Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/1868 E. | 2020/3341 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/1868 E. 2020/3341 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2020/1868
Karar No 2020/3341
Karar Tarihi 11.11.2020
Dava Türü Tam Yargı
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Mobbing sistematik ve sürekli olmalıdır.
  • Sürekli yer değiştirme psikolojik tacizdir.
  • Mobbing kişilik haklarının ihlali niteliğindedir.
  • Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamalıdır.

Bu karar hukuken, işyerinde kamu görevlisine yönelik gerçekleştirilen psikolojik taciz (mobbing) eylemlerinin idarenin açık bir hizmet kusuru teşkil ettiğini ve doğrudan tazminat sorumluluğu doğurduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kararda, bir veya birden fazla kişi tarafından belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, personeli yıldırma, pasifize etme veya işten tamamen uzaklaştırmayı amaçlayan her türlü olumsuz tutum ve davranışın idare hukukunda manevi tazminat nedeni olarak kabul edildiği çok güçlü bir biçimde vurgulanmaktadır. Özellikle memura niteliksiz iş verilmesi, anlamsız gerekçelerle sürekli yer değişikliği yapılması ve mevzuat gereği yapılması gereken ödemelerin kasıtlı olarak geciktirilmesi gibi fiillerin doğrudan mobbing kapsamında değerlendirilmesi kararın temel hukuki ağırlığını oluşturmaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Zira idarelerin personel üzerindeki takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, bu yetkinin kamu yararı amacı dışında, personeli yıldırma ve sindirme saikiyle kullanılması halinde idarenin kusurlu sayılacağı yargı içtihadıyla tescillenmiştir. Uygulamadaki önemi ise, personelin mobbing iddialarının idari müfettiş raporları gibi somut delillerle desteklenmesi durumunda, idari yargı mercilerinin idareyi tereddütsüz şekilde manevi tazminata mahkum edeceğini göstermesidir. Manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde ise, zararın niteliği gözetilerek zenginleşmeye yol açmayacak makul bir bedelin esas alınması gerektiği prensibi bir kez daha teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlıkta dava, Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) Linyitleri İşletme Müdürlüğü bünyesinde görev yapan bir kamu personelinin, çalıştığı kurumdaki amirleri ve idare tarafından kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulandığı iddiasıyla idareye karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır.

Davacı personel, 2004 ile 2009 yılları arasında işyerinde sürekli olarak anlamsız işlere sürüldüğünü, defalarca haksız yere yerinin değiştirildiğini ve hak ettiği ödemelerin kasıtlı olarak geciktirildiğini ya da hiç yapılmadığını ileri sürmüştür. Yaşadığı bu zincirleme ve keyfi uygulamalar neticesinde hem maddi hem de manevi olarak büyük bir çöküntü ve ızdırap yaşadığını belirten davacı, maruz kaldığı bu haksızlıkların tazmini amacıyla idareden maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay ve idari yargı mercileri, temyiz incelemesini 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.49 kapsamında gerçekleştirmiş olup uyuşmazlığı çözerken idare hukukunun temel prensiplerinden olan idarenin hukuki sorumluluğu ve hizmet kusuru ilkelerine dayanmıştır. İdarenin işlem ve eylemleri nedeniyle kişilerin uğradığı zararları tazmin etme yükümlülüğü temel bir hukuk kuralıdır.

Kararda, "mobbing" (psikolojik taciz) kavramı hukuki bir çerçeveye oturtularak kapsamlı şekilde tanımlanmıştır. Buna göre mobbing; işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına veya sağlıklarına zarar veren kötü niyetli ve kasıtlı davranışlar bütünü olarak nitelendirilmiştir. Nitelikli iş verilmemesi veya anlamsız işler verilerek personelin sürekli yer değiştirmeye tabi tutulması bu kavramın bariz örnekleri arasında kabul edilmiştir.

Manevi tazminat kurumunun yerleşik içtihatlara dayalı temel kuralları da kararda detaylandırılmıştır. Manevi zarar; kişinin fizik yapısının, iç huzurunun bozulması, yaşama gücünün ve sevincinin azalması, kişilik haklarının zedelenmesi ve günlük yaşamı zorlaştıran belli ağırlıktaki üzüntü ve sıkıntılar olarak tanımlanmıştır. Manevi tazminatın, malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir araç olmadığı, aksine yaşama sevinci azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik olduğu vurgulanmıştır. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde kişinin duyduğu elem ve ızdırabı kısmen hafifletme amacı güdülmeli ve tazminat bir zenginleşme aracı olarak kullanılmamalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi ve yerel mahkeme tarafından yapılan incelemelerde, davacının 2004 ile 2009 yılları arasındaki çalışma döneminde maruz kaldığı idari uygulamalar detaylıca değerlendirilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davalı idare tarafından davacının sürekli yer değiştirmeye tabi tutularak işyerinden ve asıl çalıştığı birimden kasıtlı olarak uzaklaştırıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, davacıya yapılması gereken ödemelerin ilgili personel tarafından çeşitli gerekçelerle bilerek geciktirildiği veya hiç yapılmadığı belirlenmiştir.

Davacının söz konusu haksız uygulamaları Bakanlığa şikayet etmesi üzerine, Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen soruşturma raporunda da bu iddiaların tamamının doğrulandığı, idarenin personel üzerindeki takdir yetkisini kamu yararı dışında kullandığı saptanmıştır. Mahkeme, idarece tesis edilen bu sistematik işlemlerin davacının kişilik haklarını ihlal ettiğini, fiziki ve ruhsal bütünlüğü üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını açıkça ortaya koymuştur.

Bu bağlamda, idarenin belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, personeli yıldırma ve pasifize etme amacı güden bu eylemlerinin ağır bir hizmet kusuru oluşturduğuna hükmedilmiştir. Yaşanan olayların davacıda yarattığı ağır elem, ızdırap ve manevi sarsıntının giderilmesi amacıyla, talep edilen manevi tazminatın bir kısmının kabul edilmesi hukuka ve hakkaniyete uygun bulunmuştur. İdarenin, eylemlerinin takdir yetkisi sınırları içinde olduğu yönündeki savunmaları ise somut müfettiş raporları karşısında dayanaksız görülerek reddedilmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, mobbing eylemlerinin sübuta erdiği ve manevi tazminat ödenmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: