Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/11213 E. | 2018/6919 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/11213 E. 2018/6919 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/11213
Karar No 2018/6919
Karar Tarihi 13.11.2018
Dava Türü Hakaret ve İftira Nedeniyle Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Manevi tazminat zenginleşme aracı olarak kullanılamaz.
  • Tazminat miktarı tarafların ekonomik durumuna uygun olmalıdır.
  • Haksız şikayet ve iftira kişilik haklarını ihlal eder.
  • Ceza mahkemesi kararı haksız eylemin ispatı için önemlidir.

Bu karar hukuken, bir iş ilişkisi veya hizmet sunumu çerçevesinde gerçekleşen haksız suçlamalar, iftira ve mobbing iddiaları bağlamında kişilik haklarının ihlalini tespit etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, haksız yere hırsızlık suçlamasına maruz kalan ve bu suçlaması ceza yargılaması sonucunda kesin bir iftira olarak tescillenen mağdurun manevi tazminat talebini tereddütsüz bir şekilde haklı bulmuştur. Ancak kararın asıl hukuki vurgusu ve yargı sistemine mesajı, tazminat hukukunun temel prensiplerinden olan manevi tazminatın sınırları ve takdir hakkının kullanımı üzerinedir. Hükmedilecek tazminatın bir ceza olmadığı, sadece bozulan manevi huzuru tesis etme işlevi gördüğü net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle hükmedilecek manevi tazminat miktarlarının belirlenmesi noktasında mahkemelere çizilen sınırlarda kendini göstermektedir. Uygulamadaki önemi, alt derece mahkemelerinin tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın oluş şeklini ve kusur oranlarını daha hassas bir teraziyle tartması gerektiği yönündeki uyarıdır. Bir kişinin iftiraya uğraması şüphesiz ağır bir kişilik hakkı ihlalidir; ancak yargının vereceği karar, zenginleşme yasağı ilkesiyle dengelenmeli ve salt mağduriyetin büyüklüğüne odaklanarak orantısız rakamlara hükmedilmesinin önüne geçilmelidir. Bu yönüyle karar, tazminat davalarında takdir yetkisinin mutlaka objektif kriterlere dayandırılması gerektiğine dair çok güçlü bir rehber niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı, yöneticiliğini davalının yapmakta olduğu bir sitede beden eğitimi öğretmeni ve spor koordinatörü olarak görev yapmaktayken, işine haksız yere son verildiğini ve yönetici tarafından kendisine uzun süre mobbing uygulandığını belirterek eski yöneticisine karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temel nedeni, davalı yöneticinin sadece işten çıkarma süreciyle yetinmeyip davacıyı haksız yere hırsızlık yapmakla suçlaması ve hakkında karalayıcı şekilde iftirada bulunmasıdır. Davacı, bu hırsızlık suçlaması nedeniyle ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde davalının iftira suçundan hapis cezası aldığını, yaşanan bu olaylar silsilesi yüzünden mesleki kariyerinin ve kişisel itibarının zedelendiğini, ağır bir psikolojik yıkım yaşadığını ifade etmiştir. Yaşanan haksız fesih, mobbing, hakaret ve özellikle ceza mahkemesi kararıyla da kesinleşen iftira eylemleri nedeniyle kişilik haklarının telafisi güç şekilde zarara uğradığını ileri süren davacı, bu mağduriyetinin bir nebze olsun giderilmesi amacıyla davalıdan manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü noktasında mahkemenin ve Yargıtay'ın dayandığı temel hukuki düzenlemeler, kişilik haklarının korunmasına ve haksız fiil neticesinde doğan manevi zararların tazminine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 49 ve halihazırda yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 uyarınca, kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adıyla bir miktar para ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Kanun koyucu bu düzenleme ile bireylerin manevi bütünlüğünü koruma altına almıştır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, davaya bakan hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken birçok objektif kriteri bir arada değerlendirmek ve göz önünde bulundurmak zorundadır. Saldırı teşkil eden eylemin ağırlık derecesi, olayın meydana geliş biçimi ve kendine has özellikleri, tarafların olaydaki kusur oranları, toplum içinde sahip oldukları mesleki sıfatlar, işgal ettikleri makamlar ile genel sosyal ve ekonomik durumları tazminat miktarını belirleyen en temel unsurlardır. Yasa koyucunun hâkime geniş bir takdir hakkı verdiği bu gibi durumlarda hâkimin, Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi gereğince daima hukuka ve hakkaniyete uygun adil bir hüküm kurması yasal bir zorunluluktur.

Doktrinde yer alan tanımlamalar ve emsal nitelikteki Yargıtay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, hükmedilecek manevi tazminat asla bir ceza veya yaptırım aracı olarak kullanılamaz. Aynı zamanda, malvarlığı hukukuna ilişkin somut bir maddi zararın matematiksel olarak birebir karşılanmasını da amaçlamaz. Bu özel tazminatın özgün niteliği, zarara uğrayan kişide bir nebze olsun manevi bir huzur duygusu doğurmayı, bozulan ruhsal dengeyi onarmayı sağlamaktır. Dolayısıyla, tazminatın sınırı her zaman bu onarım amacına göre belirlenmeli, mağdurda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için hakkaniyeten ne kadar gerekiyorsa o miktarda takdir edilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkeme tarafından yapılan kapsamlı incelemede, davacının iddialarının temelini oluşturan olaylar silsilesi ve yerel mahkemenin bu olaylara hukuki yaklaşımı titizlikle değerlendirilmiştir. Dosya kapsamındaki delillerden, taraflar arasında iş ilişkisinden kaynaklanan ve giderek büyüyen ciddi bir husumet bulunduğu, davacının iş akdinin feshedilmesinin ardından davalı tarafından hırsızlık gibi çok ağır ve onur kırıcı bir suçlamayla karşı karşıya bırakıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Ceza mahkemesinde yapılan uzun yargılama sonucunda, davalının davacıya yönelik hırsızlık suçlamasının tamamen asılsız olduğu ortaya çıkmış ve davalı iftira suçundan ötürü cezalandırılmıştır. Yargıtay, bu durumu davacıya yönelik haksız eylemin ve kişilik haklarına yapılan saldırının somut, şüpheye yer bırakmayan kesin bir delili olarak kabul etmiştir.

Yerel mahkemenin, kesinleşmiş ceza mahkemesi kararına dayanarak davalının haksız eylemini sabit görmesi ve davacı lehine manevi tazminata hükmetmesi Yargıtay tarafından ilkesel olarak doğru bir hukuki adım olarak bulunmuştur. İş ortamında ve sosyal yaşamda haksız yere hırsızlık gibi yüz kızartıcı bir suçla itham edilmek, kişinin hem mesleki kariyerinde hem de sosyal çevresinde onarılmaz yaralar açabilecek nitelikte oldukça ağır bir haksız fiildir. Bu nedenle davacının manevi tazminat hakkının doğduğu tartışmasız bir gerçekliktir.

Ancak Yargıtay, yerel mahkemenin davacı lehine takdir ettiği manevi tazminat miktarını hukuka ve hakkaniyet ilkelerine uygun bulmamıştır. Olayın meydana geliş şekli, vuku bulduğu tarih ve iftira eyleminin ağırlığı değerlendirilse dahi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olamayacağına dair evrensel tazminat hukuku ilkeleri göz önüne alındığında, hükmedilen tutarın bariz bir şekilde fazla olduğu tespit edilmiştir. Manevi tazminatın asli amacının mağduru haksız yere zengin etmek değil, bozulan manevi huzurunu adil ve makul bir şekilde yeniden tesis etmek olduğu vurgulanarak, yerel mahkemenin objektif takdir sınırlarını aştığı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacı lehine daha alt düzeyde ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını davalı yararına bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: