Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/43308 E. 2017/25088 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/43308 |
| Karar No | 2017/25088 |
| Karar Tarihi | 16.11.2017 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Anlık öfkeler ve çatışmalar mobbing sayılamaz.
- Fazla mesai hesabında tanıkların dar aralığı alınır.
- Üniversiteler yasa gereği yargı harçlarından muaftır.
- Bozma ilamının gerekleri mahkemelerce eksiksiz yerine getirilmelidir.
Bu karar, iş hukukunda sıkça karşılaşılan psikolojik taciz (mobbing) iddiaları ile fazla çalışma ücretlerinin ispatı hususunda önemli hukuki değerlendirmeler barındırmaktadır. Yargıtay, bir uygulamanın mobbing olarak kabul edilebilmesi için eylemlerin kasıtlı ve sistematik olması gerektiğinin altını çizmiş; çalışma hayatının olağan akışı içindeki anlık öfkeler, geçici çatışmalar veya darılmaların psikolojik taciz boyutuna ulaşmayacağını açıkça belirtmiştir. Böylece, işyerinde yaşanan her türlü huzursuzluğun mobbing sayılamayacağı yönündeki yerleşik içtihat teyit edilmiştir.
Diğer yandan karar, fazla mesai iddialarının tanık beyanlarıyla ispatı aşamasında kritik bir usul kuralına işaret etmektedir. İşçi tanıklarının beyan ettiği farklı çalışma saatleri üzerinden hesaplama yapılırken, mahkemelerin tanık anlatımlarının "en dar aralığını" dikkate alması gerektiği kuralı vurgulanmıştır. İlk derece mahkemesinin bozma ilamına uymasına rağmen eksik inceleme ve hatalı bilirkişi raporuyla hüküm kurması, Yargıtay denetiminden geçememiştir.
Emsal nitelikteki bu karar, işverenler aleyhine açılan alacak davalarında tanık beyanlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda yol göstericidir. Aynı zamanda üniversitelerin yargı harçlarından muaf olduğuna dair kesin kuralın mahkemelerce resen gözetilmesi gerektiği bir kez daha hatırlatılmış, kamu kurumlarının taraf olduğu davalarda yargılama giderlerinin hesaplanmasında daha dikkatli olunması gerektiği ortaya konmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı üniversite bünyesinde öğretmen olarak çalışırken kendisine çalışma ortamında sistematik olarak psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia ederek iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. İşçi, bu haklı feshe dayanarak kıdem tazminatı ile ödenmediğini ileri sürdüğü fazla çalışma ücreti gibi bir kısım işçilik alacaklarının ve manevi tazminatın davalı üniversiteden tahsilini talep etmiştir.
Davalı üniversite ise, davacının işyerinde herhangi bir baskıya veya kötü muameleye maruz kalmadığını, iş sözleşmesini süresinin bitiminde yenilememesinin asıl sebebinin davacının bulunduğu ortamdan kendi isteğiyle ayrılmak istemesi olduğunu ve davacının çalışma süresi boyunca uyumsuz davranışlar sergilediğini belirterek tazminat taleplerinin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Uyuşmazlık, işyerinde yaşanan durumların mobbing boyutuna ulaşıp ulaşmadığı, davacının fazla mesai yapıp yapmadığı ve yargılama giderleri ile harçların kamu kurumu niteliğindeki davalıya yükletilip yükletilemeyeceği noktalarında düğümlenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş hukukunda işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı, 4857 sayılı İş Kanunu m. 24 kapsamında düzenlenmiştir. İşçinin, işveren veya işveren vekili tarafından psikolojik tacize (mobbing) maruz kalması, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında değerlendirilerek işçiye sözleşmesini haklı nedenle feshetme ve kıdem tazminatını talep etme hakkı verir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir uygulamanın mobbing olarak nitelendirilebilmesi için kasıtlı, sistematik ve sürekli olması gerekmektedir. İşyeri ortamında olağan karşılanabilecek anlık öfkeler, geçici çatışmalar veya amirlerle yaşanan darılmalar tek başına psikolojik taciz boyutuna ulaşmış kabul edilmez.
Fazla mesai ücretlerinin ispatı noktasında ise iş hukukunun genel ispat kuralları devreye girmektedir. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, bu iddiasını yazılı belgelerle veya işyeri tanıklarının beyanlarıyla ispatlamakla yükümlüdür. Tanık beyanlarına dayanılan durumlarda Yargıtay, hesaplamaların faraziyeye dayanmaması ve işverenin haksız yere sorumlu tutulmasını önlemek amacıyla "en dar aralığın" esas alınması ilkesini benimsemiştir. Davacı tanıklarının dahi birbirinden farklı ve esnek çalışma saatleri bildirdiği hallerde, en düşük veya en dar çalışma süresinin kabul edilmesi hukuki bir zorunluluktur.
Yargılama harç ve giderleri yönünden ise kamu tüzel kişilerine tanınan muafiyetler yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 56/b ve 492 sayılı Harçlar Kanunu m. 13/j hükümleri uyarınca, üniversiteler yargı harçlarından açıkça muaf tutulmuştur. Bu yasal düzenlemeler emredici nitelikte olup, yargı harçlarının muaf kurumlara yargılama gideri adı altında yükletilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı incelerken öncelikle ilk derece mahkemesinin uyduğu önceki bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilip getirilmediğini denetlemiştir. Dosya kapsamındaki deliller, tanık beyanları ve alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, davacı işçinin fazla mesai sürelerinin belirlenmesinde bozma ilamına aykırı davranıldığı ve ciddi hatalar yapıldığı tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi, daha önce verilen Yargıtay bozma ilamına uymasına rağmen, hükme esas aldığı yeni bilirkişi raporunda bozma kararının amacına uygun hareket etmemiştir. Bozma ilamında, davacı tanıklarının bildirdiği "en dar aralık" göz önünde bulundurulmak suretiyle yeniden fazla mesai hesaplanması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Ancak mahkemece alınan yeni bilirkişi raporunda, davacının hafta içi 7:30-17:00 saatleri arasında, çarşamba günleri ise 18:00-19:00’a kadar çalıştığı kabul edilerek günlük 10 saat üzerinden hesaplama yapılmış, cumartesi günleri için ise 4 saatlik bir çalışma öngörülmüştür. Oysa dosyada bizzat dinlenen davacı tanıkları, mesainin sabah 07:30 ile akşam 16:30 saatleri arasında haftanın 5 günü yapıldığını ifade etmişlerdir. Yüksek Mahkeme, işçi tanıklarının bu açık beyanlarına rağmen en dar çalışma aralığının dikkate alınmamasını ve bozma gereğinin esastan ihlal edilmesini hukuka aykırı bulmuştur.
Bunun yanı sıra, davalı üniversitenin hukuki statüsü göz ardı edilerek yapılan harç hesabı da ikinci bir bozma nedeni yapılmıştır. Davalı üniversite, yasal düzenlemeler gereği yargı harçlarından muaf bir kurumdur. Yerel mahkemenin, yargı harçlarını da kapsayacak şekilde hesaplanan toplam yargılama giderlerinden üniversiteyi sorumlu tutması açık bir kanun ihlali olarak değerlendirilmiş, kamu kurumlarının bütçe haklarının yasal düzenlemeler çerçevesinde gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, fazla mesai hesabında tanık beyanlarının dar aralığının dikkate alınmaması ve harç muafiyetine riayet edilmemesi sebepleriyle yerel mahkeme kararını davalı yararına bozmuştur.