Anasayfa Karar Bülteni AİHM | MAKKI | BN. 2023/10297

Karar Bülteni

AİHM MAKKI BN. 2023/10297

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM Dördüncü Bölüm
Başvuru No 2023/10297
Karar Tarihi 31.03.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Mekanik tespit tedbiri son çare olmalıdır.
  • Psikiyatrik kısıtlamalar orantılı ve kısa süreli olmalıdır.
  • Uzun süreli kısıtlama insan haysiyetine aykırıdır.
  • Kısıtlamanın zorunlu olduğu yetkililerce kanıtlanmalıdır.
  • İdari gecikmeler uzun kısıtlamayı meşru kılmaz.

Bu karar, psikiyatri hastanelerinde tedavi gören ve kriz anlarında kontrol altına alınması gereken hastaların mekanik tespit (yatağa bağlama) gibi zorlayıcı tedbirlere maruz kalması durumunda, insan hakları standartlarının nasıl uygulanacağına dair kritik bir çerçeve çizmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bireylerin kendi can güvenlikleri ve çevrelerindeki sağlık personelinin korunması amacıyla dahi olsa, fiziksel kısıtlama tedbirlerinin mutlak bir zorunluluk taşımadan ve makul süreyi aşacak şekilde uzatılmasının insan haysiyetiyle bağdaşmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, bu tür olağanüstü tedbirlerin ne zaman bir güvenlik aracı olmaktan çıkıp işkence ve kötü muamele yasağının ihlali haline geldiğini belirlerken, kısıtlama süresinin uzatılmasının gerekliliğini ispat yükünün tamamen Devletin omuzlarında olduğunu güçlü bir biçimde vurgulamıştır.

Söz konusu karar, yalnızca başvuruya konu olan devletin değil, Sözleşme'ye taraf tüm devletlerin psikiyatri servislerinde uygulanan zorlayıcı tedbirlere ilişkin yasal mevzuatlarını ve fiili idari pratiklerini evrensel insan hakları standartları ışığında yeniden gözden geçirmeleri gerektiğine dair güçlü bir mesaj içermektedir. Özellikle, benzer nitelikteki ağır psikiyatrik vakalarda, kamu görevlilerinin ve sağlık personelinin güvenliğinin sağlanması ile hastanın temel insan haklarının, vücut bütünlüğünün ve insan onurunun korunması arasındaki hassas dengenin kurulması mutlak bir zorunluluktur. Mahkemenin, on bir günü aşan ve alternatif yöntemler denenmeden sürdürülen bir kısıtlama süresini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesinin açık bir ihlali olarak kabul etmesi, bundan sonraki benzer davalarda ulusal mahkemelerin ve idari birimlerin orantılılık ile gereklilik ilkelerine çok daha katı bir şekilde uymasını gerektiren bağlayıcı ve emsal niteliğinde bir standart yaratmıştır. Bu standart, psikiyatrik bakım altındaki savunmasız bireylerin insan onuruna yaraşır bir şekilde tedavi edilmesini güvence altına almayı hedeflemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Paranoid şizofreni ve hafif düzeyde zihinsel engellilik teşhisi konulmuş olan ve Danimarka'da yaşayan başvurucu, psikiyatri hastanesinde gönülsüz olarak tedavi gördüğü sırada bir hemşireye saldırarak şiddet eyleminde bulunmuştur. Bu şiddet olayının ardından başvurucu, yüksek güvenlikli bir adli psikiyatri tesisine nakledilmeyi beklerken, 3 Haziran 2016 tarihinde hastane yetkilileri tarafından mekanik tespit (kemerle yatağa bağlama) yöntemiyle kısıtlanmıştır. Söz konusu kısıtlama tedbiri 16 Haziran 2016 tarihine kadar, toplamda on üç günden fazla bir süre boyunca kesintisiz olarak devam ettirilmiştir.

Başvurucu, uygulanan bu uzun süreli tedbirin 5 Haziran 2016 saat 09.30'dan sonraki kısmının (toplamda 11 gün 11 saatlik sürenin) hukuka aykırı olduğunu, tıbbi bir zorunluluk taşımadığını ve insanlık dışı ile onur kırıcı muamele yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek Danimarka ulusal makamlarına karşı tazminat davası açmıştır. Yerel derece mahkemesi, mekanik kısıtlama işleminin tamamen yasal olduğuna hükmederek tazminat talebini reddetmiştir. Ancak Bölge Yüksek Mahkemesi, kısıtlamanın ilerleyen aşamalarında yasal prosedürlere uyulmadığı gerekçesiyle başvurucu lehine kısmi bir manevi tazminata hükmetmiştir. Bununla birlikte, ulusal mahkemeler uygulamanın bütünüyle bir insan hakları ihlali teşkil ettiğini kabul etmemiştir. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından başvurucu, bu son derece uzun süreli fiziksel kısıtlamanın Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal ettiği iddiasıyla ve manevi tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi (işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı) çerçevesinde derinlemesine bir değerlendirme yapmıştır. Mahkeme, bu hükmün demokratik toplumların en temel ve vazgeçilmez değerlerinden birini güvence altına aldığını, terörle mücadele veya kamu güvenliği gibi en zorlu koşullarda dahi hiçbir istisnaya, derogasyona veya esnetilmeye tabi tutulmaksızın bireylere mutlak bir koruma sağladığını defalarca hatırlatmıştır.

Kararda ayrıca, Danimarka iç hukukunda yer alan Psikiyatride Zor Kullanma Kanunu (Mental Health Act) hükümleri dikkate alınmıştır. Söz konusu ulusal kanun, mekanik kısıtlama ve zorlayıcı tedbirlerin yalnızca kısa süreli olarak ve hasta ile çevresindekilerin yaşam ve sağlığını korumak amacıyla, başka hiçbir alternatifin kalmadığı durumlarda son çare olarak uygulanabileceğini öngörmektedir. İlgili yasal düzenlemeler, kısıtlamanın kural olarak birkaç saati aşmaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Yerleşik AİHM içtihatlarına ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi standartlarına göre, psikiyatrik hastalara yönelik fiziksel kısıtlama tedbirleri, yalnızca son derece istisnai durumlarda ve hastanın kendisine veya başkalarına derhal zarar vermesini engellemek için mevcut tek araç olduğunda meşru kabul edilebilir. Mahkeme, bu tür kısıtlamaların süresinin kesinlikle orantılı olması ve hastanın onurunu hiçbir şekilde zedelememesi gerektiğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Günlerce süren yatağa bağlama gibi aşırı uygulamaların, hastada telafisi imkansız acı, korku ve aşağılanma duygusuna yol açabileceği, bu nedenle çok sıkı bir tıbbi gözetim ve sürekli bir gereklilik testi gerektirdiği vurgulanmıştır. İnsan onurunun her koşulda, özellikle de kişinin Devletin kontrolü altında ve savunmasız olduğu durumlarda korunması gerektiği prensibi, bu davada başvurulan hukuki çerçevenin merkezinde yer almıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, başvurucunun ağır psikiyatrik rahatsızlıkları ve bir sağlık personeline yönelik gerçekleştirdiği ani şiddet eylemi nedeniyle başlangıçta kemerle yatağa bağlanarak kısıtlanmasının, hem personelin hem de diğer hastaların güvenliğini acil olarak sağlamak amacıyla yasal ve haklı bir müdahale olarak görülebileceğini kabul etmiştir. Zaten başvurucu da kısıtlamanın ilk iki günlük aşamasına herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Ancak Mahkeme'nin asıl inceleme ve eleştiri odak noktası, tehlikenin büyük ölçüde yatıştığı 5 Haziran 2016 tarihinden itibaren devam eden ve tam 11 gün 11 saat boyunca kesintisiz olarak sürdürülen aşırı uzun kısıtlama aşaması olmuştur.

AİHM, olayların geçtiği dönemde Danimarka yasa koyucusunun mekanik kısıtlama kullanımını ülke genelinde azaltma ve bu tedbirin kural olarak sadece birkaç saati aşmayacak şekilde uygulanmasını sağlama yönündeki yasal amacını ve reformlarını dikkate almıştır. Başvurucunun günlerce yatağa bağlı tutulmasının, hem güncel ulusal mevzuatın hedefleriyle hem de Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi tarafından belirlenen modern psikiyatrik bakım standartlarıyla açıkça uyumsuz olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, kısıtlamanın bu denli olağanüstü bir süre boyunca uzatılmasını haklı çıkaracak nitelikte, başvurucunun personeli veya kendisini tehdit eden sürekli, somut ve derhal bir tehlike arz ettiğine dair idare tarafından yeterli ve ikna edici tıbbi kanıt sunulmadığına kanaat getirmiştir.

Hükümet, yüksek güvenlikli bir tesise nakil işlemlerinin gecikmesi, personelin güvenliği ve başvurucunun öngörülemez durumu nedeniyle söz konusu kısıtlamanın zorunlu olarak sürdürüldüğünü iddia etmiş olsa da, Mahkeme, idari veya lojistik gecikmelerin bir hastanın günlerce yatağa bağlanması için meşru bir mazeret olamayacağını belirtmiştir. Böylesine uzun bir sürenin gerekliliğinin tam olarak ispatlanamadığı vurgulanmıştır. Kısıtlamanın günlerce uzatılmasının, başvurucunun insanlık onuruna saygı göstermediği, onu fiziksel ve psikolojik olarak ciddi bir acı ve sıkıntıya maruz bıraktığı sonucuna varılmıştır. Kimyasal kısıtlama veya daha yoğun personel gözetimi gibi alternatif ve daha hafif önlemlerin yeterince değerlendirilmemesi ve kısıtlama işleminin tıbbi bir zorunluluk olmaktan çıkıp tamamen bir asayiş ve güvenlik tedbirine dönüşmesi, ihlal tespitinde en belirleyici unsur olmuştur.

Sonuç olarak AİHM Dördüncü Bölüm, başvurucuya uygulanan on bir günü aşan uzun süreli kısıtlama tedbirinin Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında güvence altına alınan insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağını ihlal ettiği yönünde kararı vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: