Anasayfa/ Karar Bülteni/ Danıştay Danıştay 2. Dairesi 2020/1994 E. 2020/3149 K.

Danıştay Danıştay 2. Dairesi 2020/1994 E. 2020/3149 K.

Bu karar, kamu personeli hukukunda sıklıkla gündeme gelen psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayalı manevi tazminat taleplerinin ispat standardını ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle hukuka aykırı bir idari eylem veya işlemin varlığı, sonrasında bir zararın doğması ve bu eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır. Mobbing iddialarında da idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi, memurun iddia ettiği psikolojik baskı ve bezdiri eylemlerini hukuken geçerli somut delillerle ortaya koymasına bağlıdır.
search

Danıştay
Danıştay 2. Dairesi 2020/1994 E. 2020/3149 K.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2020/1994
Karar No 2020/3149
Karar Tarihi 22.10.2020
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
Öne Çıkan Hükümler
Mobbing iddiaları somut delillerle ispat edilmelidir.
İdari eylem ile zarar arasında illiyet şarttır.
Soyut mobbing iddiaları tazminat gerektirmez.
Hizmet kusurunun varlığı hukuki delillere dayanmalıdır.

Bu karar, kamu personeli hukukunda sıklıkla gündeme gelen psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayalı manevi tazminat taleplerinin ispat standardını ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle hukuka aykırı bir idari eylem veya işlemin varlığı, sonrasında bir zararın doğması ve bu eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır. Mobbing iddialarında da idarenin tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi, memurun iddia ettiği psikolojik baskı ve bezdiri eylemlerini hukuken geçerli somut delillerle ortaya koymasına bağlıdır.

Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, sadece sürekli görev yeri değişikliği veya zorlu çalışma koşulları gibi iddiaların tek başına mobbing olarak kabul edilemeyeceğini göstermektedir. Şikayet konusu edilen eylemlerin daha önce disipliner veya cezai bir sürecin konusu edilmemesi, yani iddiaların resmi şikayet mekanizmaları ile kayıt altına alınmaması, illiyet bağının kurulamaması sonucunu doğurmaktadır. Uygulamada, kamu görevlilerinin mobbing iddialarını adli veya idari merciler önünde somutlaştırmadan, salt soyut ifadelerle açacakları tam yargı davalarının hukuken korunmayacağı ve ispat yükünün ciddiyeti bu içtihat ile çok net bir şekilde vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir Büyükşehir Belediye Başkanlığında ziraat mühendisi olarak görev yapan davacı, kurum içinde kendisine uzun yıllardır sistematik olarak psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını iddia ederek davalı idareye karşı tam yargı (tazminat) davası açmıştır. Davacı, mesleğine uygun görev verilmediğini, çalışma koşullarının sürekli ağırlaştırıldığını, on üç kez görev yerinin değiştirildiğini ve uzak mesafelere sürgün edildiğini öne sürmüştür. Ayrıca, idareciler tarafından baskı gördüğünü, kronik astım hastası olmasına rağmen uygun olmayan fiziki ortamlarda çalıştırıldığını ve tüm bu yaşananlar nedeniyle psikolojik sağlığının bozulduğunu iddia etmiştir. Bu iddialar doğrultusunda, uğradığı manevi zararların telafi edilmesi amacıyla belli bir tutarda manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İdare hukukunun en temel prensiplerinden biri olan idarenin sorumluluğu ilkesi gereğince, kamu idareleri kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Ancak bu sorumluluğun doğabilmesi için "hizmet kusuru" veya "kusursuz sorumluluk" ilkelerinden birinin şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Mobbing (psikolojik taciz) iddialarına dayanan tam yargı davalarında idarenin sorumluluğu, genellikle hizmet kusuru çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Hizmet kusurunun varlığından söz edilebilmesi için ortada öncelikle hukuka aykırı bir idari eylem veya işlem olmalı, kişide maddi veya manevi bir zarar meydana gelmeli ve zarar ile hukuka aykırı eylem arasında "uygun nedensellik bağı" (illiyet bağı) bulunmalıdır. Mobbing kavramı, bir işyerinde belirli bir kişiye karşı sistematik, kasıtlı ve sürekli olarak gerçekleştirilen, yıldırma, dışlama, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan psikolojik baskı eylemleri olarak tanımlanmaktadır.

Yargısal içtihatlara göre, mobbing iddialarının soyut söylemler düzeyinde kalmaması, somut, inandırıcı ve hukuken kabul edilebilir kesin delillerle ispatlanması esastır. Bu noktada, kişinin uğradığını iddia ettiği haksız eylemleri adli, idari veya disiplin yollarına taşıyarak resmiyet kazandırması, nedensellik bağının ispatlanmasında kritik bir öneme sahiptir. İdari yargılama usul kurallarının düzenlendiği 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 49 uyarınca, ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulabilmesi, ancak kararın usul ve hukuka açıkça aykırı olması veya yasada belirtilen bozma sebeplerinden birinin somut olayda gerçekleşmesi halinde mümkündür. Salt kişisel memnuniyetsizlikler, hukuki yollarla desteklenmediği sürece idarenin tazminat ödeme yükümlülüğünü doğurmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi tarafından incelenen uyuşmazlıkta, davacının uzun yıllar boyunca çalıştığı Büyükşehir Belediye Başkanlığında kendisine yönelik ayrımcılık yapıldığı, sürekli görev yerinin değiştirildiği ve ağır koşullarda çalışmaya zorlandığı yönündeki iddiaları etraflıca değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesi aşamasında dosyaya sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının kendisine uygulandığını öne sürdüğü mobbing eylemlerine yönelik olarak idare bünyesinde herhangi bir disiplin şikayetinde bulunmadığı, bu durumu idari bir soruşturma veya cezai bir takibat konusu yapmadığı tespit edilmiştir.

Hukuki süreçlerde hak ihlali iddialarının sadece dilekçelerde dile getirilmesi yeterli olmayıp, bunların hukuken geçerli argümanlar ve resmi kayıtlarla kanıtlanması da gerekmektedir. Mahkeme, iddia edilen psikolojik baskı, ayrımcılık ve yıldırma eylemlerinin idari süreçlerden geçirilmediğine ve hukuken kanıtlanabilir nitelikte belgelendirilmediğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla, davacının uğradığını iddia ettiği manevi zarar ile idarenin eylemleri arasında hukuken aranılan "uygun nedensellik bağının" (illiyet bağının) kurulamadığı açıkça vurgulanmıştır. Yalnızca gerçekleştirilen görev yeri değişikliklerinin veya zorlu mesai şartlarının, kasıtlı bir mobbing uygulaması olarak kabul edilebilmesi için bu eylemlerin sistematik, kişiye özel ve kötü niyetli olduğunun ispatı şarttır. Mevcut delil durumu ve dosya münderecatı itibarıyla, idarenin tazminat ödemesini gerektirecek ağırlıkta bir hizmet kusuru bulunmadığı saptanmıştır.

Temyiz aşamasında da dosyayı inceleyen Danıştay 2. Dairesi, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönünde verdiği kararın usul ve hukuka tamamen uygun olduğunu, davacının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte hukuki bir dayanağa sahip olmadığını ifade etmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davacının temyiz isteminin reddine ve davanın reddi yönünde verilen idare mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Memurum, iş yerimde bana mobbing yapılıyor, tazminat alabilir miyim? expand_more
İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğuna gidilebilmesi ve kurumu manevi tazminat ödemekle yükümlü tutabilmeniz için, iddia ettiğiniz psikolojik baskı ve bezdiri eylemlerini hukuken geçerli somut delillerle ortaya koymanız şarttır. İdarenin sorumluluğu genellikle hizmet kusuru çerçevesinde değerlendirilmektedir ve bunun için eylem ile doğan zararınız arasında "uygun nedensellik bağı" (illiyet bağı) bulunması aranır. Mobbing iddiaları sadece soyut söylemler düzeyinde kalmamalı; kesin, somut ve inandırıcı belgelerle ispatlanmalıdır. Salt kişisel memnuniyetsizlikler, somut hukuki delillerle desteklenmediği sürece idare aleyhine tazminat hakkı doğurmaz.
Müdürüm sürekli görev yerimi değiştiriyor, bu doğrudan mobbing sayılır mı? expand_more
Danıştay'ın emsal kararına göre, yalnızca gerçekleştirilen görev yeri değişikliklerinin veya zorlu mesai şartlarının tek başına ve doğrudan mobbing (psikolojik taciz) olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bir eylemin hukuken mobbing sayılabilmesi ve idarenin hizmet kusuru işlediğinin kabulü için; söz konusu eylemlerin belirli bir kişiye karşı sistematik, kasıtlı ve sürekli olarak gerçekleştirilmesi, ayrıca yıldırma, dışlama veya pasifize etme amacı taşıdığının ispatlanması şarttır.
İşe dava açmadan önce kurum içi şikayet veya itirazda bulunmam şart mı? expand_more
Evet, bu adım davanızın başarıya ulaşması açısından son derece kritiktir. Yargısal içtihatlar, kişinin uğradığı haksız eylemleri idari, adli veya disiplin yollarına taşıyarak resmiyet kazandırmasını, idare eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağının ispatlanmasında şart olarak görmektedir. Uğradığınızı iddia ettiğiniz baskı ve ayrımcılık eylemlerini kurum içinde idari bir soruşturma veya disiplin şikayeti konusu yapmamanız halinde, iddialarınız idari süreçlerden geçmemiş ve hukuken kanıtlanabilir nitelikte belgelendirilmemiş kabul edilir. Bu eksiklik, tazminat doğuracak nedensellik bağının kurulamaması sonucunu yaratır.
Hastalığım var ama kötü şartlarda çalıştırılıyorum, tazminat hakkım var mı? expand_more
Kronik bir rahatsızlığınız (örneğin astım) bulunmasına rağmen uygun olmayan fiziki ortamlarda ve ağır koşullarda çalışmaya zorlanmanız idari yargıda tam yargı (tazminat) davasına konu edilebilir. Ancak Danıştay içtihatları gereğince, hak ihlali iddialarının yalnızca dilekçelerde ifade edilmesi yeterli olmamakta, bunların resmi kayıtlar ve hukuken geçerli argümanlarla ispatı aranmaktadır. Sağlık durumunuzu ve olumsuz çalışma şartlarınızı öncelikle idari süreçleri (dilekçe, şikayet, rapor sunumu vb.) işleterek kayıt altına almanız, doğacak hizmet kusurunun ispatı için zorunludur.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir