Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/2293 E. | 2021/4559 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/2293 E. 2021/4559 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Daire
Esas No 2020/2293
Karar No 2021/4559
Karar Tarihi 29.11.2021
Dava Türü İptal ve Tam Yargı
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Ceza yargılamasındaki beraat idari işlemi sakatlamaz.
  • Mobbing ve taciz iddiaları atamaya gerekçe oluşturur.
  • Makam nüfuzunun kötüye kullanılması atama sebebidir.
  • Disiplin soruşturmasındaki tanık beyanları idari işleme esastır.

Bu karar, üst düzey bir kamu yöneticisi hakkında yürütülen disiplin soruşturmasında yer alan cinsel taciz, tehdit ve mobbing gibi ağır iddiaların, ceza yargılamasında beraat veya takipsizlikle sonuçlansa dahi, idari yönden atama ve görevden alma işlemleri için yeterli ve geçerli bir hukuki zemin oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İdare hukukunda disiplin hukuku ile ceza hukukunun birbirinden bağımsız işlediği prensibinin altı bir kez daha kesin bir dille çizilmiş; memuriyet güvencesinin, makam nüfuzunu kullanarak çalışma barışını bozan eylemleri koruyan bir kalkan işlevi göremeyeceği vurgulanmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Yargı mercileri, idarelerin kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesini temin etmek amacıyla sahip olduğu geniş takdir yetkisini, personelin liyakati ve işyerindeki tutumlarına göre şekillendirebileceğini pekiştirmiştir. Özellikle yöneticilerin astlarına yönelik psikolojik taciz ve cinsel taciz gibi fiillerinin idari soruşturma neticesinde tanık beyanlarıyla sabit olması, görevin önem ve özelliği dikkate alındığında idarenin görevden alma yetkisini kullanmasını hukuka tamamen uygun kılmaktadır. Uygulamada, ceza davasından beraat eden kamu görevlilerinin idari işlemlere karşı açtıkları iptal davalarında mahkemelerin yalnızca ceza davası sonucuna değil, eylemin idari hizmetin işleyişine olan olumsuz etkisine ve disiplin soruşturması bulgularının ağırlığına odaklanması gerektiği yönünde güçlü bir hukuki standart getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde İnsan Kaynakları Dairesi Başkanı olarak görev yapan bir bürokrat, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda bu görevden alınarak başka bir bölge müdürlüğü emrine şube müdürü olarak atanmıştır. Bu atama işlemi üzerine ilgili bürokrat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne karşı iptal davası açmıştır. İdarenin bu görevden alma işleminin temelinde, davacının emri altında çalışan personele yönelik cinsel taciz, tehdit ve mobbing eylemlerinde bulunduğuna dair yürütülen soruşturma, dinlenen tanık beyanları ve neticesinde kendisine verilen "Devlet memurluğundan çıkarma" disiplin cezası yatmaktadır. Davacı ise, ceza davalarından beraat ettiğini, iddiaların asılsız olduğunu ve şube müdürlüğü görevinin kazanılmış haklarına aykırı olduğunu belirterek, atama işleminin iptalini ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi ve görevden alınması işlemleri, temel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde yürütülmektedir. Bu yasal düzenlemeler uyarınca idarelere, kamu hizmetinin etkin, kesintisiz ve verimli bir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla, memurların görev yerlerini veya unvanlarını değiştirme konusunda belirli bir takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak bu takdir yetkisi mutlak, keyfi ve sınırsız olmayıp, her zaman kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı tutulmuştur.

Yerleşik Danıştay içtihatları prensiplerine göre, idarenin takdir yetkisini kullanırken dayandığı idari sebeplerin hukuken geçerli, somut ve objektif bilgi veya belgelere dayanması kesin bir zorunluluktur. Özellikle daire başkanı gibi üst düzey yöneticiler açısından bu durum daha da hassas bir boyuta ulaşır. Yöneticilerin, temsil ettikleri makamın kendilerine sağladığı gücü ve nüfuzu kötüye kullanarak astlarına yönelik tehdit, psikolojik baskı (mobbing) veya cinsel taciz gibi ağır eylemlerde bulunması, kamu hizmetinin saygınlığını, devletin itibarını ve kurum içi çalışma barışını doğrudan temelinden sarsan fiillerdir.

Öte yandan, idari yargıda disiplin hukuku ile ceza hukuku birbirinden tamamen farklı kurallara, usullere ve ispat standartlarına tabidir. Bir kamu görevlisi hakkında ceza mahkemesinde beraat kararı verilmiş olması veya savcılıkça delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) verilmesi, o kişinin idari yönden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 gibi disiplin hükümleri çerçevesinde ceza almasına veya liyakat esasına dayalı olarak görev yerinin değiştirilmesine engel teşkil etmemektedir. İdari yargı yerleri, iptal davalarını incelerken işlemi yalnızca ceza hukuku dar kalıbında değil; işlemin tesis edildiği andaki idari işleyiş, disiplin soruşturması raporları, tanık ifadeleri ve yürütülen görevin hassasiyetini dikkate alarak sebep unsurunun hukuka uygun olup olmadığını geniş bir çerçevede denetler.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi tarafından incelenen uyuşmazlıkta, davacının Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü İnsan Kaynakları Dairesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, şikayetçi personele ve kurumdaki bazı kadın çalışanlara yönelik tehdit, sistematik psikolojik baskı (mobbing) ve cinsel tacizde bulunduğu iddiaları üzerine kapsamlı bir disiplin soruşturması yürütülmüştür. Bu idari soruşturma kapsamında pek çok tanık dinlenmiş ve söz konusu tanıkların büyük bir kısmı iddia edilen rahatsız edici eylemlerin fiilen gerçekleştiğini tutanaklar eşliğinde doğrulamıştır. Bu somut tespitler ışığında, idare tarafından davacı hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 kapsamında en ağır yaptırımlardan biri olan "Devlet memurluğundan çıkarma" cezası verilmiş ve ardından kamu hizmetinin selameti açısından idari bir tedbir olarak görev yeri değiştirilmiştir.

Davacı taraf, hakkındaki suçlamalar nedeniyle yürütülen ceza yargılamalarından beraat ettiğini, bazı iddialar için ise takipsizlik kararı verildiğini ileri sürerek atama işleminin hukuka aykırı olduğunu şiddetle savunmuştur. Ancak, yerel mahkeme ve Danıştay bu savunmaları hukuken yeterli ve geçerli bulmamıştır. Danıştay, idare hukukunun bağımsızlığı ilkesi gereği, ceza davasında verilen usuli kararların idari soruşturmadaki somut tanık beyanlarını, tutanakları ve idari tespitleri ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. Davacının doğrudan İnsan Kaynakları Dairesi gibi personelin özlük haklarından sorumlu bir makamın sağladığı nüfuzu kullanarak söz konusu fiilleri gerçekleştirmesi, görevine aynı yerde devam etmesinin idari işleyiş ve çalışma barışı açısından son derece sakıncalı olduğunu kanıtlamaktadır.

Davalı idarelerin, davacıyı eşinin de memuriyet görevini ifa ettiği başka bir ile şube müdürü olarak atamasında, idareye tanınan yasal takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda ölçülü bir biçimde kullanıldığı yargı denetimiyle tespit edilmiştir. Disiplin soruşturması raporu, tanık ifadeleri ve kurumun işleyişi dikkate alındığında, işlemin sebep ve maksat unsurları yönünden hiçbir sakatlık barındırmadığı ortaya konmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davanın reddi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: