Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2017/43260 E. | 2017/25087 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2017/43260 E. 2017/25087 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/43260
Karar No 2017/25087
Karar Tarihi 16.11.2017
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing için sistematik ve kasıtlı davranış aranır.
  • Anlık öfkeler ve çatışmalar psikolojik taciz sayılamaz.
  • Fazla çalışma tespitinde tanıkların en dar aralığı alınır.
  • Üniversiteler yargı harçlarından kanunen muaftır.

Bu Yargıtay kararı hukuken, iş davalarında ileri sürülen fazla çalışma sürelerinin hesaplanmasında izlenmesi gereken usulü ve psikolojik taciz (mobbing) kurumunun sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Mahkemelerin tanık beyanlarına dayanarak hesaplama yaparken, ifadeler arasındaki en dar zaman aralığını seçmesi gerektiği kuralı, işverenin haksız ve abartılı taleplere karşı korunmasını sağlayan hayati bir hukuki denge mekanizmasıdır. Karar ayrıca, çalışma ortamında olağan sayülabilecek anlık anlaşmazlıkların veya dönemsel dargınlıkların, kasıtlı bir yıldırma politikası olmaksızın mobbing sayılamayacağını açıkça teyit ederek kavram karmaşasının önüne geçmektedir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle davalı konumunda kamu tüzel kişileri veya üniversiteler bulunduğunda yargı harçlarının hatalı hesaplanması noktasında kendini kuvvetle gösterecektir. Üniversitelerin harç muafiyetine sahip olduğu gerçeği göz ardı edilerek kurulan hükümlerin usule kesin olarak aykırı olduğu vurgulanmıştır. Uygulamadaki asıl önemi ise, bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra mahkemenin eylemli olarak bu bozma kararının gereğini eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle yükümlü olduğu ve tanık ifadelerinin titizlikle, daraltıcı bir yorumla değerlendirilmesinin zorunlu kılındığı yönündedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı üniversite işyerinde çalışma ortamı içerisinde kendisine sürekli olarak psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia ederek iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirtmiş ve davalı üniversiteye karşı alacak davası açmıştır. Bu doğrultuda işçi, kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti gibi bir kısım işçilik alacaklarının tarafına ödenmesini talep etmiştir. Davalı üniversite yönetimi ise işyerinde iddia edildiği gibi herhangi bir baskı ortamı bulunmadığını, davacının kendi isteğiyle bulunduğu ortamdan ayrılmak için işi bıraktığını, üç yıllık çalışma süresince kendisinin uyumsuz davranışlar sergilediğini ve hiçbir tazminat hakkının doğmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme, işçinin iddialarını kısmen kabul edip alacaklara hükmetmiş, ancak taraflar bu kararı Yargıtay incelemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kuralları, işçilik alacaklarının ispat yükü, psikolojik tacizin hukuki sınırları ve kamu kurumlarının usul kanunlarındaki mali muafiyetleri üzerine inşa edilmiştir.

Fazla çalışma alacaklarının ispatında temel kural 4857 sayılı İş Kanunu m.41 ve ilgili mevzuat çerçevesinde şekillenmektedir. Fazla mesai yaptığını iddia eden bir işçi, kural olarak bu iddiasını puantaj kayıtları, giriş çıkış belgeleri gibi yazılı delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Yazılı belgenin bulunmadığı yahut sunulmadığı durumlarda ise işyeri çalışanlarının ve mesai arkadaşlarının tanık beyanlarına başvurulması hukuken mümkündür. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, tanık beyanlarına dayalı fazla çalışma süresi hesaplamalarında, tanıkların farklı, değişken veya birbiriyle kısmen çelişen çalışma saatleri bildirmesi halinde, bu beyanlar içerisinden "en dar aralığı" gösteren ifadeler esas alınmalıdır.

Doktrin tanımları ve istikrarlı yargı kararları ışığında mobbing (psikolojik taciz), bir çalışana karşı sistematik, kasıtlı ve sürekli olarak gerçekleştirilen, kişiyi işyerinden uzaklaştırmayı, küçük düşürmeyi veya pasifize etmeyi amaçlayan davranışlar bütünüdür. Her kurum ve kuruluşta işleyişten kaynaklanan hatalı uygulamalar, üstler veya çalışma arkadaşları ile yaşanan anlık öfkeler, geçici tartışmalar veya kişisel dargınlıklar meydana gelebilir. Ancak bu tür olağan veya fevri uyuşmazlıklar, süreklilik ve kasıt unsuru barındırmadığı müddetçe hukuken mobbing olarak tanımlanamaz.

Bununla birlikte kamu hukuku kuralları gereği, devlet üniversitelerinin yargı harçlarından muafiyeti esastır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.5/b ile 492 sayılı Harçlar Kanunu m.13/j maddeleri, devlet üniversitelerinin yargı harçlarından istisna olduğunu mutlak biçimde düzenlemiştir. Bu emredici kurallar gereği, üniversite aleyhine harç yükletilmesi usul hukukuna açık bir aykırılıktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlıkları değerlendirirken yerel mahkemenin karara bağladığı uyuşmazlık noktaları üzerinde detaylı ve kapsamlı incelemeler yapmıştır. İlk olarak psikolojik taciz iddiaları yönünden yapılan maddi tespitlerde, davacı işçinin haklı sebep oluşturacak seviyede bir mobbinge maruz kaldığının somut delillerle ispatlanamadığı yönündeki mahkeme kanaati doğru bulunmuştur. İşyerinde yaşandığı iddia edilen olayların, anlık uyuşmazlıklar ve olağan iletişim kopuklukları seviyesinde kaldığı, sistematik bir yıldırma veya psikolojik yok etme politikasına dönüşmediği hukuken kabul edilmiştir.

Ancak Yargıtay'ın kararı bozmasına yol açan asıl müdahalesi, fazla çalışma ücretlerinin hesaplanma usulüne yönelik olmuştur. Somut olayda üniversite bünyesinde öğretmen olarak çalışan davacı işçinin mesai saatlerinin tespitinde tarafların dinlettiği tanık beyanları kullanılmıştır. Yargıtay'ın daha önce verdiği 05.12.2016 tarihli bozma ilamında, davacı tanıklarının bildirdiği çalışma sürelerinin en dar aralığı dikkate alınarak yeniden hesaplama yapılması gerektiği çok net bir şekilde belirtilmişti. Yerel mahkeme bu bozma ilamına usulen uymuş gibi görünse de eylemli olarak gereğini tam anlamıyla yerine getirmemiştir. Alınan yeni bilirkişi raporunda, davacının hafta içi günde ortalama 10 saat, cumartesi günleri ise 7 saat çalıştığı ve haftalık 5 saat 45 dakika fazla mesai yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Oysa bizzat davacının kendi tanıkları, mesainin sabah 08:00'de başlayıp 16:30'da bittiğini, günlük 45 dakika yemek molası kullanıldığını, haftanın belirli günlerinde ise yetersiz öğrencileri yetiştirmek için sadece 45 dakikalık ek ders çalışmaları yapıldığını açıkça ifade etmiştir. Yargıtay, bilirkişi raporunda en dar aralığı gösteren bu açık beyanların dikkate alınmamasını bozma sebebi saymıştır.

Diğer önemli tespit ise yargılama giderlerinin mali sonuçlarına ilişkindir. Davalı kurum bir üniversitedir ve ilgili yasalar kapsamında yargı harçlarından mutlak şekilde muafiyeti bulunmaktadır. Ancak yerel mahkemece karar tesis edilirken, harçları da kapsayacak şekilde tüm yargılama giderlerinin hesaplanarak davalı üniversiteye yükletilmesi ciddi bir kanuna aykırılık olarak tutanaklara geçmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, bozma ilamı gereklerinin eksiksiz yerine getirilmemesi ve harç muafiyetinin hukuka aykırı şekilde gözetilmemesi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: