Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2023/12360 E. 2025/12498 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2023/12360 |
| Karar No | 2025/12498 |
| Karar Tarihi | 16.09.2025 |
| Dava Türü | Maddi ve Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mobbing eylemi idari hizmet kusuru olarak değerlendirilemez.
- Psikolojik taciz kamu görevlisinin kişisel kusurudur.
- Mobbing iddialarında husumet doğrudan kamu görevlisine yöneltilebilir.
- Sistematik olmayan kaba davranışlar mobbing sayılmaz.
Bu karar, kamu kurumlarında görev yapan amirlerin maiyetindeki personele yönelik mobbing eylemlerinin hukuki niteliğini kesin bir dille tanımlamaktadır. Yargıtay, kamu görevlisinin yetkisini kullanırken kasıtlı olarak bir çalışanı hedef alan sistematik psikolojik şiddet ve baskı eylemlerinin Anayasa kapsamında korunan "hizmet kusuru" sayılamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bir başka deyişle, çalışma koşullarını kasten ağırlaştırma ve hakaret gibi kişisel düzeydeki eylemler idarenin değil, doğrudan o kamu görevlisinin şahsi sorumluluğunu doğurur.
Karar, mobbing ile sıradan yönetimsel anlaşmazlıklar arasındaki ince çizgiyi de hukuki bir çerçeveye oturtmuştur. İşyerinde süreklilik göstermeyen, ara sıra yaşanan münferit nezaketsiz davranışların psikolojik taciz kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Yalnızca bireyin şerefine, kişiliğine ve çalışma onuruna yönelik sistematik ve uzun süreli saldırıların bu kapsama girebileceği belirtilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi son derece güçlüdür; zira uygulamada memurlara ve idari amirlere karşı açılan tazminat davaları genellikle doğrudan idari yargıya yönlendirilmekte veya husumet yokluğundan reddedilmektedir. Yargıtay bu içtihadıyla, olayın içyüzü araştırılmadan verilen otomatik usulden ret kararlarının önüne geçmiştir. İddia edilen eylemlerin kişisel kusur boyutuna ulaştığı durumlarda adli yargı yolunun açık olduğu netleştirilmiştir.
Bu emsal nitelikteki yaklaşım, kamu sektöründe mobbing mağduru olan çalışanların hak arama hürriyetini önemli ölçüde güçlendirmektedir. Mağdurların, doğrudan eylemi gerçekleştiren yetkiliye karşı adli yargıda maddi ve manevi tazminat davası açabilmesi teminat altına alınmış, amir konumundaki kişilerin yetki aşımı teşkil eden şahsi keyfiliklerine karşı caydırıcı bir yargısal koruma kalkanı oluşturulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir PTT şubesinde dağıtım kuryesi olarak çalışan davacının, şube müdürü olan amirine karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Olay, kuryenin kurum motosikletiyle posta dağıtımı yaparken düşmek üzere olan çantayı tutmaya çalışıp kaza geçirmesiyle başlamıştır. İddialara göre, kaza sonrası hastanede tedavi gören çalışan, müdürü tarafından teselli edilmek yerine ağır şekilde azarlanmıştır. Dahası, elinde atel bulunmasına rağmen zorla tekrar dağıtıma çıkarılmıştır. Doktorun acil ameliyat önermesi üzerine alınan istirahat raporu idarece onaylanmamış ve kurye işten atılmakla tehdit edilmiştir. Davacı, amiri tarafından kasıtlı ve sistematik olarak psikolojik şiddete maruz bırakıldığı, ameliyatının geciktirilip sağlığının tehlikeye atıldığı gerekçesiyle bu davayı açarak tazminat talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kuralların başında 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1 düzenlemeleri gelmektedir. Bu emredici hükümlere göre, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla idare aleyhine açılabilmektedir. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, idare aleyhine dava açılabilmesi, zararın bir hizmet kusurundan kaynaklanmasına ve eylemin idari niteliğini yitirmemiş olmasına bağlıdır. Kamu görevlisi, özellikle haksız fiil boyutuna ulaşan ve yetki sınırlarını aşan kişisel kusurlarında Anayasa'daki bu idari güvenceden faydalanamaz.
Bununla birlikte mahkeme, maddi ve manevi tazminat taleplerinin yasal dayanağı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.49 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.50 çerçevesinde haksız fiil sorumluluğunu değerlendirmiştir. Yargıtay doktrinine göre mobbing (psikolojik taciz); bir kimsenin doğrudan hedef alınarak, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanan, mağdurun karşı koymasına rağmen sürdürülen küçük düşürücü, aşağılayıcı ve psikolojik açıdan acı veren davranışlar bütünüdür. Hedef alınan kişinin şerefine, kişiliğine, değerlerine ve çalışma hayatına yönelik dedikodu çıkarma, iftira atma, haksız ağır eleştiri yapma ve çalışma şartlarını dayanılmaz hale getirme gibi eylemler mobbing teşkil eder. Süreklilik arz etmeyen, münferit ve kaba davranışlar ise hukuken psikolojik taciz tanımına dâhil edilmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçinin görevini ifa ederken geçirdiği kaza sonrasında, idari amiri konumundaki şube müdürünün tutumları nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığı iddia edilmiştir. Yerel mahkeme ve istinaf dairesi, davalı amirin eylemlerinin yürütmekte olduğu kamu görevi sırasında gerçekleştiğini, bu nedenle bir hizmet kusuru sayılması gerektiğini belirterek doğrudan kamu görevlisine karşı açılan davanın husumet yokluğu (pasif husumet ehliyetsizliği) nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.
Ancak Yargıtay, bu dar yoruma katılmamış ve somut olayın niteliğini haksız fiil ile kişisel kusur ekseninde yeniden değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme incelemesinde, davacının iddialarının temelinde düzenli ve sistematik bir mobbing vakasının yattığı vurgulanmıştır. Elinde atel varken çalışmaya zorlanma, alınan sağlık raporunun keyfi olarak onaylanmaması, işten çıkarılma tehdidiyle ameliyatın geciktirilmesi ve personelin kasten küçük düşürülmesi gibi ağır iddialar gündemdedir. Yargıtay, davalı kamu görevlisinin bu şekilde hareket etmesinin, görevin doğal ifasıyla ilişkilendirilemeyecek kadar şahsi bir tutum olduğunu ve kişisel kusur oluşturduğunu açıkça saptamıştır.
Yargıtay kararına göre, kişisel husumete veya şahsi haksız fiile dayanan bu tür iddialar Anayasa kapsamında korunan idari hizmet kusuru zırhına dâhil edilemez. Bu nedenle, mobbing iddialarının özü itibarıyla doğrudan eylemi gerçekleştiren amire karşı dava açılabileceği ve pasif husumetin doğru yöneltildiği kabul edilmiştir. Mahkemelerin yapması gereken, davacının baskı ve psikolojik taciz iddialarının gerçekliğini araştırıp işin esasına girerek bir sonuca ulaşmaktır.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davalıya husumet yöneltilebileceğini ve işin esasının incelenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.