Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2020/2320 E. 2021/84 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire Başkanlığı |
| Esas No | 2020/2320 |
| Karar No | 2021/84 |
| Karar Tarihi | 07.01.2021 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbinge dayalı tazminat davaları süresinde açılmalıdır.
- Tam yargı davalarında başvuru süreleri kesindir.
- Emeklilik tarihi eylemin ve zararın öğrenildiği tarihtir.
Bu karar, kamu görevlileri tarafından ileri sürülen psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayalı tam yargı davalarında dava açma ve idareye başvuru sürelerinin kesinliğini ve idari yargıdaki katı uygulamasını hukuken gözler önüne sermektedir. Karar, mobbingin doğası gereği süreklilik arz eden bir eylem olmasına karşın, mağdurun kurumla ilişiğinin kesildiği, istifa ettiği veya emekliye ayrıldığı tarihin, haksız eylemin fiilen bittiği ve zararın kesin olarak öğrenildiği son tarih olarak kabul edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hukuki anlam, mağdurların hak arama hürriyetlerini kullanırken idari yargılama usulündeki emredici sürelere sıkı sıkıya uymak zorunda olduklarını, aksi halde usul kuralları gereği haklılıklarını ispatlama fırsatı dahi bulamadan davalarının usulden reddedileceğini göstermektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu içtihat, uygulamada sıklıkla karşılaşılan "zararın devam ettiği" ve "zarar miktarının sonradan belli olacağı" yönündeki davacı itirazlarının kanuni süreyi durdurmayacağı veya uzatmayacağı kuralını pekiştirmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Özellikle idare hukukunda idari istikrar ve hukuki belirlilik ilkelerinin sınırlarını çizen bu karar, meslektaşlar ve avukatlar için mobbing davalarında emeklilik veya işten ayrılış tarihinin milat olarak kabul edilip, bir yıllık idari ön başvuru veya altmış günlük dava açma sürelerinin kesinlikle kaçırılmaması gerektiği konusunda bağlayıcı bir uyarı niteliği taşımaktadır. Böylece, yıllar sonra açılan davaların idareyi uzun süreli belirsizlik altında bırakmasının önüne geçilerek yerleşik hukuki güvenlik ilkesi korunmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, davalı bankada görev yapmaktayken kendisine idare tarafından sürekli ve sistematik olarak uygulandığını iddia ettiği psikolojik baskı (mobbing) nedeniyle 30 Haziran 2017 tarihinde kendi isteğiyle emekli olmak zorunda kaldığını öne sürmüştür. Emekliliğinin ardından yaklaşık iki yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra, erken emekli olması sebebiyle uğradığı maddi kayıpların telafisi amacıyla 1.068.486,00 TL tutarındaki maddi tazminatın emeklilik tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle idari yargıda dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelini, davacının maruz kaldığını iddia ettiği bu haksız eylem nedeniyle uğradığı maddi zararların tazmini talebinin, idari yargılama usulünde öngörülen yasal başvuru ve dava açma süreleri içerisinde yapılıp yapılmadığı ile davanın usul hukuku kuralları çerçevesinde süresinde açılıp açılmadığı hususu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken idari yargılama hukukunun en temel prensiplerinden olan dava açma ve idareye başvuru sürelerine ilişkin yasal düzenlemeleri dikkate almıştır. İdari eylem ve işlemlerden doğan zararların tazmini amacıyla açılacak tam yargı davalarının usul ve esasları 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13 hükümlerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Kanunun 12. maddesine göre, ilgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte de açabilirler. İdari dava açmadan önce 11. madde kapsamında idareye başvurarak zararın tazminini isteme hakkı da mevcuttur. Ancak her iki durumda da Kanun'da öngörülen altmış günlük genel dava açma süresine riayet edilmesi emredici bir yasal zorunluluktur.
Diğer taraftan, idari işlemlerden ziyade doğrudan idari eylemlerden doğan zararların tazmini için 2577 sayılı Kanun m.13 kuralı devreye girmektedir. Bu hüküm uyarınca, ilgililerin eylemi ve bu eylemden doğan zararı öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri şart koşulmuştur. İdarenin bu ön başvuruyu kısmen veya tamamen reddetmesi ya da altmış gün içinde cevap vermeyerek zımnen reddetmesi halinde, bu ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açılması gerekmektedir.
Yerleşik Danıştay içtihatlarına göre, kamu görevlilerine yönelik mobbing (psikolojik taciz) iddialarında zararın doğduğu veya iddia edilen haksız eylemin sona erdiği tarih büyük önem taşır. Kişinin kurumdan ayrıldığı veya emekli olduğu tarih, eylemin fiilen bittiği ve dolayısıyla zararın tam anlamıyla öğrenildiği kesin tarih olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davalı banka bünyesinde görev yapan davacı, kendisine uygulandığını iddia ettiği sistematik mobbing eylemleri neticesinde 30 Haziran 2017 tarihinde kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan hukuki incelemede, mobbing uygulandığı iddiasıyla işten ayrılarak emekli olunan tarihin, zararın ve zarar verici eylemin öğrenildiği son tarih olduğu net bir biçimde tespit edilmiştir. Bu bağlamda davacının, emeklilik tarihinden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12 uyarınca altmış gün içinde doğrudan dava açması veya idareye başvurması gerekirken, yasal süreler içerisinde bu yola başvurmadığı görülmüştür.
Dava konusu talep, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13 kapsamında bir idari eylemden kaynaklanan tam yargı davası olarak değerlendirildiğinde ise, davacının emekli olduğu 30 Haziran 2017 tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde davalı idareye ön başvuruda bulunması gerektiği açıktır. Ancak dosya kapsamından, davacının mobbing eylemine en son muhatap olduğu bu tarihten itibaren idareye yasal süresi içinde herhangi bir başvuruda bulunmadığı ve aradan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra, ancak 26 Haziran 2019 tarihinde idare mahkemesi kayıtlarına giren dilekçe ile doğrudan dava açma yoluna gittiği saptanmıştır.
Davacı temyiz dilekçesinde, zararının sürekli olarak devam ettiğini, emekli olmasaydı 65 yaşına kadar çalışacağını ve ilerleyen yıllardaki maaş artışlarından mahrum kaldığı için zararın kesin miktarının belli olmadığını ileri sürerek zamanaşımının işlemediğini iddia etmiştir. Fakat yargı mercileri, emeklilik tarihi itibarıyla hukuka aykırı olduğu iddia edilen eylemin fiilen sona erdiğini ve zararın varlığının o tarihte öğrenilmiş kabul edilmesi gerektiğini vurgulayarak bu iddiaya itibar etmemiştir. İdare Mahkemesince verilen ve Bölge İdare Mahkemesince de hukuka uygun bulunarak onanan kararda, davanın yasal süreler geçirildikten sonra açılması nedeniyle süre aşımı yönünden esasının incelenemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Danıştay İkinci Dairesi de gerçekleştirdiği temyiz incelemesinde, temyize konu kararın usul ve hukuka tam anlamıyla uygun olduğunu ve kararın bozulmasını gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığını tespit etmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu kararın onanması yönünde karar vermiştir.