Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 10. Daire | 2020/1151 E. | 2024/993 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 10. Daire 2020/1151 E. 2024/993 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 10. Daire
Esas No 2020/1151
Karar No 2024/993
Karar Tarihi 20.03.2024
Dava Türü Tam Yargı (Tazminat)
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Mobbing iddiaları somut delillerle ispat edilmelidir.
  • Salt iddiaya dayalı manevi tazminat talebi reddedilir.
  • Psikolojik rahatsızlık ile idari eylem illiyetli olmalıdır.

Bu karar, kamu görevlilerinin görevleri sırasında maruz kaldıklarını iddia ettikleri psikolojik taciz (mobbing) eylemlerine dayalı tazminat taleplerinde ispat yükünün ve illiyet bağının önemini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde yüzbaşı olarak görev yaparken sağlık nedenleriyle adi malul sıfatıyla emekliye sevk edilen bir personelin, rahatsızlığının temelinde amirleri tarafından uygulanan mobbingin yattığı iddiasıyla açtığı tam yargı davasında, iddiaların yalnızca soyut düzeyde kalması hukuken yetersiz bulunmuştur. Danıştay, idarenin tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için, iddia edilen psikolojik zararın idarenin personeli tarafından gerçekleştirilen eylem veya işlemle doğrudan illiyet bağı içinde olmasını katı bir şart olarak aramaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, hiyerarşik yapıların son derece güçlü olduğu askeri ve kolluk teşkilatlarında görev yapan personelin mobbing iddialarında aranan delil standardını göstermesi bakımından kritiktir. Yalnızca meslek içi ast-üst ilişkisindeki olağan gerilimler veya sonradan ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıklar, tek başına idarenin hizmet kusuru işlediğine karine teşkil etmemektedir. Davacının, amirlerinin sonradan başka ağır suçlardan yargılanmış olmasını veya askeri düzendeki tanık bulma zorluklarını ileri sürmesi dahi, somut nedensellik bağının kurulamaması halinde tazminat talebinin kabulü için yeterli bir mazeret olarak görülmemiştir. Uygulamada bu karar, mobbinge dayalı tam yargı davalarında mahkemelerin iddiaları salt şikayet beyanları veya sonradan alınan sağlık raporları üzerinden değil, idari eylem ile oluşan zarar arasındaki doğrudan ve somut bağlantı üzerinden son derece titiz bir şekilde değerlendirmeye devam edeceğini pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Jandarma Genel Komutanlığı emrinde yüzbaşı rütbesiyle görev yapmakta olan davacı, psikolojik rahatsızlıkları sebebiyle adi malul statüsünde emekliye sevk edilerek kurumla ilişiği kesilmiştir. Davacı, ruh sağlığının bozulmasına kendi kusurunun değil, görev yaptığı dönemde amirleri tarafından kendisine uygulanan sistematik psikolojik tacizin (mobbing) neden olduğunu ileri sürmüştür. 2009 yılındaki sağlık raporlarının temiz olduğunu, ancak sonradan maruz kaldığı baskılar yüzünden sağlığını kaybettiğini iddia eden eski yüzbaşı, idarenin hizmet kusuru bulunduğunu belirterek kendisine mobbing uygulayan idareye karşı maddi ve manevi zararlarının giderilmesi talebiyle dava açmıştır. Bu doğrultuda, uğradığını iddia ettiği zararlara karşılık olarak idareden 50.000,00 TL manevi ve 100,00 TL maddi tazminatın tarafına ödenmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesinin davanın reddine karar vermesi üzerine uyuşmazlık Danıştay gündemine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay ve idare mahkemeleri, idarenin mali sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıkları karara bağlarken 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında tam yargı davalarının temel prensiplerini esas almaktadır. İdarenin kendi eylem veya işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel kurallarından biridir. Ancak idare hukukunun yerleşik içtihatlarına göre, idarenin tazminatla sorumlu tutulabilmesi için ortada bir idari eylem veya işlemin bulunması, hukuken korunmaya değer bir zararın meydana gelmiş olması ve bu zarar ile idari eylem veya işlem arasında illiyet (nedensellik) bağının kesin olarak kurulabilmesi şarttır.

Kamu görevlilerinin çalışma ortamında maruz kaldıkları psikolojik taciz (mobbing) iddiaları, idarenin personeli gözetme borcu ve hizmeti sağlıklı yürütme yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilmektedir. Doktrin ve yargı kararlarında mobbing; işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan, kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır.

Bir idari eylemin mobbing olarak nitelendirilebilmesi ve idarenin hizmet kusuru işlediğinin kabul edilebilmesi için, eylemlerin süreklilik arzetmesi, kasıtlı yapılması ve personelin kişilik haklarını ihlal edecek veya sağlığını bozacak boyuta ulaşması gerekmektedir. İdare mahkemelerinin yerleşik içtihatlarında, mobbing iddiasında bulunan kamu görevlisinin, maruz kaldığı haksız uygulamaları somut bilgi, belge ve tanık ifadeleriyle delillendirmesi zorunludur. Ayrıca, uğranılan psikolojik rahatsızlığın doğrudan doğruya çalışma ortamındaki hukuka aykırı tutum ve davranışlardan kaynaklandığı, diğer bir ifadeyle illiyet bağının bulunduğu tıbbi ve hukuki belgelerle açıkça kanıtlanmalıdır. Bu unsurların eksik olduğu durumlarda idarenin tazminat sorumluluğuna hükmedilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay Onuncu Dairesi, uyuşmazlığa konu dosyayı temyiz aşamasında incelediğinde, davacının Jandarma Genel Komutanlığı emrinde yüzbaşı olarak görev yaparken psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle adi malul olarak emekliye ayrılmak zorunda kaldığı ve bu durumun amirlerince uygulanan psikolojik tacizden (mobbing) kaynaklandığı iddiasını çok yönlü olarak değerlendirmiştir.

Davacı, 2009 yılına ait periyodik muayene raporlarında psikolojik durumunun tamamen sağlıklı olduğunu, psikiyatrik sağlık sorununun idare ajanları tarafından sonradan uygulanan mobbing neticesinde bozulduğunu iddia etmiş ve kendisine haksızlık yaptığını belirttiği amirlerinin daha sonra farklı örgütlü suçlardan (FETÖ) yargılandığını öne sürmüştür. Ayrıca, askeri düzendeki katı ast-üst ilişkisi ve emir komuta zinciri nedeniyle tanık ifadelerinin iddialarını desteklemekte yetersiz kaldığını, mevcut ve yeni tarihli sağlık kurulu raporlarının ise mahkemece hakkaniyete uygun olarak dikkate alınmadığını savunmuştur.

Ancak tetkik hakimi raporu ve dava dosyası üzerinden yapılan temyiz incelemesinde, davacının soyut iddialarının idareyi tazminat ödemeye mahkum edecek somut ve hukuken geçerli delillerle desteklenmediği, idare mahkemesinin davanın reddi yönünde kurduğu hükmün dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelere bütünüyle uygun olduğu anlaşılmıştır. Danıştay, idare mahkemesi tarafından verilen kararda usul hükümlerine ve hukuka herhangi bir aykırılık bulmamıştır. Davacının iddia ettiği olayların sistematik bir mobbing teşkil ettiğine ve ruh sağlığının doğrudan doğruya idare ajanlarının hukuka aykırı eylemleri nedeniyle bozulduğuna dair idarenin hizmet kusurunu ortaya koyacak kesin ve inandırıcı bir illiyet bağının ispatlanamadığı net bir biçimde görülmüştür. Temyiz dilekçesinde ileri sürülen tüm hukuki ve maddi gerekçeler, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte ve ağırlıkta bulunmamıştır.

Sonuç olarak Danıştay 10. Daire, ilk derece mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: