne karşı tam yargı davası açmıştır. Davacı personel; hakkında gereksiz yere geçici görevlendirme işlemleri yapıldığını, bilinçli ve kasıtlı olarak disiplin soruşturmaları açılarak cezalar verildiğini, geçici görevlendirmelerden doğan yolluk ile yevmiyelerinin ise idare tarafından kasten eksik ve geç ödendiğini öne sürmüştür. Bu iddialara dayanarak, uğradığını belirttiği haksızlıklar, kendisine karşı yürütülen yıldırma politikası ve tüm bunların yarattığı psikolojik çöküntü nedeniyle 200.000,00 TL manevi ve 19.223,12 TL maddi tazminatın davalı idare tarafından tarafına ödenmesini talep etmiştir. Davalı idare ise iddiaların asılsız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğu, kural olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" kuralına ve kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. Bir kamu görevlisine yönelik tesis edilen idari işlemlerden veya idari eylemlerden dolayı idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için; ortada hukuka aykırı bir idari işlem veya eylem bulunması, bu işlem veya eylemden doğan gerçek bir zarar olması ve idarenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet (nedensellik) bağı bulunması yasal bir zorunluluktur.
Kamu personel rejiminde psikolojik taciz (mobbing); işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, mağduru yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan eylemler bütünü olarak tanımlanmaktadır. İdarenin yetkilerini kötüye kullanarak haksız disiplin cezaları vermesi, sürekli yer değiştirme işlemleri tesis etmesi veya özlük haklarını nedensiz yere kısıtlaması mobbingin göstergesi olabilmekle birlikte, bu durumun yargı merci önünde somut bilgi, belge ve delillerle açıkça ispat edilmesi gerekmektedir. İspat yükü iddia makamında olan davacıya aittir.
Manevi tazminat kurumu ise, idarenin hukuka aykırı eylem veya işlemi sonucunda kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya kişinin ağır bir elem ve üzüntü duyması halinde hükmedilen, zenginleşme aracı olmayan bir manevi tatmin yöntemidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12 kapsamında açılan tam yargı davalarında, mahkemeler idarenin kasıtlı ve kötü niyetli hareket edip etmediğini detaylıca inceler. Salt soyut şikayetler, mesnetsiz iddialar veya yasal çerçevede tesis edilmiş olağan idari işlemler üzerinden idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulamayacağı, idare hukukunun yerleşik ve temel doktrin kuralları arasında yer almaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyasına intikal eden bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda, davacı tarafından üniversite idaresi görevlilerince hakkında gereksiz biçimde geçici görevlendirmeler yapıldığı, kasıtlı olarak soruşturmalar açılıp disiplin cezaları verildiği ve yolluk/yevmiyelerinin kasten eksik ödendiği iddia edilmişse de bu iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece yapılan incelemede, davacının bir meslek yüksekokuluna geçici olarak görevlendirilmesine yönelik işlem ile yolluk ve yevmiyelerinin eksik ödendiği iddiasıyla açtığı ayrı iptal ve tam yargı davalarının, idare mahkemesi tarafından daha önce incelendiği ve davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
Benzer şekilde, davacıya idarece verilen uyarma cezasına karşı açılan iptal davasının süre aşımı nedeniyle usulden reddedildiği, kınama cezasına karşı açılan iptal davasında ise mahkemece yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. İdare mahkemesi, davacının doğrudan şahsını hedef alan bir mobbing uygulandığına yönelik diğer iddialarının da somut, net ve hukuken geçerli bilgi ve belgelere dayanmadığını saptamıştır. Bahsi geçen idari işlemlerin ve kurum içi görevlendirmelerin tek başına veya bir bütün olarak değerlendirildiğinde dahi, davacının iddia ettiği gibi kasıtlı, kötü niyetli ve sistematik bir yıldırma politikası (mobbing) oluşturduğuna dair yargı makamlarını ikna edecek yeterli kanıt sunulamamıştır.
Yargılama sürecinde, davacının davalı idarenin olağan işlem ve eylemlerinden dolayı ağır bir elem ve üzüntü duymasına neden olabilecek, yaşama sevincini ortadan kaldıracak düzeyde haksız bir idari uygulamaya maruz kalmadığı çok net bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, ortada idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru veya kişisel kast bulunmadığından, maddi ve manevi tazminat ödenmesini gerektirecek yasal şartların somut olayda hiçbir şekilde oluşmadığı kanaatine varılmıştır. İstinaf mercii olan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi de ilk derece mahkemesinin ret kararını hukuka ve usule tam uyumlu bularak davacının istinaf başvurusunu reddetmiştir.
Temyiz incelemesi aşamasında ise dosyadaki tüm argümanlar yeniden ele alınmış, ancak Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte herhangi bir hukuka aykırılık veya eksik inceleme tespit edilememiştir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davacının temyiz iddialarını yerinde görmeyerek davanın reddi yönünde verilen bölge idare mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bulmuş ve kararı onamıştır.