Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2018/2946 E. 2021/38 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2018/2946 |
| Karar No | 2021/38 |
| Karar Tarihi | 06.01.2021 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdarenin atama konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.
- Takdir yetkisi kamu yararıyla sınırlıdır.
- Görevden alma hizmet gereklerine uygun olmalıdır.
- Üst düzey yöneticilerin atanmasında takdir geniştir.
Bu karar, idarenin üst düzey yöneticiler (daire başkanı, genel müdür, müsteşar vb.) üzerindeki atama ve görevden alma yetkisinin sınırlarını idare hukuku bağlamında netleştirmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Kanunlar uyarınca kamu kurumlarına tanınan naklen atama ve görev yeri değiştirme yetkisinin, özellikle yönetsel kadrolar bakımından oldukça geniş bir takdir alanına sahip olduğu kararda açıkça vurgulanmaktadır. İdare, kamu hizmetinin daha etkin, ahenkli ve verimli bir biçimde yürütülmesi amacıyla, ortada personelin doğrudan cezalandırılmasını gerektiren somut bir disiplin cezası veya çok kesin bir mesleki başarısızlık kanıtı bulunmasa dahi, hizmetin işleyişine dair hazırlanan resmi inceleme raporları ve kurum içi genel ahenk durumu doğrultusunda yöneticileri görevden alabilme esnekliğine sahiptir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve memurlar tarafından yargıya taşınan yöneticilerin görevden alınması uyuşmazlıklarında, salt disiplin cezasının yokluğunun idari işlemin iptali için tek başına yeterli bir gerekçe olamayacağına dair kritik bir emsal niteliğindedir. Danıştay bu kararıyla, idarenin takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri çerçevesinde kullanıldığına dair karineyi oldukça güçlendirmiş, aksi yöndeki hukuka aykırılık iddiasının ispat yükünü ise somut deliller sunması beklenen davacıya yüklemiştir. Bu güçlü içtihat, idarelerin kendi yönetim kadrolarını oluştururken daha esnek ve inisiyatif alarak hareket edebilmelerine olanak tanımakta; diğer yandan idari yargı mercilerinin idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapamayacağı kuralını da en üst düzeyde pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde daire başkanı olarak görev yapan davacı, hakkında kuruma iletilen isimsiz bir şikayet dilekçesi üzerine başlatılan inceleme sonucunda görevinden alınmıştır. Şikayet dilekçesinde davacının kurumdaki personele mobbing uyguladığı ve ayrımcılık yaptığı iddia edilmiştir. Yapılan resmi inceleme sonucunda bu iddialar somut bir biçimde kanıtlanamasa da, davacının çalışanlara karşı tutumundan duyulan rahatsızlıklar rapora yansımış ve kendisine işyeri huzuruna dikkat etmesi yönünde yazılı bir uyarı yapılmıştır. Bu uyarının hemen ardından idare tarafından daire başkanlığı görevinden alınarak araştırmacı kadrosuna atanmıştır. Davacı, tesis edilen bu atama işleminin haksız olduğunu, görevinde herhangi somut bir başarısızlığının bulunmadığını ve idarenin sahip olduğu takdir yetkisini kötüye kullandığını belirterek, söz konusu görevden alma işleminin iptali talebiyle idareye karşı dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki olarak çözümü, memurların kurumlarınca atanması ve görev yerlerinin değiştirilmesi süreçlerinde idareye tanınan takdir yetkisinin yasal dayanaklarının ve sınırlarının belirlenmesine dayanmaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın bel kemiğini oluşturan temel kural, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.76 düzenlemesidir. İlgili kanun maddesi, "Memurların Kurumlarınca Görevlerinin ve Yerlerinin Değiştirilmesi" başlığını taşımakta olup, idarelere sahip oldukları memurları, görev ve unvan eşitliği gözetilmeksizin, kazanılmış hak aylık dereceleri korunmak şartıyla kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilme konusunda önemli bir takdir yetkisi vermektedir.
İdare hukukunun temel ilkelerine ve yerleşik idari yargı içtihatlarına göre, kanun koyucu tarafından devlet idaresine tanınan bu naklen atama ve görev yeri değiştirme yetkisi kesinlikle mutlak, sınırsız veya denetimden muaf bir yetki alanı değildir. İdare bu yöndeki takdir yetkisini kullanırken her zaman kamu yararı amacına ve hizmet gerekleri ilkelerine sadık kalmakla yükümlüdür. Takdir yetkisinin bu sınırların dışına çıkılarak; idareci konumundaki kişiler tarafından şahsi husumet, siyasi düşünce, sübjektif önyargılar veya tamamen keyfi nedenlerle kullanıldığının her türlü hukuki delille kanıtlanması yahut idari yargı mercilerince saptanması halinde, söz konusu atama işleminin amaç ve sebep unsurları yönünden açıkça hukuka aykırı olacağı ve iptal edileceği tartışmasız kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, kamu idaresinde görev yapan üst düzey yöneticiler (daire başkanı, şube müdürü, genel müdür vb.) açısından idarenin takdir yetkisinin normal memurlara kıyasla çok daha geniş olduğu doktrinde ve yargı kararlarında sürekli olarak ifade edilmektedir. İdareler, kendilerine kanunlarla verilen idari ve kamusal görevleri en verimli şekilde yerine getirebilmek için, vizyon ve hedefleriyle uyumlu çalışabileceği yönetim kadrolarını kurma ve gerektiğinde değiştirme konusunda esnekliğe sahip olmalıdır. Ancak bu yönetimsel esneklik, personelin temel memuriyet güvencesini bütünüyle ortadan kaldıran veya statü hukukunu hiçe sayan bir keyfiliğe dönüşmemelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi, dava dosyasındaki mevcut belgeleri, sunulan iddiaları ve alt derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararları en ince ayrıntısına kadar inceleyerek uyuşmazlığı esastan değerlendirmiştir. Olayda, davacı hakkında kuruma ulaşan isimsiz bir şikayet dilekçesi üzerine resmi bir inceleme başlatıldığı, müfettişler tarafından düzenlenen inceleme raporunda doğrudan mobbing veya hakaret iddialarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde sübuta ermediği belirtilmiş olsa da, kurum personelinin büyük bir çoğunluğunun davacının yönetsel tutumundan ciddi rahatsızlık duyduğunun tespit edildiği görülmüştür. İdare, çalışma ahengini bozan bu rapor doğrultusunda öncelikle davacıyı yazılı olarak uyarma yoluna gitmiş, ancak hemen ardından hizmetin selameti açısından kendisini daire başkanlığı görevinden alarak araştırmacı kadrosuna atamıştır.
İlk derece idare mahkemesi idarenin bu işlemini hukuka uygun bularak davayı reddetmişken; istinaf aşamasında Bölge İdare Mahkemesi, idarenin bu işlemini iptal etme yoluna gitmiştir. Bölge İdare Mahkemesi iptal kararına gerekçe olarak, davacının yöneticilik görevinde başarısızlığına veya mesleki liyakatsizliğine dair hukuken geçerli somut, ölçülebilir bir nedenin dosyaya sunulmadığını, yalnızca idareye tanınan genel takdir yetkisine dayanılarak görevden alma işlemi yapılamayacağını öne sürmüştür. Ancak Danıştay, idarelerin vatandaşa sunulan kamu hizmetlerini en etkin, sürekli ve verimli şekilde yürütmekle görevli ve yükümlü olduğunu, bu temel amaca ulaşmak için de özellikle daire başkanı gibi önemli idari kadrolarda görev yapan memurların atanmasında ve gerektiğinde görevden alınmasında oldukça geniş bir takdir yetkisine sahip olması gerektiğini hatırlatmıştır.
Davacının idaredeki geçmiş hizmet dökümleri, unvan değişiklikleri ve en önemlisi hakkında şikayet üzerine düzenlenen inceleme raporunda açıkça yer alan çalışma barışına ve huzuruna yönelik olumsuz tespitler bir bütün olarak ele alındığında, idarenin kendisine kanunla tanınan takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içinde kalarak kullandığı açıkça görülmektedir. İdarenin, çalışma ortamındaki sükuneti, hiyerarşik uyumu ve genel hizmet verimliliğini sağlamak maksadıyla daire başkanı düzeyinde böyle bir idari tasarrufta bulunması, kamu yararına ve hukuka tamamen uygun kabul edilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinde, davalı idarenin sahip olduğu takdir yetkisini kamu yararı dışında kişisel bir garazla, ayrımcılıkla veya tamamen keyfi olarak davacının aleyhine kullandığına dair hiçbir geçerli bilgi, belge veya emare ortaya konulamamıştır.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, idarenin takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun kullanıldığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.