Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2018/3455 E. | 2021/13 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2018/3455 E. 2021/13 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Daire
Esas No 2018/3455
Karar No 2021/13
Karar Tarihi 05.01.2021
Dava Türü İptal Davası
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İptal kararları işlemi geçmişe etkili ortadan kaldırır.
  • İdare, mahkeme kararlarını aynen uygulamakla yükümlüdür.
  • İptal kararı sonrası eski hukuki durum tesis edilmelidir.
  • Vekaleten atama mahkeme kararının uygulanması sayılamaz.

Bu karar, idari yargı mercilerince verilen iptal kararlarının idare tarafından ne şekilde ve hangi sınırlar çerçevesinde uygulanması gerektiği bakımından oldukça büyük bir hukuki önem taşımaktadır. İdari işlemlerin yargısal denetimi sonucunda verilen kararların hayata geçirilmesi, hukuk devleti ilkesinin en önemli güvencelerinden biridir. Danıştay bu kararıyla, idari işlemin iptali yönündeki yargı kararlarının idareye sadece "herhangi bir" işlem tesis etme yükümlülüğü getirmediğini, aynı zamanda iptal edilen hukuka aykırı işlemin hukuk aleminde hiç doğmamış gibi tüm sonuçlarıyla birlikte geriye yürür şekilde ortadan kaldırılmasını zorunlu kıldığını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Eski hukuki durumun eksiksiz bir biçimde yeniden tesis edilmesi zorunluluğu, idare hukukunun temel prensiplerinden biri olarak vurgulanmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, davacının eski görevine iade edilmesini gerektiren kesin ve açık bir mahkeme kararı bulunmasına rağmen, idarenin ilgili kadroya vekaleten başka bir kamu görevlisini ataması, yargı kararının arkasından dolanmak ve kararı etkisizleştirmek olarak değerlendirilmiştir. Yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkesi gereği, idarenin mahkemelerin verdiği kararları şekli veya kısmi bir uygulamaya tabi tutarak geçiştiremeyeceği, kararın ruhuna ve esasına tamamen uygun bir işlem tesis etmek zorunda olduğu hususunun altı çizilmiştir.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, idarenin yargı kararlarını uygulama yükümlülüğünün sınırlarını çizmesinde kendini göstermektedir. Özellikle kamu görevlilerinin atama, nakil ve görevden alınma işlemlerine dair verilen iptal kararlarında, idarelerin takdir yetkisini, kadro ihtiyaçlarını veya kurumsal politikaları bahane ederek kararın gereğini eksiksiz yerine getirmekten kaçınamayacakları pekiştirilmiştir. Uygulamadaki önemi itibarıyla bu emsal, idarelerin iptal kararlarına uymak yerine "göstermelik" uygulamalara başvurmalarının idari yargı tarafından kabul görmeyeceğini göstermekte olup memur güvencesini sağlayan yargısal denetimin etkinliğini güçlü bir biçimde teminat altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, bir büyükşehir belediyesi bünyesinde Daire Başkanı sıfatıyla görev yaparken, Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı görevinden alınmış ve idarenin bu işlemine karşı iptal davası açmıştır. Mahkemenin, görevden alma işlemini hukuka aykırı bularak iptal etmesi üzerine davacı, idareye başvurarak iptal kararının gereği olarak eski görevine iadesini talep etmiştir.

Ancak davalı belediye yönetimi, mahkeme kararını uygulamak ve davacıyı asli görev yeri olan Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığına atamak yerine, söz konusu kadroda görev yapan kişiyi görevden almış, yerine ise vekaleten bir başka personeli atamıştır. Davacının göreve iade başvurusunu da zımnen ya da açıkça reddederek yerine getirmemiştir. Bunun üzerine davacı, mahkeme kararının idare tarafından gereği gibi uygulanmadığını ve atanma talebinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini belirterek, bu ret işleminin iptali talebiyle idare mahkemesi nezdinde uyuşmazlık konusu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın hukuki zeminini ve çözümünü şekillendiren en temel prensip, Anayasa'nın ve idare hukukunun güvence altına aldığı yargı kararlarının bağlayıcılığı ve idare tarafından aynen uygulanması zorunluluğudur. İdari yargıda yetkili mahkemelerce verilen iptal kararları, nitelikleri gereği, hukuka aykırı olduğu saptanan idari işlemi tesis edildiği tarihten itibaren tüm sonuçlarıyla birlikte hukuk aleminden silmektedir. Bu kural, idare hukuku doktrininde iptal kararlarının "makable şamil (geçmişe etkili)" sonuç doğurması ilkesiyle tanımlanır.

Yargı kararlarının yerine getirilmesi yükümlülüğü çerçevesinde, idarenin ilgili işlemi tesis ederken bağlı yetki içinde olduğu kabul edilmektedir. İptal kararının tebliği üzerine idare, iptal edilen işlemi hiç doğmamış, hiç tesis edilmemiş farz ederek, işlemden önceki hukuki durumu eksiksiz bir biçimde yeniden kurmakla yükümlüdür. Özellikle kamu görevlilerinin atama, görevden alınma ve idari nakil işlemlerine ilişkin iptal kararlarında, idareye tanınan kurumsal takdir yetkisi ortadan kalkar; idare, iptal edilen işlemden önceki görev unvanı, yetkisi ve kadrosunu ilgili kamu görevlisine aynen iade etmek zorundadır.

Söz konusu uygulamaların yasal dayanağı olan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28 hükümleri uyarınca, idareler Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu kanuni zorunluluk uyarınca, idare mahkemesinin verdiği bir iptal kararının gereğini yerine getirmek amacıyla, o kadroya vekaleten başka bir kamu görevlisinin atanması hukuken geçersiz bir savunmadır. İptal hükmü, idari işlemin yerine geçmese de idareye işlemi derhal tesis etme yükümlülüğü yükler. Şekli ve kısmi uygulamalar, yerleşik içtihat prensipleri gereğince sebep ve maksat unsurları yönünden açıkça hukuka aykırı bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dava dosyasındaki hukuki süreç, idari eylemler ve mahkeme kararlarının incelenmesi neticesinde; davacının büyükşehir belediyesi bünyesinde yürütmekte olduğu Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı görevinden alınmasına dair işlemin, idari yargı süreci sonucunda mahkeme kararıyla kesin surette iptal edildiği tespit edilmiştir. Mahkemenin bozma kararına uyarak vermiş olduğu bu iptal hükmü, davacının hukuka aykırı şekilde görevinden alındığı işlemin tüm hukuki ve fiili sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, davalı idarenin ilgili iptal kararının doğal gereği olarak davacıyı asli kadrosu olan ve hak ettiği Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı görevine derhal ve eksiksiz bir biçimde yeniden ataması hukuki bir zorunluluktur.

Ancak somut olayda, davalı idare iptal kararının uygulanması aşamasında yargı kararının lafzına ve ruhuna uygun bir işlem tesis etmemiştir. İdare, sadece söz konusu daire başkanlığı görevini o esnada yürüten ilgili şahsı görevden almakla yetinmiş, hukuken hak sahibi olan davacıyı o kadroya iade etmek yerine bir başka kamu görevlisini vekaleten görevlendirerek süreci sonuçlandırmaya çalışmıştır. Davacının doğrudan bu kadroya atanmak üzere yaptığı başvuru ise reddedilmiştir. İdarenin "iptal kararının gerekçesi doğrultusunda önceki duruma dönülmesi gerektiği düşünüldüğünden kadroya vekaleten atama yapıldı" şeklindeki savunması, idari yargılama usulünün bağlayıcı kurallarıyla ve kararların uygulanma prensipleriyle hiçbir biçimde bağdaşmamaktadır.

İlk derece mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi, idarenin eski hukuki durumu olduğu gibi tesis etme yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve sadece şekli bir atama yaparak mahkeme kararının icaplarını yerine getirmediğini açıkça tespit etmiştir. İptal kararının, işlemi geçmişe etkili olarak yok sayması prensibi gereği, idarenin tesis ettiği vekaleten atama işlemi ve davacının başvurusunun reddedilmesi işlemleri hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Danıştay aşamasında yapılan incelemede de idari yargı mercilerince kurulan bu hüküm usul ve kanunlara tamamen uygun bulunmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile mahkeme kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: