Karar Bülteni
YARGITAY 10. HD 2023/11875 E. 2024/383 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 10. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2023/11875 |
| Karar No | 2024/383 |
| Karar Tarihi | 22.01.2024 |
| Dava Türü | Hizmet Tespiti |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hizmet tespiti davası kamu düzenine ilişkindir.
- Kesintisiz çalışmalarda süre işin bitiminden başlar.
- Hak düşürücü süre beş yıl olarak uygulanır.
- Kuruma belge verilmesi hak düşürücü süreyi keser.
Bu karar, iş hukukunda büyük bir öneme sahip olan hizmet tespiti davalarında hak düşürücü sürenin başlangıç anının nasıl hesaplanması gerektiği hususuna kesin bir açıklık getirmektedir. Hizmet tespiti davaları, işçilerin sosyal güvenlik haklarının korunması amacıyla kamu düzenini yakından ilgilendiren bir nitelik taşımaktadır. Yargıtay bu kararında, işçinin aynı işverene ait işyerinde aralıksız olarak çalışmaya devam etmesi durumunda, kuruma bildirilmeyen geçmiş çalışmalar için öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin, çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren başlayacağını hukuken netleştirmiştir. Başka bir deyişle, kesintisiz devam eden iş ilişkilerinde süre, iş akdinin feshedildiği tarihten itibaren hesaplanmalıdır.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Uygulamada yerel mahkemeler sıklıkla, kuruma bildirilmeyen ilk dönemin üzerinden beş yıl geçmiş olması gerekçesiyle davaları hak düşürücü süre yönünden reddetme eğilimine girebilmektedir. Ancak Yargıtay'ın bu içtihadı, işçinin çalışmasının blok halinde ve kesintisiz olduğu durumlarda, parçalı bir süre hesabı yapılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle karar, uzun yıllar aynı işyerinde kayıt dışı veya eksik bildirimle çalıştırılan işçilerin hak kaybına uğramasını engelleyecek, sosyal güvenlik hakkının özünü koruyan sağlam bir uygulama rehberi niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, askerlik dönüşü 08.07.2002 tarihinde davalı şirkete ait baklava üretim işyerinde çalışmaya başladığını ve iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği 2020 yılına kadar burada kesintisiz olarak hizmet verdiğini iddia etmiştir. Davacı, geçirdiği bir ameliyat sonrası SGK kayıtlarını incelediğinde sigorta başlangıç tarihinin gerçek işe giriş tarihi olan 2002 yılı yerine 06.12.2005 olarak gösterildiğini ve bu tarihler arasındaki primlerinin yatırılmadığını fark etmiştir. Bu sebeple işçi, 08.07.2002 ile 06.12.2005 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen ve kuruma bildirilmeyen sigortalı hizmet süresinin tespitini talep etmiştir. Davalı işveren ise işçinin 06.12.2005 tarihinde işe başladığını, daha öncesinde bir çalışması olmadığını, işçinin mazeretsiz devamsızlık yapması nedeniyle sözleşmesinin kendileri tarafından haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Hizmet tespiti davalarının temel yasal dayanağı, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m.79/10 hükmü ile yürürlükteki yasal düzenlemelerdir. Bu kanun maddesine göre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti davası açabilirler. Buradaki beş yıllık süre bir zamanaşımı değil, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü süre niteliğindedir ve sürenin dolmasıyla dava açma hakkı ortadan kalkar.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirdiğinden, bu davaların özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. İşverenin, işçiye ait işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu gibi belgelerden en az birini kuruma vermiş olması halinde, kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu kabul edilir ve artık 506 sayılı Kanun m.79/10 uyarınca öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin işlemesinden söz edilemez.
Ayrıca, işçinin aynı işverene ait işyerinde çalışmasının aralıksız biçimde (kesintisiz) devam etmesi durumunda hak düşürücü süre, bildirimsiz geçen ilk dönemin sonundan değil, eylemli çalışmanın tamamen sona erdiği yılın sonundan itibaren işlemeye başlar. Kesintisiz çalışma olgusu, hak düşürücü sürenin başlangıç anını doğrudan erteleyen temel hukuki prensiptir. İş hukukunun koruyucu yaklaşımı ve sosyal güvenlik hakkının anayasal niteliği, bu sürenin dar yorumlanmamasını gerektirmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçi 08.07.2002 ile 06.12.2005 tarihleri arasındaki kuruma bildirilmeyen çalışma süresinin tespitini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesi ise davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermiş ve Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuştur. Ancak Yargıtay incelemesinde, derece mahkemelerinin hak düşürücü süre hesabında yanılgıya düştüğü saptanmıştır.
Dosya kapsamındaki Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları incelendiğinde; davalı işverene ait sicil numaralı işyerlerinden davacı adına 06.12.2005 ile 28.07.2020 tarihleri arasında yapılmış kesintisiz nitelikte bildirimli çalışmalar bulunduğu görülmektedir. Davacı, bu işyerindeki hizmetinin sona erdiği 2020 yılının hemen akabinde, 13.08.2020 tarihinde eldeki hizmet tespiti davasını açmıştır.
Yargıtay, işçinin çalışmasının kesintisiz olarak devam ettiği hâllerde hak düşürücü sürenin, hizmetin tamamen sona erdiği yılın sonundan itibaren başlayacağını vurgulamıştır. Buna göre, davacı işçinin çalışması 28.07.2020 tarihinde son bulduğundan, kanunda öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre, 2020 yılının sonundan itibaren işlemeye başlayacaktır. Dava 13.08.2020 tarihinde açıldığı için, kanunun aradığı beş yıllık hak düşürücü süre henüz geçmemiştir. Mahkemenin, davanın süresinde açıldığını gözeterek işin esasına girmesi, delilleri toplaması ve kesintisiz çalışma iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığını değerlendirerek bir sonuca ulaşması gerekirken, davanın usulden reddine karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin yerel mahkeme kararının hatalı olduğuna hükmederek kararı bozmuştur.