Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2015/5255 E. | 2016/12741 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2015/5255 E. 2016/12741 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2015/5255
Karar No 2016/12741
Karar Tarihi 28.04.2016
Dava Türü Alacak (Manevi Tazminat)
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing iddiaları somut delillerle ispatlanmalıdır.
  • Husumetli tanık beyanlarına itibar edilemez.
  • Duyuma dayalı tanık beyanları ispat için yetersizdir.

Bu karar hukuken, işyerinde uygulandığı iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) ve kişilik haklarına saldırı vakalarının salt soyut söylemlerle veya dolaylı duyumlarla kanıtlanamayacağını çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, manevi tazminata hükmedilebilmesi için işçinin mobbing iddiasını inandırıcı, tarafsız ve somut kanıtlarla desteklemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Özellikle olayların aydınlatılmasında tanık deliline dayanılan durumlarda, beyan sahibi tanığın olayı doğrudan yaşayıp yaşamadığı ve işverenle herhangi bir husumetinin bulunup bulunmadığı hususu, beyanın güvenilirliği açısından hayati bir öneme sahiptir. Kararda, itibar zedeleyici nitelikteki ağır ithamların yalnızca işverenle davası olan veya bizzat görgüye dayanmayan şahısların beyanlarıyla ispatlanmış sayılamayacağı güçlü bir şekilde vurgulanmaktadır.

Benzer işe iade ve tazminat davalarında bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Karar, mobbing davalarında işçi lehine kabul edilen bazı ispat kolaylıklarının, davanın tamamen delilsiz bir şekilde kabul edileceği anlamına gelmediğini göstermektedir. İşverenlerin asılsız veya abartılı mobbing iddialarıyla karşılaştıklarında, tanık profillerinin ve ifadelerinin güvenilirliğini sorgulama hakkını pekiştirmektedir. Mahkemelere de tanık ifadelerini değerlendirirken son derece titiz davranmaları gerektiği yönünde açık bir rehber işlevi görmekte, iddiaların sunulan her türlü tıbbi veya yazılı delille tutarlı olması gerektiğini belirterek hukuki güvenlik ilkesini sağlamlaştırmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, davalıya ait işyerinde pazar araştırmacısı olarak çalışmaktayken, işveren vekili tarafından kendisine sistemli bir şekilde psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia ederek dava açmıştır. Davacının anlattığı olay örgüsüne göre; işveren vekili bilerek kendisine iş vermemiş, çalışmasını fiilen engellemiş ve kendisini istifaya zorlamıştır. İstifa etmeye yanaşmaması üzerine ise işyeri ortamında hakkında eşcinsel olduğuna dair gerçek dışı söylentiler çıkarılmıştır. Davacı, bu söylentiler ve iftiralar nedeniyle psikolojisinin tamamen bozulduğunu, piyasada bir daha iş bulamadığını ileri sürerek kişilik haklarına yapılan bu ağır saldırı nedeniyle manevi tazminat talep etmiştir. Davalı taraf ise bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu, gerçek bir olguya veya somut bir delile dayanmadığını, işçinin tüm tazminatlarının ödenerek sözleşmenin sona erdirildiğini belirterek açılan haksız davanın reddini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İşyerinde psikolojik taciz, çağdaş iş hukukunda işçinin onurunu, ruhsal ve bedensel bütünlüğünü korumak amacıyla büyük bir titizlikle ele alınan bir kavramdır. Mobbing, bir işçiye karşı sistemli, kasıtlı ve sürekli olarak gerçekleştirilen, onu işyerinden dışlamayı ve mesleki olarak yıldırmayı hedefleyen psikolojik saldırılar bütünüdür. Bu kavramın temel yasal dayanakları arasında, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417 hükmü bulunmaktadır. Bu emredici madde uyarınca işveren, işçinin kişiliğini korumak, ona saygı göstermek ve işyerinde psikolojik veya cinsel tacize uğramasını engellemek için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.

Bunun yanı sıra, bir işçinin kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda manevi tazminat talep edilebilmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 24 ve Borçlar Kanunu'nun ilgili haksız fiil ile sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanmaktadır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, bir eylemin hukuken mobbing olarak kabul edilebilmesi ve manevi tazminat ödenmesini gerektirebilmesi için kişilik haklarının objektif olarak ağır bir saldırıya uğramış olması şartı aranır.

Usul hukuku ve yargılama prensipleri açısından ise ispat yükü kuralı devreye girer. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 gereğince, iddia eden taraf iddiasını ispatlamakla mükelleftir. Tanık beyanları takdiri bir delil olup mahkeme tarafından diğer tüm unsurlarla birlikte titizlikle değerlendirilmelidir. Özellikle işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda, işverenle devam eden husumeti bulunan, kendi davası olan veya bizzat görgüye dayalı bilgisi olmayıp olayları başkalarından duyan (duyuma dayalı) tanıkların beyanlarına itibar edilmesi usul hukukuna göre güvenilir kabul edilmemektedir. İspatın inandırıcı, somut ve her türlü şüpheden uzak bir bütünlük içinde sunulması kanuni bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut uyuşmazlıkta Yargıtay, yerel mahkemenin davacı işçi lehine verdiği manevi tazminat kararını delillerin değerlendirilmesi yönünden kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Yerel mahkeme, davacı işçinin kişilik haklarına saldırı yapıldığını ve hakarete uğradığını yalnızca davacı tanıklarının beyanlarına dayanarak doğru kabul etmiştir. Ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi dosya kapsamındaki bu tanık beyanlarını tek tek irdelemiş ve ifadelerin mahkumiyete esas teşkil edecek hukuki güvenilirlikte olmadığını tespit etmiştir.

Yüksek Mahkemenin incelemesine göre, davacı hakkında söylenti çıkarıldığı ve hakaret edildiği iddialarına destek olmak amacıyla dinlenen tanıklardan ilkinin, bizzat işveren vekili ve şirket ile husumetli olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları doğrultusunda, husumetli tanık beyanları tarafsızlık ve objektiflikten uzak olma ihtimali taşıdığından, başkaca somut delillerle desteklenmedikçe tek başına hükme esas alınamaz. Bir diğer davacı tanığının ise iddia edilen hakaret veya söylenti olaylarını bizzat görmediği, sadece duyuma dayalı olarak ifade verdiği ortaya çıkmıştır. Duyuma dayalı beyanlar, doğrudan bir görgü ve bilgi içermediği için hukuken geçerli bir ispat aracı olarak yetersizdir.

Daha da kritik olan tespit ise tıbbi kayıtlar ve doktor beyanıyla ilgilidir. Davacının bizzat tedavisi ile ilgilenen doktorunun tanık sıfatıyla verdiği ifadede, iş sözleşmesinin feshinden hemen sonra yapılan tedavi görüşmelerinde davacının kendisine hakaret edildiğine veya böyle ağır bir mobbinge maruz kaldığına dair herhangi bir şikayette bulunmadığı belirtilmiştir. Bu durum, davacının dava dilekçesindeki iddiaları ile olay sonrası sergilediği tutum arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermiştir. Yargıtay, tüm bu eksiklikleri ve çelişkileri birlikte değerlendirerek, davacının sistemli olarak psikolojik tacize uğradığı ve kişilik haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının somut ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığına hükmetmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, kişilik haklarına saldırı ve mobbing iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: