Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2020/2354 E. | 2021/5 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2020/2354 E. 2021/5 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Daire
Esas No 2020/2354
Karar No 2021/5
Karar Tarihi 05.01.2021
Dava Türü Tam Yargı (Maddi ve Manevi Tazminat)
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Hukuka aykırı atamalar psikolojik baskı unsuru sayılabilir.
  • Yıllık izin hakkının kullandırılmaması mobbing göstergesidir.
  • İdarenin keyfi görevlendirmeleri manevi tazminat gerektirir.
  • Emeklilikte irade fesadı somut delillerle ispatlanmalıdır.

Bu karar, kamu kurumlarında çalışan memurların maruz kaldığı psikolojik taciz (mobbing) iddialarının yargısal denetimi ve değerlendirilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Kararda, bir kamu görevlisinin yıllık izin taleplerinin işleme alınmaması ve hukuka aykırı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan atama ve görevlendirme işlemlerine tabi tutulması, açıkça psikolojik baskı ve yıldırma eylemi olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, idarenin sahip olduğu takdir yetkisini bu tür keyfi işlemlerle personelin aleyhine kullanmasının, çalışanın manevi bütünlüğünü zedelediğini kabul ederek manevi tazminata hükmetmiş ve Danıştay da bu hukuki yaklaşımı yerinde bularak kararı onamıştır.

Uygulamada, memurların idari hiyerarşi içerisinde yaşadığı mobbing iddialarının somut delillerle ispatlanması genellikle zorlu bir süreçtir. Ancak bu emsal karar, idarenin salt idari yetkilerini (atama, il dışı görevlendirme, izin kullandırmama, fiziki çalışma ortamı sağlamama gibi) kötüye kullanmasının, sistematik bir psikolojik taciz aracı olabileceğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde somutlaştırmaktadır. Özellikle idari yargı tarafından daha önce iptal edilmiş hukuka aykırı atama ve görevlendirme işlemlerinin mevcudiyeti, mobbingin ispatında güçlü bir hukuki karine olarak kabul edilmiştir. Benzer nitelikteki tazminat davaları için bu karar, idarelerin personel üzerindeki takdir ve yönetim yetkisinin sınırsız olmadığını, kamu görevlilerinin anayasal dinlenme hakkı ile çalışma barışının hassasiyetle korunması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından yol gösterici bir içtihat niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünde (TİGEM) şube müdürü unvanıyla görev yaparken başuzmanlığa atanan ve bir süre sonra kendi isteğiyle emekliye ayrılan bir kamu görevlisi, kurumda çalıştığı dönem boyunca idare tarafından kendisine sistematik olarak psikolojik baskı, yıldırma ve mobbing uygulandığını iddia ederek idareye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, şube müdürlüğünden başuzmanlığa atanmasının ardından kendisine çalışmak için uygun bir oda, masa ve bilgisayar tahsis edilmediğini, yasal yıllık iznini kullanmasının haksız yere engellendiğini, aldığı sağlık raporlarının sürekli sorgulandığını ve anne babasının ağır hasta olduğu bir dönemde dahi hukuka aykırı olarak Iğdır iline görevlendirildiğini belirtmiştir. Yaşadığı tüm bu olumsuz ve yıpratıcı süreçler nedeniyle iradesinin fesada uğratılarak istifaya ve emekliliğe zorlandığını savunan davacı, maruz kaldığı ağır manevi zararlar için 50.000 TL, maddi zararlar için ise şube müdürlüğü ile başuzmanlık maaş farkına tekabül eden 1.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte idareden tahsil edilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay ve idare mahkemeleri, idarenin hizmet kusuru ve tazminat sorumluluğu ile ilgili uyuşmazlıkları çözerken Anayasa'nın "İdarenin Sorumluluğu" başlıklı maddesini ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerini esas almaktadır. İdarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan maddi ve manevi zararları ödemekle yükümlü olduğu, idare hukukunun en temel anayasal kuralıdır.

Somut uyuşmazlıkta, idare hukukunun temel prensiplerinden olan idari işlemlerin sebep ve maksat unsurları, takdir yetkisinin sınırları ve iş hukukundan kamu hukukuna da sirayet eden mobbing (psikolojik taciz) kavramı ön plana çıkmaktadır. Kamu idareleri, mevzuat çerçevesinde memurların görev yerlerini değiştirme veya başka bir ilde geçici görevlendirme yapma konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetki mutlak ve sınırsız olmayıp daima kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlıdır. İdarenin sahip olduğu idari tasarruf ve görevlendirme yetkisini, personeli cezalandırmak, yıldırmak, dışlamak veya pasifize etmek amacıyla kasıtlı olarak kullanması açık bir hizmet kusuru teşkil etmektedir.

Öte yandan, çalışma hayatında mobbing olgusunun hukuken varlığından söz edilebilmesi için, idarenin veya amirlerin eylemlerinin belirli bir süre sistematik biçimde devam etmesi, çalışanı iş yerinden uzaklaştırmayı, itibarını zedelemeyi veya yıpratmayı amaçlaması gerekmektedir. Bir kamu görevlisinin anayasal bir dinlenme hakkı olan yıllık izin hakkını kullanmasının idarece makul ve meşru bir sebep gösterilmeksizin engellenmesi, asgari çalışma ortamının (oda, masa, bilgisayar tahsisi gibi) bilerek sağlanmaması ve sürekli olarak hukuka aykırılığı yargı kararlarıyla sonradan sabit olan sürgün niteliğinde atamalara maruz bırakılması, personelin kişilik haklarına saldırı ve manevi tazminat ödenmesini gerektiren ağır haksız fiiller olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, memurların özlük haklarına ilişkin maddi tazminat istemlerinde, şayet daha önce aynı talebe ve işleme ilişkin verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunuyorsa, "kesin hüküm" (res judicata) itirazı dikkate alınarak yeni davanın incelenmeksizin reddedilmesi usul hukukunun emredici kurallarından biridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Davaya konu olan uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesi ve Danıştay tarafından tarafların iddia ve savunmaları ile idarenin tesis ettiği işlemler kapsamlı bir biçimde incelenmiştir. Mahkeme öncelikle, davacının şube müdürlüğü maaşı ile başuzman maaşı arasındaki farktan kaynaklanan 1.000 TL tutarındaki maddi tazminat istemini değerlendirmiş ve bu konuda daha önceden verilmiş, kesinleşmiş bir yargı kararı bulunması sebebiyle maddi tazminat talebinin usulden (kesin hüküm nedeniyle) incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Davacının emekliye sevk edilmesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlar yönünden ise; davacının kendi ıslak imzası ve isteğiyle emekliye ayrıldığı tespit edilmiş, emeklilik iradesinin idarenin baskısıyla fesada uğratıldığına veya irade sakatlığı yaşandığına dair dava dosyasında somut, inandırıcı ve hukuken geçerli herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından bu yöndeki tazminat talepleri esastan reddedilmiştir.

Ancak davanın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde; idarenin eylem ve işlemlerinin davacı üzerinde yarattığı manevi tahribat açıkça saptanmıştır. Mahkemece, davacının görev yaptığı dönemde tesis edilen atama ve Iğdır iline yapılan geçici görevlendirme işlemlerinin bizzat idari yargı yerlerince hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği dikkate alınmıştır. Buna ek olarak, davacının en temel özlük haklarından olan yıllık izin talebinin makul bir gerekçe olmaksızın işleme alınmaması ve uygulanan görev yeri değişiklikleriyle sürekli bir belirsizlik, dışlanma ve baskı ortamı yaratılması hususları bir bütün olarak değerlendirilmiştir. İdarenin bu yöndeki tutum ve eylemlerinin, davacı üzerinde sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma (mobbing) oluşturduğu kesin kanaatine varılmıştır.

Davalı idare, temyiz dilekçesinde her ne kadar mobbingin hukuken oluşması için en az 6 ay süreyle sistematik ve kasıtlı bir devamlılık ile iş yerinden uzaklaştırma amacı güdülmesi gerektiğini, salt idari iptal kararlarının mobbing sayılamayacağını ve davacının uyumsuz bir çalışma ortamı yarattığını savunmuş ise de, bu savunmalar Danıştay tarafından hukuken geçerli görülmemiştir. Danıştay İkinci Dairesi, ilk derece mahkemesinin, idarenin hukuka aykırı atamaları ve izin kullandırmama gibi eylemleri nedeniyle davacının ağır manevi zarara uğradığı yönündeki somut tespitlerini usul ve hukuka tamamen uygun bulmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, idare mahkemesinin davacı lehine 5.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde verdiği kararı usul ve hukuka uygun bularak tarafların karşılıklı temyiz istemlerini reddetmiş ve kararı onamıştır.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: