Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2019/1432 E. 2020/3648 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2019/1432 |
| Karar No | 2020/3648 |
| Karar Tarihi | 28.12.2020 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Kendi isteğiyle kurum değiştirene maddi tazminat ödenmez.
- Mahkeme kararıyla iade yeniden atama niteliğindedir.
- Yeniden atamalarda güncel mali hak mevzuatı uygulanır.
Bu karar, hukuka aykırı bir atama işlemi sonrasında kendi hür iradesiyle kurum değiştiren kamu görevlilerinin mali hak taleplerine ve iptal kararı üzerine eski görevine yargı kararıyla geri dönen personelin hukuki statüsüne açıklık getirmesi bakımından idare hukuku uygulamasında büyük önem taşımaktadır. Danıştay, idarenin hukuka aykırı nitelikte bir işlemi bulunsa dahi, memurun kendi rızası ve kurumların muvafakati ile idari yapıda başka bir kuruma geçiş yapması halinde doğan parasal kayıpların artık idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu durum, idari işlemler ile doğan maddi zarar arasındaki uygun illiyet bağının, ilgilinin kendi iradi eylemiyle ve kendi tercihleriyle kesin olarak kesilebileceğini yargısal boyutta teyit etmektedir.
Öte yandan kararın idari kurumlardaki uygulamadaki en kritik etkisi, mahkeme kararı ile göreve iade edilen personelin mali haklarının belirlenmesi noktasında kendisini göstermektedir. Danıştay, mahkeme kararı uyarınca idare tarafından yapılan göreve iade işleminin, hukuki niteliği itibarıyla kuruma "yeniden atama" statüsünde olduğunu kabul etmiştir. Bu hukuki tespit, kamu görevlisinin idareye ilk atandığı tarihteki değil, mahkeme kararıyla kurum bünyesine yeniden atandığı tarihte yürürlükte olan güncel mali mevzuat hükümlerine (özellikle üst sınır getiren kısıtlayıcı sınırlamalara) tabi olacağı anlamına gelmektedir. Söz konusu karar, benzer uyuşmazlıklarda, mahkeme kararıyla göreve iade edilen üst düzey kamu yöneticilerinin maaş, ücret ve özlük haklarının hesaplanmasında kamu idarelerine doğrudan yol gösterici güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bünyesinde İdari ve Mali İşler Daire Başkanı olarak görev yaparken 2008 yılında görevinden alınmıştır. Açtığı davalar sonucunda mahkeme kararıyla 2016 yılında eski görevine iade edilmiştir. Ancak davacı, görevden ayrı kaldığı dönemde kendi isteğiyle Maliye Bakanlığına başmüfettiş olarak geçiş yapmış ve sonrasında tekrar SPK'ya dönmüştür. Davacı, mahkeme kararı ile göreve iade edildiği için maaş ve parasal haklarının, ilk atandığı 2007 yılındaki mülga ve kendisi için daha avantajlı olan eski mevzuata göre hesaplanarak ödenmesini talep etmiştir. Ayrıca, bu süreçte yoksun kaldığını ileri sürdüğü maddi hakları için 376.995,13 TL tutarında maddi tazminatın yasal faiziyle ödenmesini istemiştir. İdarenin bu talepleri reddetmesi üzerine, idari işlemin iptali ve maddi zararların tazmini istemiyle eldeki dava açılmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, kamu görevlilerinin mali haklarını düzenleyen kurallar ve idare hukukunun tazminat sorumluluğuna ilişkin temel ilkeleri dikkate alınmıştır. Üst düzey kamu görevlilerinin maaş ve özlük haklarını belirleyen temel hukuki düzenleme, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Ek 11. madde hükümleridir. Bu madde ile kamu kaynaklarının etkin kullanımı amacıyla, 5018 sayılı Kanun'a ekli cetvellerde sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 15.01.2012 tarihinden sonra ilk defa veya yeniden atanan personelin maaş, aylık ve her türlü parasal haklarına bir üst sınır getirilmiştir. Bu üst sınır, emsal devlet memurlarına ödenen mali haklar dikkate alınarak kurgulanmıştır.
Öncelikle 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sisteme dahil edilen bu mali kısıtlamalar, Anayasa Mahkemesinin usul yönünden verdiği iptal kararları sonrasında 6704 sayılı Kanun ile aynı içerikte yeniden düzenlenerek yürürlüğe konulmuştur. Bu yasal düzenlemelere göre, ilgili kanuni milat tarihinden sonra kuruma yeniden ataması yapılan personelin, eski dönemdeki yüksek maaş rejiminden değil, yeni öngörülen emsal devlet memuru maaş rejiminden faydalanması yasal bir zorunluluktur.
Ayrıca, idare hukukunun temel prensiplerinden olan ve idari sorumluluğun doğmasını sağlayan "illiyet bağı" (nedensellik bağı) kuralı gereğince, idarenin bir işleminden dolayı tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için, ortaya çıkan zararın doğrudan doğruya idarenin hukuka aykırı eylem veya işleminden kaynaklanması şarttır. Kişinin kendi özgür iradesiyle aldığı kararlar ve yaptığı tercihler (örneğin kurumlar arası muvafakat yoluyla kendi isteğiyle başka bir kuruma tayin olma), idarenin ilk işlemi ile oluşan iddia edilen zarar arasındaki nedensellik bağını kesen mücbir bir etken olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi tarafından yapılan titiz inceleme neticesinde, davacının Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) bünyesinde İdari ve Mali İşler Daire Başkanı olarak görev yaparken, kurum içi idari tasarrufla Araştırma Dairesi Başkanlığına atanmasına ilişkin yürütmenin durdurulması kararı sonrasında, kendi isteği ve ilgili kurumların resmi muvafakati ile Maliye Bakanlığına başmüfettiş olarak atandığı açıkça tespit edilmiştir. Davacının kendi özgür iradesiyle kurum değiştirmesi nedeniyle, SPK'daki görevinden ayrıldığı tarihten itibaren uğradığını iddia ettiği maaş farkları ve diğer parasal kayıpların, idarenin hukuka aykırı işleminden değil, tamamen kendi iradi mesleki tercihinden kaynaklandığı vurgulanmıştır. Bu sebeple, idarenin maddi tazminat sorumluluğunun doğması için hukuk düzenince aranan uygun illiyet bağı şartının somut olayda kesinlikle gerçekleşmediği saptanmıştır.
Öte yandan, davacının mahkeme kararı üzerine 03.05.2016 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulundaki İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı görevine iade edilmesi işlemi de derinlemesine değerlendirilmiştir. Mahkeme kararının idarece uygulanması amacıyla yapılan bu naklen atama işlemi, hukuki niteliği itibarıyla davacı açısından kuruma "yeniden atama" kapsamında kabul edilmiştir. Davacının kuruma yeniden atandığı tarih olan 2016 yılı itibarıyla, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesi yürürlükte bulunduğundan, davacının mali haklarının 15.01.2012 tarihinden sonra atananlara uygulanan güncel yasal mevzuat kurallarına göre belirlenmesi gerektiği yasal bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, davacının talebi doğrultusunda ilk atandığı 2007 yılındaki daha lehe olan mevzuat hükümlerinden yararlandırılması hukuken mümkün görülmemiş olup, idarenin ret işlemi hukuka uygun bulunmuştur.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davacının parasal haklarının eski mevzuata göre ödenmesi talebinin reddine ilişkin işlemin hukuka uygun olduğu ve kendi isteğiyle kurum değiştirmesinden doğan zarardan idarenin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle yerel mahkemenin davanın kısmen kabulü yolundaki kararını bozmuştur.