Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | Hukuk Genel Kurulu | 2017/1433 E. |...

Karar Bülteni

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2017/1433 E. 2018/49 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas No 2017/1433
Karar No 2018/49
Karar Tarihi 17.01.2018
Dava Türü Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing eylemleri kamu görevlisinin kişisel kusurudur.
  • Kişisel kusur davalarında adli yargı yolu görevlidir.
  • İdari kararların uygulanmaması şahsi tazminat sorumluluğu doğurur.
  • Hizmet dışı eylemlerde husumet idareye yöneltilemez.

Bu karar, kamu kurumlarında görev yapan memur ve amirlerin yetkilerini kullanırken sınırları aşarak uyguladıkları mobbing eylemlerinin hukuki niteliğini kesin bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, idare adına hareket eden bir kamu görevlisinin, görev gerekleri ve sınırları dışına çıkarak sergilediği yıldırma niteliğindeki kasıtlı eylemlerinin artık "hizmet kusuru" sayılamayacağına hükmetmiştir. Bu tür şahsi garez ve kinle gerçekleştirilen eylemler "kişisel kusur" olarak kabul edilmekte olup, doğan zararlar sebebiyle açılacak tazminat davalarının doğrudan ilgili kamu görevlisine karşı ve adli yargıda görülmesi gerektiği netleştirilmiştir.

Kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi, özellikle mobbing davalarında husumetin kime yöneltileceği konusundaki kafa karışıklığını gidermesidir. Önceden idari eylem sayılarak doğrudan idareye karşı ve idari yargıda dava açılması gerektiği yönündeki katı yorumlar, bu karar sayesinde esnetilmiştir. Mahkeme kararlarının uygulanmaması ve sistematik psikolojik taciz iddiaları, memurun şahsi husumeti olarak değerlendirilerek mağdurların doğrudan zararı veren amire karşı hukuk mahkemelerinde hak aramasına olanak tanımıştır. Bu durum, amir konumundaki memurların keyfi ve hukuka aykırı eylemleri üzerinde ciddi bir caydırıcılık unsuru oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Afyon Kocatepe Üniversitesi bünyesinde genel sekreter olarak görev yapan davacı, rektör olarak atanan davalı tarafından sistematik olarak psikolojik tacize (mobbing) maruz kaldığını ileri sürerek manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, kendi görevinden alınarak önce Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'ne, ardından Devlet Konservatuvarı ve Meslek Yüksek Okulu'na sürgün edildiğini, kazanmış olduğu idari yargı iptal kararlarının rektör tarafından kasıtlı olarak uygulanmadığını, saygınlığının zedelendiğini ve fiziksel çalışma şartlarının kasten kötüleştirildiğini iddia etmiştir. Dava, doğrudan zararı veren rektöre karşı açılmış, ancak yerel mahkeme, zararın görev sırasında meydana geldiğini ve bu durumun hizmet kusuru olduğunu belirterek idare aleyhine dava açılması gerektiği gerekçesiyle davayı husumetten reddetmiştir. Uyuşmazlık, davalının iddia edilen eylemlerinin hizmet kusuru mu yoksa şahsi kusur mu olduğu ve davanın bizzat rektöre karşı adli yargıda açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı hukuki çerçeve, öncelikle devlet memurlarının mali sorumluluklarını düzenleyen yasalardan oluşmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Buna paralel olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1 hükmü de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili uğradıkları zararlardan dolayı ilgili personel aleyhine değil, kurum aleyhine dava açmaları gerektiğini emretmektedir.

Ancak doktrin ve yargısal içtihatlar, bu koruma kalkanının sınırlarını hizmet kusuru ve kişisel kusur ayrımı üzerinden çizmektedir. Bir kamu görevlisinin, tamamen kendi iradesi ile kasten ya da kanunlardaki açık hükümlerin dışına çıkarak gerçekleştirdiği hukuka aykırı eylemleriyle verdiği zararlarda, eylem ile kamu görevinin yürütülmesi arasında objektif bir illiyet bağı bulunmamaktadır. Kişisel husumet, kin veya garezle yapılan sistematik yıldırma yani mobbing faaliyetleri idari bir işlem değil, tamamen kişisel kusur olarak kabul edilir. Kişisel kusur durumlarında özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde doğrudan zarar veren kamu görevlisine dava açılır.

Ek olarak, somut uyuşmazlıkta idari yargı kararlarının idare tarafından uygulanmaması konusu da 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28/4 bağlamında değerlendirilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan ilgili hükme göre, mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde, idareye dava açılabileceği gibi doğrudan kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de adli yargıda tazminat davası açılabilmesine olanak tanınmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, önüne gelen uyuşmazlıkta davacının mobbing iddialarını ve yerel mahkemenin husumet reddi gerekçesini detaylıca değerlendirmiştir. Davacının dayandığı somut olgular incelendiğinde; genel sekreter kadrosunda bulunan davacının sürekli olarak alt görevlere kaydırılması, hakkında alınan idari yargı iptal kararlarının tebliğine rağmen otuz günlük yasal süre içinde kasten uygulanmaması, tecridi andıran fiziki mekanlarda çalışmaya zorlanması ve döner sermaye ek ödeme oranının herhangi bir geçerli gerekçe gösterilmeksizin dramatik şekilde düşürülmesi eylemlerinin bir bütün halinde psikolojik taciz oluşturduğu iddia edilmiştir.

Kurul, iddia edilen bu eylemlerin davalı rektörün kamu hizmeti ifa etme amacı gütmekten ziyade, davacıyı yıldırma ve sindirme kastı taşıyan kişisel eylemleri olduğuna kanaat getirmiştir. Anayasa ve yasalarda kamu görevlilerine tanınan idareye karşı dava açılabilmesi zırhı, yalnızca kamu hizmetinin işleyişinden kaynaklı olan zararlar için geçerlidir. Görevden kolayca ayrılabilen, kişisel garez veya kin güdüsüyle işlendiği iddia edilen haksız eylemlerde kamu görevlisinin salt kişisel kusurundan söz edilir. Davacının ileri sürdüğü hususlar, özellikle yargı kararlarının kasten uygulanmaması ve sistematik yıldırma eylemleri, görevle bağdaşmayan ve doğrudan şahsi kusur teşkil eden maddi olgulardır.

Dolayısıyla, böyle bir durumda açılacak manevi tazminat davasının doğrudan idareye karşı ve idari yargıda görülmesi mümkün değildir. Aksine, haksız fiil faili olduğu iddia edilen rektöre şahsi husumet yöneltilerek davanın adli yargı yerlerinde incelenmesi hukuken zorunludur. Yerel mahkemenin, davanın husumet yokluğundan reddine dair verdiği direnme kararı yasalara ve yerleşik içtihatlara aykırı bulunmuştur. Ayrıca, mahkemenin idari yargı kararlarının idareci tarafından uygulanmaması olgusunu esasa girerek değerlendirmemiş olması da Özel Daire kararına eklenen ilave bir bozma nedeni olarak kaydedilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yerel mahkemenin husumet yokluğu gerekçesiyle verdiği direnme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: